Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri > TSİP

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi SEÇİM SONUÇLARI / TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)
Cevaplar
3
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1093
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05.Kasım.2015, 06:57   #1
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,201
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 655
351 Mesajına 614 Teşekkür Aldı
Post SEÇİM SONUÇLARI / TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

SEÇİM SONUÇLARI-1 / TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)
3 KASIM 2015
AKP seçimleri denilebilir ki ezici bir üstünlükle kazandı. Bir süredir durumun ne olacağını iyi kestiremeyen haramzade takımının memnuniyetsiz mırıltıları bir an önce reform yapılsın daha çok para kazanalım isteklerine dönüştü. Bir başka deyişle bu çevreler AKP'nin bokunda boncuk bulmuşlar gibi "istikrar" sözcüğü ile yatıp istikrar sözcüğü iye uyanmaya başladılar. Bu arada; CHP'yi seçim öncesi, yapıcı politikalar izlediği ile ilgili olarak öve öve bitiremeyenler hemen Kılıçdaroğlu'nun liderliği ile ilgili olarak bir kampanyada başlatıverdiler. Ne yazık ki, bu ikiyüzlü çevrelere bakıp da CHP'nin içinden de bazıları aynı şekilde bir kaşık suda fırtına koparır oldular.
Bizlerin, CHP ile ilgili olarak hiçbir anlamda organik bağı yok yok olmasına da, CHP'nin bazı önemli isimlerinden duyduklarımız bizi epey düşündürmüştür. Bilindiği gibi CHP'nin Genel Kurulu var. Bu genel kurulda kendilerini bir yerlerde görmek isteyenlerin de olduğu bilinmeyen bir şey değil. Seçim akşamı Kılıçdaroğlu bu konu ile ilgili söyleyeceğini söyledi. Partimiz demokratik kuralların işlediği partidir, herkes genel kurulda ne istiyorsa ortaya koyar diyerek kimseye kızmadı, gönderme yapmadı. Oysa bilinen hesapların içinde olanlar; 1 Kasım'da CHP'nin oylarının yerinde saymasını istiyorlardı. Onlara göre CHP'nin oyları artarsa Kılıçdaroğlu da güçleneceği için başarı kazanamazlardı. CHP'nin yerinde saymasının sebebine bunu da eklemek gerekiyor. CHP'nin oylarının artmasından korkan CHP'liler olduğu sürece düşmana ne hacet ki?
Gelelim bugün özellikle değinmek istediğim konuya. Bilindiği gibi HDP'nin arkasına takılan sol ve sosyalist olduğunu söyleyen yapılar da popülizan politikalara kendilerini öyle bir kaptırdılar ki, 1 Kasım seçimlerinde yaşanan yenilgi onların aklını başına getirmeye yetmez daha benzer birkaç 1 Kasım yenilgisi yaşamalılar ki, ancak o zaman sol ve sosyalistler olup bitenleri sorgulayıp özüne dönebilir diye düşünüyoruz. Daha önce HDP ile ilgili eleştirilerimizde birçok konuya değindik. Bunları yinelemeyi gereksiz görüyoruz.
Nedir bugün değinmek istediğimiz konu?
Bincisi; HDP ve bileşenleri kendilerini parlamentarizme öyle kaptırdılar ki, kimse seçim meçim konusunda maşallahları var ellerine su dökemez. Üstelik de yarıştıkları egemen güçlerle eşit olmayan koşullarda mücadeleyi de olağanmış gibi sayarak bu yöntemleri benimsediler. 12 Eylül faşizmi solu ve sosyalistleri silmek istediği için %10 barajını koymuş ve halkın gözünde sol ve sosyalist güçlerin hiçbir zaman güç olamayacaklarını kanırta kanırta kabul ettirmeye çalışmıştı.
Bugün de %10 barajı aynen duruyor. Oysa HDP kendisini bırakalım sol ve sosyalist saymasını demokrat bile sayıyor olsaydı, TBMM'de bulunduğu dönemde bu konuyu hiçbir zaman gündemden düşürmez her fırsatta gündeme getirerek politik olarak bastırırdı. Bunu yapmak bir yana heves bile etmedi. Çünkü HDP'lilere sorarsanız zaten onların baraj sorunu yoktu.
Olmadığına göre de işine bakar, arkasına takılan sol örgütlerin de yapabilecekleri bir şeyleri olmadığı için oylarını alır otururdu. Bu gerçek ülkemizdeki koşulların da denk düşmesiyle 7 Haziran'da HDP lehine gerçekleşti. HDP artık %10'ları aşmış, bundan sonraki konuşacağı rakamlar çıtanın daha yükseltilmesi ve varıp %20'lere dayanması olmalıydı.
1 Kasım seçimlerinde HDP barajı ancak ve ancak yurtdışı oylarıyla zar zor aştı. Bu da gösterdi ki, HDP'nin bile onca yığınsallığına karşın baraj sorunu hâlâ vardır. Zar zor %10 barajını geçmiştir. Dolayısıyla HDP'nin tıpkı AKP gibi %10 barajı ile ilgili hiçbir sorunu yokmuş gibi davranması ilginçtir ve açıklanması gereken bir konudur.
İkincisi; HDP seçim bildirgelerinde bir "Büyük İnsanlık" sözü tutturmuş gitmektedir. Haydi, HDP'yi anlıyoruz, çünkü HDP sosyal devrimlerin yerini etnik köken, inanç farklılıkları ve marjinal grupların radikal demokrasi adını verdikleri bir mücadeleyle başarıya ulaşacaklarını savlıyorlar.
Peki, HDP'nin bileşenleri olduklarını söyleyen sol ve sosyalist olduklarından kuşku duymayanlara ne denebilir ki? İnsanlık tarihinde "Büyük İnsanlık" olarak anılanların büyüklüğünün bir anlamı var mıdır acaba?
"Büyük İnsanlık" olarak anılan kesimler büyüklük sıfatını hangi sınıf ve katmanların dışında kalarak kazanmışlardır dersiniz? Bize göre "Büyük İnsanlık" diye sıfatlandırılanların insanlık tarihinde yeri; kandır, gözyaşıdır, zulümdür.
Yani " Büyük İnsanlık" olarak yaftalananlar ne köledir, ne serftir ne de günümüzde olduğu gibi işçi sınıfıdır. "Büyük İnsanlık" ezenlerin, ezilenlerin harmanından ibarettir ki, bu da toplumsal çelişkilerin üstünü örtüp görmemekten gelme gayretinden başka bir şey değildir. İşte HDP'nin "Büyük İnsanlık" olarak saptadığı kesimler ne yazık ki, HDP'yi satışa getirmiş ve insanları cellatlarına yani AKP'ye teslim etmiştir.
Bu yüzden de doğru olan şey sınıf ve katmanların analizini doğru yapmak ve kiminle yolumuza yürüyeceğimize karar vermektir.
HDP başka kulvarda durduğunu saklamıyor, bu yüzden de yoluna istediği gibi hatta sol bir parti olmadığını da söyleyerek devam edebilir.
O HDP'nin bileceği iştir. Sol ve sosyalist düşüncede olanlarsa işçi sınıfını öğretisel ve eylemli olarak öncü görmedikleri sürece sol ve sosyalist olmanın dışındadırlar.
İşte bu kadar kavram kargaşasını bir arada yani kırk tane tilkinin kuyruklarını birbirine değmeden devam ettirmek; değil HDP'nin, cambaz oğlu cambazların bile gücü yetmeyeceğinden hesap böyle kilitlenir ve buzdolabına kaldırılan AKP'nin "çözüm süreci" geri getirilip Kürtlerin burnuna dayayıverilir.
PKK'da bir oyun kurucu olarak Hakan Fidan olmazsa başka bir fidanla "çözüm süreci" masasına oturuverir ki, 7 Haziran'dan bu yana yaşamını yitirmiş olan askerler, polisler, pek çok insanımız ve PKK'lı Kürt gençleri de AKP'nin iktidarı için canlarını yitirmiş olurlar o kadar…
***********************
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI:
http://www.tsip1974.com/yeni_sayfa_317.htm
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)
SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY
KURULUŞ: 15-16 HAZİRAN 1974
ORGANIZATIONS: 15-16 JUNE 1974
WEB SİTESİ:
http://www.tsip1974.com/
https://www.facebook.com/wwwtsip1974com
https://twitter.com/TsipGenelMerkez
MAİL ADRESLERİ:
[email protected]
[email protected]
[email protected]
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.Kasım.2015, 06:57   #2
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,201
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 655
351 Mesajına 614 Teşekkür Aldı
Post SEÇİM SONUÇLARI - 2 / TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

4 KASIM 2015
Sol ve sosyalist sol seçimlere niye girer?
Elbette meydanı burjuva partilerine bırakmamak ve insanların genellikle seçimlerde politize oldukları bilindiği için daha yaygın propaganda yaparak sola ve sosyalizme insan kazandırmak ve gerçek kurtuluşun sosyalizmde olduğu gerçeğini yığınlara anlatabilmek ve mücadele azmi kazandırmak için.
Peki, bunlardan hiç değil bir tanesinin gerçekleştiğini gönül rahatlığı ile söylememiz olası mıdır?
Kesinlikle hayır?
Bir kez bu seçimlere Komünist Partisi ve Halkın Kurtuluş Partisi'nden başka soldan seçimlere giren parti yok. Vatan Partisi'ni saymıyoruz çünkü bu parti zaten nasyonal sosyalist yani faşist bir çizgide kendisini ifade ediyor. Dolayısı ile Vatan Partisi'nin bu seçimlerde aklımızda kalan ve dile getirdiği tek şey ise Doğu Perinçek'in "Vatan Kahramanı" payesine erişmiş olmasıdır. Çünkü Gazi Derneklerinden birinden 'Vatan Kahramanı' nişanı aldı.
Diğer iki partiye gelince meydanı bu seçimlerde burjuva partilerine bırakmışlar mıdır bırakmamışlar mıdırlar? Türkiye genelinde yaptıkları seçim çalışmalarına bakara söyleyebiliriz. Her ikisi de belli kentlerde ve belli kentlerin bilinen merkezlerinde bildiri dağıtmanın ötesinde bir çalışma yapmış değillerdir. Hoş bunun için de zaten seçime gerek yoktur, seçim olmadığı zamanlarda da bu tür çalışmalar zaten yapılabilmektedir. Bir diğer önemli nedense sol ve sosyalist partiler seçime girme hakkını kazanmak için çok büyük bir çaba harcamaktadırlar, bu çabaları da seçime girme hakkını elde etmenin ötesine geçememektedir.
Sol ve sosyalist partiler seçimlere girseler bile geniş halk yığınlarının zaten seçenekleri arasında yer almadıkları için kendilerini kitleler arasında yeterince tartıştıramamakta ve hatta hiç tartıştıramamaktadır. Bunun başka nedenlerine inmeden iki nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Birisi %10 seçim barajı olduğu için sol ve sosyalist partilerin kitlelerin gündemine hiç girmemiş olması, diğeri ise sol ve sosyalist partilerin geniş halk yığınları nezdinde sosyal bir vakıa olmayı başaramamalarıdır.
Seçimlere girme gerekçesini sol ve sosyalist partiler eğer parlamentarist de değillerse salt propaganda yapacağız, meydanı burjuva partilerine bırakmayacağız gerekçesiyle girdiklerini söylüyorlarsa acaba bu durum inandırıcı olabilir mi?
Olamaz çünkü propaganda her dönem yapılabildiğine göre bu gerekçenin altı boştur. Madem seçimlere giriliyor 12 Eylül faşizminin dayattığı %10 barajına da gerekli vurgu yapılıp bu gerçek yığınların gündemine getirilemiyorsa burada bir tek gerçek öne çıkıyor, o da burjuva demokratlığını bile bir kenara koymuş olan burjuvazinin koşullarına evet denilerek bir aksesuar konumuna düşülmesidir.
Örneğin biz TSİP'liler başarabilsek de parlamentoya milletvekili gönderebilsek diye düşünüyoruz. Ama bu koşullarda da bir olanaksızlıkla karşı karşıya olduğumuzu iyi biliyoruz. Durum bu iken sol ve sosyalist yapılar seçimlere birlikte girerek bir ölçüde de olsa dayatılan koşulları zorlayabilirler. Ve hatta bazı bölgelerde bağımsız adaylar gösterip diğer yerlerde de birlikte seçimlere girerek bir işe girişilmişse hakkını verme şansı elde edebilirler. Birlikte seçime girme konusunu hangi parti gündeme getirip muhatap sayabilecekleri kesimlerle konuşma gereği duymuştur? Hiç biri. Bu yüzden de bu partilerin seçimlere girmesinin ne kendileri için ne de sol ve sosyalist güçler açısından bir getirisi yoktur.
Komünist Partisi'nin seçimlerde işlediği propaganda şekli soyut komünizm propagandasından ibarettir. Daha bir açık söylemek gerekirse emekçi yığınlar açısından ne söylendiği pek anlaşılmayan aydın seslenişlerinden ibarettir. Komünist Parti, partiyi örgütlemek için seçimlere girmez ki, seçimlere girildiğine göre zaten bir ölçüde de olsa örgütlenilmiş demek değil midir, değilse ki değil, kağıt üzerinde ayağı yere basmayan örgütlenmeyi, seçim sırasında söylenen birkaç parlak söz söylemekle mi başarabilecektir? Özet olarak söylemek gerekirse KP ne söylerse söylesin seçimlerin üzerine yıktığı artı maddi ve manevi yükün dışında bir kazancı olmayan bir sonuç elde etmiş olup konunun ciddi ciddi başka partilerle tartışılmasında yarar vardır.
Zaten TKP iken kurulması yoluna gidilen bölündükten sonra ne olduğu belirsizleşen "Sol Cephe" ye ne olmuş, buzdolabında beklemeye mi alınmış yoksa hepten mi tarih olup gitmiştir?
Seçimlerde bile biraraya gelmeyi başaramayan 'Haziran Hareketi'ne ne buyurulur?
Gelelim Halkın Kurtuluş Partisi'ne. Bu partinin seçim propagandalarına bakıldığı zaman halk neresine bakacak da bu partinin sosyalizmi savunduğunu çıkaracak? Emperyalizm ve Amerika karşıtı tumturaklı sözlerini bir kenara koyarsak işçilerin öğretisi olan sosyalizmi anımsatacak hangi konulara işaret edilmiştir de insanların aklında hangi söyledikleri kalmıştır?
Sonuç olarak bizim bu eleştirilerimize acaba sorusunu bile sormaksızın kinleneceklerini biliyoruz. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'ne kinlenmek ne yazık ki kimseyi içine düştüğü kuyudan çıkarmaz. Aksine bu yönde davrananlar her gün biraz daha derine batarak ya bölünerek sorunlarını çözerler ya da kastlaşıp tam bir tarikat haline gelerek. Biz isteriz ki, söylediklerimiz dikkate alınsın. Söylediklerimizden dolayı eleştirileceksek eleştirilelim. Çünkü eleştirilirsek, eğer eleştiriler de dostlarımızdan geliyorsa bu bize güç verir kuvvet verir, aynı zamanda da yanlışlıklarımızı düzeltmemiz için bir fırsat yakalamış oluruz.
TSİP olarak açıkça dedik ki, faşizme karşı CHP'yi destekleyeceğiz. Bizim bu politikamız doğrudur. Çünkü bu tehlikenin ne denli büyük olduğunu 7 Kasım seçimleri bir kez daha ilericilerin, devrimcilerin, demokratların, sosyalistlerin önüne koymuştur. Ha, bir de HDP çevresinde tespih gibi dizilen solculara sözümüz var.
7 Haziran seçimlerinde Tayyip'i "Başkan seçtirmeyeceğiz" diyen HDP sözcülerine ne oldu?
Nasıl olmaktadır da AKP ile başkanlık sistemini konuşacaklarını söylemektedirler?
Size söylüyoruz;
SDP, Emek Partisi, Halk Evleri, SYKP, Kaldıraç vs, vs örgütler yoksa siz de mi kandırıldınız?
İşte gerçekler böylesine direngendir.
Rüzgâra karşı işerseniz sidiğiniz gelir üstünüze yapışır…
***********************
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI:
http://www.tsip1974.com/yeni_sayfa_317.htm
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)
SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY
KURULUŞ: 15-16 HAZİRAN 1974
ORGANIZATIONS: 15-16 JUNE 1974
WEB SİTESİ:
http://www.tsip1974.com/
https://www.facebook.com/wwwtsip1974com
https://twitter.com/TsipGenelMerkez
MAİL ADRESLERİ:
[email protected]
[email protected]
[email protected]
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Kasım.2015, 06:27   #3
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,201
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 655
351 Mesajına 614 Teşekkür Aldı
Standart SEÇİM SONUÇLARI - 3 / TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

5 KASIM 2015
Seçimler bitti. Solun bir kısmı HDP'yi destekledi, bir kısmı kendisi seçimlere girdi, TSİP ve Devrimci Halk Partisi ise Türkiye'nin demokratikleşmesi savıyla CHP'yi desteklerken, bir kısmı da sandığa gitmeyerek müthiş bir "devrimci" tutum izlemiş oldu. Solun yaptıklarına bakmadan önce ortaya çıkan sonuçlara bakıp bu sergilenen tutumla ilgili olarak birkaç söz etmek daha yararlı olur sanırım.
Seçimleri AKP kazandı. Hem de 317 milletvekili çıkararak. Böyle bir sonuç karşısında sol ve sosyalist sol kesimlerin tutumunu ele alırsak hangi sonuçlara ulaşırız acaba? Sözü evirip çevirmeden ben bir tanesini ve en önemlisini söyleyeyim örneğin. Solun ve sosyalist solun bu anlaşılmaz tutumu sonucu denilebilir ki, diktatörler, şeriat yanlıları, hırsızlar, demokrasi ve özgürlük düşmanları özetle faşist kesim olarak nitelendirdiğimiz AKP ezici bir zafer kazanmıştır.
Böylesi bir sonuçta bizim burnumuzdan kıl aldırmayan solculuğumuzun esamisi okunur mu derseniz; okunmaz ama karşıtlarımızın zafer kazanmasını da büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. 1 Kasım günü yapılan seçimler de aynen böyledir. Bizler kendi karşıtlarımıza bir güzel zafer kazandırdık dersek abartmış olmayız.
Önce sağ ve şeriatçı güçlerle demokrasicilik oynayanlardan söze başlamak istiyorum.
Biliyorsunuz seçim günü Akit Gazetesi, seçimin kâfirlerle Müslümanlar arasında yapıldığının başlığını attı. Bu tehlikeli ve insanlık düşmanı başlığın altında yatan gerçekleri sanıyorum ki, bilmeyen aklı başında bir tek kişi yoktur. Akit Gazetesi denildi mi herkesin aklına Abdurrahman Dilipak gelir. O Abdurrahman Dilipak ki, bir zamanlar birçok solcu bozuntusuyla televizyonlarda, İnsan Hakları Derneği'nin düzenlediği birçok konferanslarda ne ahkâmlar kesti ne ahkâmlar.
Bu tür adamları siyaset sahnesinde solun kitlesinin önüne çıkaranlar da büyük ölçüde bugün HDP'nin çevresinde kümelenen solcu taifesi oldu. Yine Şeyh Sait'in heykelini hangi saiklerle Diyarbakır merkezine diktilerse ve Saidi Nursi gibi adamları Kürt halkının önüne sanki bir rehbermiş gibi niye çıkardılarsa çıkaranlar elbette bu yaptıklarının karşılığını alacaklardır.
Ne diyor Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin? Biliyorsunuz Fatma Şahin saraydaki adamın en yakınlarından birisidir. Şahin'e göre AKP Hendek Savaşı'nı kazanmıştır. Bu sözün anlamı şudur: Bugün şehirlerde hendek kazarak direnmeye çalışan Kürtlere karşı bir savaş kazanmıştır, bir de kâfir ilan edilenlere karşı tıpkı tarihte olduğu gibi Hendek Savaşı'nı kazanmıştır AKP. Durum bu kadar açıkken soldan seçimlere giren Komünist Partisi'nin karman çorman ve anlaşılmaz seçim sonuçların ele alan bir bildiri yayınlaması ise dikkat çekicidir. Neymiş efendim Komünist Partisi 4-5 ay içinde oylarını beşe katlamışmış. Neymiş efendim, Komünist Partisi seçim açıklaması ile ilgili sıraladığı maddelerin daha ilk maddesinde ne denli hayal aleminde gezindiğini göstermiş, diğer maddeleri de dolgu sözleri olarak çiziktirip geçmiştir. Bir ders alınmadığının açıkça dile getirilmesidir bu tutum aslında.
İlk madde şöyle:
"Bu sürecin 7 Haziran etabında, muhalefetteki düzen partilerinin yarattığı yanılsamalara rağmen kazanan halk değildi. Şimdi 1 Kasım seçimlerinde de kaybeden halk değildir. Halk sandıkta kazanmaz, sandıkta kaybetmez."
Kazanmak ve kaybetmek nedir? Bizim halkımızın günlük yaşamında yitirdiklerinden bu denli uzak ve sırça köşkte politik hesap yapmanın sonuçları kime yarar acaba? Öyle ya, yarışanlar da, kaybetme ve yitirme hesapları yapanlar da düzen partileriyse, biz yüksek bir tepeden onları seyrediyorsak ülkemizde çekilen bunca acı niyedir dersiniz?
"…Halk sandıkta kazanmaz, sandıkta kaybetmez"miş.
O zaman niye seçimlere girip bunca yırtınıyorsunuz ki? Çıkın halkımızın önüne o yüce gönüllülüğünüzle; sizi ancak devrim kurtarır, bekleyin deyin olsun bitsin. Bu sözlerin anlamı aşağı yukarı budur. Sizler, demokrasi mücadelesine inanmıyorsunuz, kaybetmeyecek halk tarifine kalkışıyorsunuz ama her ne hikmetse elinize yüzünüze bulaştırıyorsunuz. Sizin halk dediğiniz yığınların elbette giriştikleri mücadelede kazanımları olmalı, sizin halk dediğiniz yığınlar elbette demokrasi mücadelesi okullarında pişip düşmanla nasıl savaşılacağını öğrenmeli ki, bir gün kendilerinde YETER deyip ayağa kalkacakları iradeyi bulabilsinler. Yoksa sizin halk dediğiniz yığınlar sindirilerek, kandırılarak yarım asırdan uzun bir süredir oy davarı haline getirilmiştir oy davarı.
Bu yüzdendir ki, tıpkı sizin açıklamalarınız nasıl şaka gibiyse 1 Kasım seçimlerinin sonucu da şaka gibi olmuştur. İşte bunca akademisyen, bunca solcu taifesi bu gerçekleri bu yüzden iyi okuyamamaktadır.
Büyük Ozanımız Nazım Hikmet bir şiirinde:

Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
…"
Derken niye halk dalkavukluğu yapmamıştır da siz, üstelikte onca sınıf ve katmanları içinde barındıran halka bu payeyi biçerek kendinize ajitasyon çekip niye kendinize yazık ediyorsunuz. Ha bir de başkalarına dokundurmada bulunuyorsunuz ya düzenin solcuları vs diye, (böyle olanlar da vardır kuşkusuz) ama öngörüsüz ve sırça köşklerde komünizm güzellemesi yapmak da bir o kadar düzen içi değil midir ne dersiniz?
Evet, sol ve sosyalist solun gösterdiği basiretsizlik ve sallama politikaları ortada. Kazanan halk olmadığına, kaybeden de halk olmadığına göre demek ki bizler gerici ve faşist partilerin hep iktidar olup tepemizde Demokles'in kılıcı gibi sallandığında kazanıyorsak ne gam değil mi? Ama olmuyor işte. Evdeki hesap çarşıya uymuyor. İçinde bulunduğumuz tehlikeli ortam süslü püslü laf kalabalığı ile geçiştirilecek gibi değil maalesef. İşte bu yüzdendir ki, sol ve sosyalist sol hemen bugünden başlayarak kağıtları karacak ve oyun masasına yeniden dönecektir. Dönmek zorundadır. Sonucu ise taşların yeniden yerine konması ve bugüne kadar atmasyon politikaların yerini daha anlamlı, daha kalıcı ve mücadeleci politikalara bırakması kaçınılmaz olacaktır.
AKP'ye kızıp CHP'ye hayıflanarak, mevcut bütün partileri de aynı kefeye koyarak veryansın etmek çıkar yol değildir. Elbette sistem içi partiler de bire bir birbirlerinin aynı partiler değildir. Bu gerçeği iyi okuyamazsak bütün sözü edilen partileri aynı tarafta kabul eder ve kılıç oynatmaya başlarsak daha çok Recep Tayyip Erdoğan'ın Mıktarlar (muhtarlar) toplantısında sözlü ve fiili saldırılarına muhatap oluruz ki, Doğan medya gibi bazıları teslim bayrağını çeker hizaya girer, bizlerse asiliği ve yenilmezliği ile birer Dadaloğlu olup çıkarız…
Bu yüzden bilinsin isteriz ki TSİP bu ülkenin Dadaloğlusudur o kadar…
***********************
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI:
http://www.tsip1974.com/yeni_sayfa_317.htm
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)
SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY
KURULUŞ: 15-16 HAZİRAN 1974
ORGANIZATIONS: 15-16 JUNE 1974
WEB SİTESİ:
http://www.tsip1974.com/
https://www.facebook.com/wwwtsip1974com
https://twitter.com/TsipGenelMerkez
MAİL ADRESLERİ:
[email protected]
[email protected]
[email protected]
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Kasım.2015, 06:30   #4
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,201
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 655
351 Mesajına 614 Teşekkür Aldı
Standart SEÇİM SONUÇLARI - 4 / TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)

6 KASIM 2015
Ülkemizde sol ve sosyalist parti ve çeşitli eğilimde örgütler alabildiğine hata içindeyse, bu hataların demokratik kitle örgütlerine yansımamış olması düşünülebilir mi? Bugün demokratik kitle örgütü görevini üstlenmiş olan sendika, dernek, oda vb örgütlere baktığımız zaman içler acısı bir görüntü söz konusudur.
Öncelikle ifade etmek istiyoruz ki, emek yanlısı politik hareketlere yansıyacak ciddi bir demokratik kitle örgütlenmesinden söz etmemizin neredeyse olanağı yok gibi. Geçmişte çeşitli aksaklıklar olsa bile DİSK, işçi sınıfımızın sendikal örgütlenmesi konusunda dikkate alınmadan geçilecek bir örgütlenme değilken, bugün kitle tabanın yitirmiş, gerek işçilerin örgütlenmesi ve haklarının savunulması konusunda adı var kendisi yok hale gelmiştir. Bu yüzden de DİSK'in gerici, baskıcı ve sömürücü sisteme karşı etkili olduğu söylenemediği gibi işçiler arasında da geçmişte olduğu gibi DİSK çekim merkezi olma halini yitirmiş bulunmaktadır. DİSK'in yönetim kademesinde ilerici, devrimci ve sosyalist kimselerin bulunmuş olması bile bugün DİSK'e bir canlılık getirememekte, aksine DİSK'e gerçek bir sınıf ve kitle sendikası olma görünümü verilememektedir. Bunun en önemli nedeni hiç kuşku yok ki, sendika yönetiminde yer alan yöneticilerin birinci planda taraf oldukları siyasi çizginin argümanlarını olduğu gibi DİSK'e yansıtmaya kalkmış olmalarıdır.
Bu yönetim anlayışı yüzünden tabanla yönetim arasında olması gereken bağ büyük ölçüde kopuktur. Bu kopukluk yüzünden DİSK'in tabanı git gide gerici ve faşizan görüşlere sahip işçilerden oluşmakta ve hatta DİSK'in bazı sendikalarının yönetimleri bile bu görüşte olanların yönetimine geçmiş bulunmaktadır.
DİSK, elbette işçilerin ekonomik, demokratik, sosyal haklarını savunmakla yükümlüdür. Bunun yanında sınıf bilinçli işçilerin hızla sayılarının artması yönünde DİSK geçmişte olduğu gibi gerekli eğitimi tabanına vermekten bir hayli uzaklaşmıştır. Taban/tavan arasında dikkate değer bir uyumsuzluk söz konusudur. DİSK yönetimi bu nedenle kendisine siyasallaşmış bir görünüm vermek zorunda kalmakta, yöneticilerinin bağlı bulundukları politik seçimlere uygun tavırlar sergilenerek DİSK'in devrimci tarafta olduğu izlenimi verilmeye çalışılmaktadır. Kürt sorunu ile ilgili konularda da DİSK doğru bir çizgi izleyememekte, HDP'ye yakın politik belirlemeler etrafında kısır bir döngünün DİSK içinde konuşulup durulmasına ortam hazırlanmaktadır.
Kuşkusuz, sendikalar eşyanın doğası gereği faşizme ve kapitalizme karşı bir tutum izlemek gibi bir yöntemi politik olarak izlemesi gerekir. Ülkemizde faşist diktatörlüklerin önünün kesilmesi yönünde kitlesel bir çıkışlar sergileyerek gücünü göstermesi gerekirken bu yönde dikkate alınacak bir görüntü sergilenememektedir. Örneğin; DİSK Genel Başkanı Kani Beko, İzmir'de bir toplantısında 7 Haziran seçimlerinde CHP'nin desteklenmesini hem de ajitatif bir şekilde dile getirirken, daha aradan bir gün bile geçmeden HDP'nin destekleneceği yönünde DİSK viraj alabilmektedir. Kuşkusuz Türkiye'nin demokratikleşmesi ve faşizm tehlikesinin alt edilmesi için ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalıdır ancak bu konuda doğru bir yargıya varmak yerine hangi duyarlılıklar ağır basıyorsa ona göre bir yol izlenmektedir. Bu durum da ister istemez DİSK'i etkisizleştirmekte geniş yığınlar tarafından DİSK'in Kürt ulusal hareketinin peşinden sürüklendiği yargısına varılmaktadır. Bu da ister istemez DİSK'i etkisiz kılmaktadır.
Aynı görüntü hem de daha da ağırlıklı olarak kamu çalışanlarının sendikal örgütlenmelerinde de söz konusudur. Burada üzerinde duracağımız örgütlenmelerin başında ise KESK ve KESK'e bağlı sendikalar gelmektedir. KESK bugün gerçek görevinden oldukça uzağa düştüğü için sınırlı sayıda kamu çalışanını ancak peşinden sürüklemektedir. Açık söylemek gerekirse KESK'i de gerçek sendikal işlevinden uzaklaştırmış olan şey KESK ve KESK'e bağlı sendikaların Kürt sorunu içinde olması gerekenden çok daha fazla olması nedeniyle sorunlar yaşamasıdır. Bu sorunların ne denli derin olduğunu yöneticiler göremeseler bile taban derinden hissetmekte, KESK'e bağlı sendikalar değil taban kazanmak, var olan tabanını da elinde zor tutmaktadır. KESK zaman zaman haklı olarak yaşananlar karşısında iş bırakmak da dahil eyleme kalkışmasına karşın, hiç etkili olamamakta, az sayıda KESK üyesinin eyleminin etkisizliği bir yana hedef tahtasına konulmaları ve yaptırımlarla karşılaşmaları da önlenemediğinden KESK ve KESK'e bağlı sendikaların durumları daha da zorlaşmaktadır.
KESK, Kürt sorunu ile ilgili alabildiğine politikleşmişken üyelerinin her türlü özlük haklarıyla ve sömürü düzenine karşı daha derinlikli bir tutum alma konusunda ise oldukça yetersizdir.
Keza oda ve diğer meslek örgütlerinin konumları da çok farklı değildir.
Sol, sosyalist parti ve örgütlerin yetersizliğinin ve doğru bir mücadele yürütmemelerinin yanına bir de demokratik kitle örgütlerinin yanlışlığı ve kitlesellikten yoksunluğu eklenince; 7 Kasım seçimlerinin sonuçları da böyle olmakta, AKP faşist diktatörlüğü sandıkta onay görerek bir kez daha 317 milletvekili ile iktidara gelerek; ilericilerin, devrimcilerin ve sosyalistlerin nefesini kesmeye kolaylıkla yeltenmektedir.
Seçimlerin sonuçlarının bu şekilde olması işte bu yüzden şaşırtıcı olmamalıdır.
***********************
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI:
http://www.tsip1974.com/yeni_sayfa_317.htm
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)
SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY
KURULUŞ: 15-16 HAZİRAN 1974
ORGANIZATIONS: 15-16 JUNE 1974
WEB SİTESİ:
http://www.tsip1974.com/
https://www.facebook.com/wwwtsip1974com
https://twitter.com/TsipGenelMerkez
MAİL ADRESLERİ:
[email protected]
[email protected]
[email protected]
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com