Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > ULUSAL SORUN VE DEVRİM > UKKTH > Emperyalizm ve Uluslar

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi İran ve Rojhelat da isyan ve oportünist nasyonalizm
Cevaplar
13
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
719
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06.Ocak.2018, 16:39   #1
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 396
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 97
161 Mesajına 255 Teşekkür Aldı
Standart İran ve Rojhelat da isyan ve oportünist nasyonalizm

Ortadoğu gerçekten bütünsel bir coğrafya...Kürt toplumu bu coğrafyadaki 4 ulus-devleti birbirine bağlayan bir anahtar role sahip...keza yarattıklarıyla da bu değerleri Ortadoğu bütününe aktarabiliyor...

Devrimci olmak...heyecan duymakla eş anlamlıdır...gerçekleşen toplumsal ayaklanma ve değişimlerden heyecan duymayana devrimci denmez...bu değişimlerin bölgesel ve enternasyonal bütüne sahip olduğunu anlamayana devrimci denmez...

hatırlıyorum...arkadaşlarla Avusturya İşçi Marşı söylüyoruz...yanlış hatırlamıyorsam marşın ilki kızıl ordu üzerine yazılmıştı...Avusturya da ayaklanma sırasında değiştirilip okunduğu içinde başka bölgelerde aynı isimle söylenir olmuştur...Kürtçe de Sterka Sor(kızıl yıldız) ismiyle söyleniyordu...

neyse marşı söylerken kendini bilmezin teki aynen şunu söyledi...siz önce Türk işçi marşını öğrenin...tamam o aralar daha küçüğüz yeni yeni sosyalizm nedir ne değildir öğreniyoruz ama...biz sosyalizmin enternasyonal bir olgu olduğunu ilkin öğrenmiştik...


Benim için sosyalist olmak...ilkin Cumhuriyet rejiminin değerlerini red etmekle eş değerdi...yani milliyetçilik zehrini...haliyle sonrasında aydınlanma karşıtı olmam...marksizmi eleştirmem de ardı sıra gelmiştir...marksizm bunları destekliyor anlamında değil...bunları meşrulaştırdığını düşündüğüm için eleştirmiştim...fakat konumuz şuan bu değil...

İran ve Rojhelat daki isyan meselesine gelirsek de bizim için aslı yukarıda bahsettiğim tarzdadır...yani ne diye Rojhelatı önemsiyorsun diye sorarsa biri cevabı bellidir..hiçbir değişim salt yerel-lokal değildir...hepsinin bağlı olduğu enternasyonal bir karakter vardır...olmak durumundadır...


geçmişte Kürt isyanları geri haliyle bu isyanların bir getirisi olan bağımsız bir Kürdistan "hak" değildir denirdi...Lenin Polonya ve Finlandiya da burjuva anlamda bağımısızlığı tanırken...bu rejimler sosyalizmden "geri" haliyle gericiliğe hizmet ediyorum demedi...tam tersi bu ulusların kendi kaderlerinin tayini olarak devrime katılıp-katılmamaları tercihinin bu ulusun işçilerine bırakmıştır...

Polonya da devrim olacaksa oradaki işçiler "bağımsız" olarak bu süreci yürütebilme haklarına sahiptiler...ne kadar Polonya rejimi Sovyet rejiminden "geri" de olsa...bu sömürgeciliğin "sosyal" olarak gizlenmiş versiyonu olan sosyal-şovenizmi aklamaz...yani Polonya daki süreç illaki Sovyet eliyle gerçekleşmek zorunda değildir...Polonyalı işçiler de Rus işçilere kuyruk olmak durumunda değildirler...


Şimdi ise yaşananlara bakıyorum da...ortalık iyice kızışmış...İran "idam" rejimi gerici...bu konuda herkes hem fikir...ABD müdahalesine karşı ise "anti emperyalist"(kapitalizmin gericileşmiş versiyonuna) karşı olduğu için aslında "ilerici" de oluyor...yani ABD de gerici...İran da gerici ama...ABD "daha gerici"...İran nispeten daha "ilerici" olmuş oluyor...


TC içinde bakılsa...Kürt isyanlarını yapanlara bakıp "gerici" denir...ve sömürgecilik meşrulaştırılırdı..sanki isyanı gerçekleştirenlerin dışında Kürt toplumu ileriye gidemez...ilerici hareketler kurulamazmış gibi...Kürdü sömürgeciye bağımlı kılmanın "meşru" biçimi bu idi...

İran da ise tam tersini söylüyorlar...ABD "demokrasi" götürmek adına İrana müdahale edelim diyor...bu oportünist nasyonalistler ABD planı...İran "anti emperyalist"...İran "gericiliğini" ABD "ilericiliğine" karşı koruyalım diyorlar...


kafanız karıştı değil mi? şimdi bunlardsan hangisi "ilerici" hangisi "gerici" kısmı bir değişik...

İran "molla" rejiminin "gericiliği" sözde herkesin malumu ancak ABD nezdindeki "ilericiliği" nin de mevcut olduğu söyleniyor...İrana "demokrasi"(batı standartları deniyordu eskiden) götüreceğim diyen ise ABD...protestolara desteğini açıklıyor..."ilerici" olana göz kırpıyor...


Marks Birleşik Krallığın Hindistan üzerindeki sömürgeciliğine ilişkin "eski asyatik toplumu yıkan ve batı toplumunun standartlarını inşa eden" aslında toplumsal devrim yapan "ilerici" bir rol biçmişti...buradan Marks "sömürgeciliği destekledi" demek saçmalıktır...Marksın meselesi burada sömürgecilik değildi...nesnel diyalektik işleyişe göre konum alıyordu kendisi...

Lenin ile birlikte...emperyalizm süreçlerinde bu "müdahale" ve "ilericilik" işleri ortadan kalktı...şimdi İngiltere Hindistan da sömürgecilik işine devam etse ve birileri "ilerici" dese sömürgeciliğe destek veriyor diye taşlanır...


fakat arada derede marksist-leninist olan oportünist nasyonalistler...TC rejimi Kürdü bağımlı kılarken...Kürdün burjuva devrimi yapma imkanı yok...önderleri gerici diyip TC rejimine toplumsal devrimci muhteva yüklerken...aynı zamanda "dış müdahalelere" ve Osmanlı tırtıklanmasına karşı çıkıyorlar...ABD emperyalizmi diyorlar...

bu teorik cambazlık...oportünizmle nasyonalizmin nasıl da ortaklaştığını önümüze seriyor...


Rojhelat ve İran halklarına karşı geliştirdikleri tutumlar bu rezilliklerini ortaya sermekten başka bir şey yapmıyor...
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ÖzgürToplumsallık Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 06.Ocak.2018, 18:35   #2
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,596
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 259
501 Mesajına 835 Teşekkür Aldı
Standart

Yılar önce yani 1970 lerde bizler Türkiye bayrağına düşmandık onu gördüğümüzde düşman görmüş gibi tepki veriyorduk .O zamanlar illegal çalışıyorduk.
Bir gün TV de Fransız komünistlerinin bir mitingini seyrediyorum O mitingte Farnsız komünistleri Fransa nın bayrağını taşıyorlar hayret ettim.
Halbuki Fransada komünist mücadele bizim ülkemizden belki 100 yıl önce başlamıştır.

Biz okuduğumuz kitaplarda 1843 Fransız komünistlerinin kısa süren devrimin ve 1971 de defalarca ders diye okuduğumuz Paris Komünü gördük.

Bir yoldaşa sordum Biz Fransız Komünistlerinden daha mı devrimciyiz Onlar bizden daha mı Revizyonist Oportonist.
Beni ikna edecek cevap alamadığımı hatırlıyorum.

Evet bayraklar devletleri temsil eder ama bayraklara karşı çıkmak insanı halktan da uzaklaştırıyor. Halktan uzaklaşırsak nasıl devrim yapabiliriz. Yarın devrim yapsak bayrak taşımayacakmıyız.

Bu sorular hala kafamda duruyor. Örneğin yarın Kürdistan kuruldu o devletin bayrağı olmayacak mı Olduğunu var saydığımızda Kürt komünistleri o bayrağa düşman mı olacak.
Evet cevap bulamadığım sorulardan bir tanesi.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.Ocak.2018, 18:57   #3
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 396
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 97
161 Mesajına 255 Teşekkür Aldı
Standart

Örneğin yarın Kürdistan kuruldu o devletin bayrağı olmayacak mı Olduğunu var saydığımızda Kürt komünistleri o bayrağa düşman mı olacak.
Evet cevap bulamadığım sorulardan bir tanesi.


güzel soru İ.Seçil arkadaş...öncelikle teşekkür ederim bu soru için...

Kürdistani komünist hareketler çeşit çeşittir...

misal PSK(Kürdistan Sosyalist Partisi) der ki...önce ulusal-demokratik devrim sonra sosyalist devrim...bu süreçte Kürt burjuvazisi rol alacaktır denir...haliyle bunlar burjuva karakterli bir Kürdistan devletine karşı değillerdir...haliyle 1 Mayısa Ala Renginle girerler...ki bunu yapma hakları da vardır(bu başka bir meselenin konusu)

PKK çıkış itibariyle...Kürdistan da ulusal-demokratik devrimin gerçekleşmesinin Kürt burjuvazisinin dışındaki sınıfsal unsurlar ile Kürt proletaryasının öncülüğünde gerçekleşeceğini düşünür...haliyle bunlar burjuva karakterli bir Kürdistan devletine karşıdırlar...haliyle burjuva karakterli bir Kürdistan devletinin bayrağına da karşı olmak durumundadırlar...

şuanki PKK...Kürdistan halkının bayrağı olarak Demokratik Konfederalizmin bayrağı(KCK sisteminin) olarak görür...Ala Rengini Güney Kürdistan Federal Bölgesinin bayrağı olarak görür...Ulus-devleti simgelediği için karşı çıkar ama düşman olarak da görmez...zira Kürt toplumunun kazanımlarını ifade etmektedir o bayrak hala...


meselenin nasıl "bayrağa" geldiğini bilmiyorum ama..açıklanacaksa eğer söyleyeyim...

Bir Fransız komünistin Fransa bayrağına sahip çıkması anlamsızdır...o bayrak Fransa devletini simgeler...Fransa sosyalist bir sisteme sahip olsa ve aynı bayrağı kullansa bu anlamlı olurdu...fakat böyle bir durum yok...

sokakta yürüyen kitlelere sen neden Fransa bayrağı taşıyorsun diye de kimse demez...bir örgütün-çizginin bunu yapması anlamsızdır...fakat sokaktaki herhangi biri ben bunu sosyalist Fransa nın bayrağı olarak görüp taşıyorum da diyebilir...


haliyle kadronun-öncünün faaliyetiyle...daha doğrusu örgütün faaliyetiyle...kitlelerinkini ayırmakta fayda var...

ben kimseye HDP mitinginde TC bayrağı taşıyor diye laf etmem...ama bu bayrağın devleti simgelediğini bildiğim için de bunu yapmam...yapanla bir tartışmaya girersem de neden taşımadığımı belirtirim...


herkes aynı netlikte olacak diye bir şey yok...olsa zaten devrim diye bir şeyden bahsetmezdik...kimse "kitle" olmaz...herkes kadro olurdu...
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Ocak.2018, 01:32   #4
 
v-for-Raperîn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
v-for-Raperîn
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Mart.2014
Üye No: 49566
Bulunduğu yer: minnacık mavi gezegen
Mesajlar: 1,184
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
515 Mesajına 961 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
İ.Seçil Nickli Üyeden Alıntı
Evet bayraklar devletleri temsil eder ama bayraklara karşı çıkmak insanı halktan da uzaklaştırıyor. Halktan uzaklaşırsak nasıl devrim yapabiliriz. Yarın devrim yapsak bayrak taşımayacakmıyız.

Bu sorular hala kafamda duruyor. Örneğin yarın Kürdistan kuruldu o devletin bayrağı olmayacak mı Olduğunu var saydığımızda Kürt komünistleri o bayrağa düşman mı olacak.
Evet cevap bulamadığım sorulardan bir tanesi.
evet bayraklar devletleri temsil eder de, ancak arada halka mal olması için geçen süreç ve, halk her ne kadar kabul etmese de düşmanın nezdinde , düşmanın açısından o bayrak halkı da temsil eder ise . halk da bunun farkındadır , onun için de bayrağa sahip çıkarmış gibi görünse de kendini düşmana göre sembolize eden şeye sahip çıkıyordur , ki yani aslında kendini korumaya yöneliktir tavrı ve bundan daha doğal hiç bir şey de yoktur.

lakin....!
devrim bayrakla yapılmaz, hangi bayrakla yapılmaz , devleti temsil eden bayrakla yapılmaz. diyeceksin ki hani halkı sembolize ediyordu şimdi vaz mı geçtin. hayır ne senin düşündüğün gibi haklın sembolü olarak gördüm nede vaz geçtim. onu halkın sembolü yapan o zaman ki durumdur. yani zamansaldır.

peki nedir durum, durum; düşmanın sana tavrına göre konum almak konumunu korumaktır.

yaşadığın ortama göre konum almak, yani yaşadığın ortamın konumunda ki düşman ile, ülke bazındaki düşmanın konumları farklı farklıdır. senin de pozisyonun farklı olur.

devrim yapıyorsan halk olarak o bayrak seni değil seni ezeni temsil ettiği için yırtıp atacaksın. yada hadi halkla ters düşmeyelim dersen !!, ayvalarla armutları karıştıran bir halk a sahibiz diyelim ki , bırak elleme dağınık kalsın.

sonra tararsın, son kıl da, o zaman dökülür.
v-for-Raperîn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Ocak.2018, 12:29   #5
 
H.Doludizgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
H.Doludizgin
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13.Ekim.2014
Üye No: 51273
Mesajlar: 780
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 416
413 Mesajına 791 Teşekkür Aldı
Standart

Emperyalistler tuşa mı bastı, halk mı ayaklandı?

07.01.2018 10:18 BİRGÜN PAZAR

Şüphesiz iç çelişkilerin kullanılarak hedef ülkelerdeki politik ve iktisadi yapıların dönüşümünün sağlanması yeni bir emperyalist strateji değildir. Arap isyanları boyunca bu strateji devreye sokulmuştur. Fakat İran’daki halk hareketini salt bunun üzerinden okumak, İran kitlelerini yeniden yalnızlaştırmakla sonuçlanacaktır



ENGİN SUNE
Hacettepe Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü


Geçtiğimiz 28 Aralık günü İran, İslami Cumhuriyet tarihinin sayılı kitle hareketlerinden birine şahit oldu. Bu, kitlelerin baskıcı molla rejimine karşı kalkıştığı bir demokrasi mücadelesi mi yoksa İslamcı militanların batıyla anlaşan ılımlı reformcu hükümeti yıkma girişimi mi? Ya da daha sol bir noktadan soracaksak, isyan bölgede etkisi artan İran’a karşı Suriye’de kaybeden Batı emperyalizminin yeni hamlesi mi, yoksa zincirlerini koparan işçi sınıfının İran kapitalizmine karşı baş kaldırışı mı? Bu sorulara cevap vermek önemlidir, fakat bu yalnızca eylemi harekete geçirenlerin kim olduğu (aidiyetleri ya da sınıfsal konumları) ve taleplerinin ne olduğu analizi üzerinden yapılamaz. Faillerin kimliği ve söylemleri merkezli bir analiz, İranlıların Şahlarını geri istediklerine varana kadar bir dizi farazi iddiayı dahi doğurmaktadır.
Bir toplumsal hareketin değişimi sağlayacak unsuru hareketi gerçekleştirenlerin toplumsal pozisyonu değil, hareketin kendisinin yarattığı somut etkidir. Bu etki, hareket esnasında toplumsal sınıflar tarafından farklı yönlere çekilebilir ya da hareketin amacının tam zıttı bir istikamete de yönelebilir; 1979 İslami devrimi bunun en net örneklerinden biridir. Asıl ortaya konulması gereken bu isyanı doğuran toplumsal koşulların ne olduğu ve sistemdeki hangi çatlakların egemen sınıfların hegemonyasını sarstığıdır. Bu koşulların doğru bir şekilde ortaya konması İran’daki bu halk hareketinin etkilerinin ezilen sınıflar lehine yönlendirilmesini ve sistemdeki çelişkiler üzerinden yeni bir hegemonya yaratılmasını olanaklı kılacaktır. Fakat son tahlilde yine de sınıf mücadelesinin ve sınıflar arası güç dengesinin kendisi bu harekete son biçimini verecektir.

Anti-emperyalizm ve sol

İran’da patlak veren isyan hareketini, İsrail ve ABD’nin her şeyi harekete geçiren o kudretli tuşa basmasına bağlayan bir dizi söylem yeniden peyda olmaya başlamıştır. Şüphesiz iç çelişkilerin kullanılarak hedef ülkelerdeki politik ve iktisadi yapıların dönüşümünün sağlanması yeni bir emperyalist strateji değildir. Arap isyanları boyunca bu strateji birçok kez devreye sokulmuştur. Fakat İran’daki halk hareketini salt bunun üzerinden okumak, canları pahasına sokaklara çıkmış İran kitlelerini yeniden yalnızlaştırmakla sonuçlanacaktır. Üstelik sosyalist hareketin anti-emperyalist tezlere dayanarak İran rejimi yanında yer alması, İran işçi sınıfının sosyalist hareket tarafından alacağı ikinci darbe olacaktır. 1979 devrimi sürecinde de sosyalist hareket, Humeyni arkasında anti-emperyalist eğilim üzerinden kümelenmişti. Bunlar içinde Stalinist Tudeh, iki aşamalı devrim stratejisini benimseyerek öncelikle ulusal burjuvaziler ekseninde İran’ın emperyalist sömürüden kurtarılması ve demokrasi mücadelesi verilmesi, ardından sosyalist devrimi içeren ikinci aşamaya geçileceği tezi üzerinden İslami anayasaya destek vermiştir. Bu, kapitalizm ile ilişkisi arındırılmış bir ABD emperyalizmi anlayışının ürünüdür. Böylece sınıf öfkesi kapitalist sömürü ve onun emperyalist biçimi yerine, Amerikan Devleti’nin kendisine yönlendirilerek devrim sonrası toplumsal ilişkilerin yeniden inşa sürecinde kapitalizmin muhafaza edilmesini kolaylaştırmıştır. Sosyalistlerin asıl yapması gereken, İran sermayesinin ve bunun küresel kapitalizm ile kurmuş olduğu ilişkininin, kitlelerin ıstırabının asıl kaynağı olduğunu ortaya koyması ve İran’daki isyan ateşinin bunun temeline yönelmesinin sağlanmasıdır; ancak böylece İran’da çatırdayan egemen sınıf iktidarına bir karşı hegemonya yaratılabilir. Aksi takdirde Batı emperyalizmi, isyanın içeriğini liberal bir demokrasi mücadelesi zeminine çekip, İran’daki iktisadi yapıları uluslararası sermayeye hizmet edecek şekilde yeniden örgütleyebilme kapasitesine sahip olacaktır.

İslami kapitalizm ve isyan

İran’da günümüzdeki isyanın temeli, tam da bu noktadan İslami rejimin inşa ettiği iktisadi ve siyasi yapılarda yatmaktadır. İslami devrim sonrası kapitalizmin İran’da aldığı biçim ve bunun yaratmış olduğu toplumsal ilişkiler, bu isyanın asıl tetikleyicisidir.
1979 devriminden önce, İran Şahı ülkeyi kapitalist merkez ülkelere bağımlı bir modernleşme projesi ekseninde idare etmekteydi. Bu yapı petrol gelirlerinin yeniden dağıtımıyla varlığını sürdürmekteydi; fakat krediler aracılığıyla dağıtılan bu kaynaklara ulaşım Şah rejimi ile kurulan siyasi ilişkilere bağlıydı ve bu yüzden Şah’a yakın aileler, yüksek düzey bürokratlar ve büyük iş adamlarıyla sınırlıydı. Bu durum, büyük yerli kapitalistler ve uluslararası sermaye grupları ve onların yerel ortakları haricindekileri sistem dışına iten bir iktisadi politik yapı yaratmıştı. 1970’lerin sonunda durumu iyice kötüleşen büyük şehirlere göç etmiş işçi sınıfı, bu yapı dışında kalan küçük ve orta ölçekli üreticileri de yanına alarak Şah’a karşı İran’daki devrim ateşini tetikledi. Bu birliktelik, mollaların İran pazarlarındaki camiler üzerinden inşa etmiş oldukları dini iletişim kanallarını kullanarak büyük kitleleri etkisi altına almayı başarmıştı. Salt hareketi gerçekleştirenlerin toplumsal aidiyetlerine odaklanılarak yapılan bir analiz, anti-kapitalizmin güçlü bir motif olduğu bu isyanın sosyalist etkiler yaratmasını beklemek zorundadır. Oysa sonuç tam aksi yönde olmuş ve yıkılmaya yüz tutmuş kapitalist toplumsal ilişkilerin İran’da -hem de daha gerici bir iktidar altında- restorasyonuyla sonuçlanmıştır. Böylece İslami devrim, İran kapitalizmini yıkılmaktan kurtararak onu yeni bir toplumsal zemin üzerine oturtmuştur, hem de sol-sosyalist partilerin desteğiyle.
1979 devriminden sonra İran’da oluşan devlet biçiminin ve iktisadi alanın özgünlüğü, kapitalizmin İran’da mevcudiyetini çokça tartışmaya açmıştır. Oysa kapitalizm, yapısı gereği yayıldığı her coğrafyada, orada yerleşmiş olan toplumsal ilişkilere, oranın kültürüne, sömürülebilecek doğal kaynakların türüne göre farklı bir biçim alır. Yerine göre faşizmin en şiddetli destekçi olur, yerine göre durmadan demokrasiyi savunur, kimi zaman yabancı düşmanlığı ekseninde İslamofobik olur, bazı yerlerdeyse kara çarşafa bürünür radikal Müslüman bir görünüm alır. Fakat özü itibariyle tek bir ortak zemine dayanır: Sömürü! İran İslami ekonomisi de kapitalist sömürünün yalnızca farklı bir biçiminden ibarettir.





İslami devrim sonrası, yeni iktidarın ilk faaliyetinden biri Şah rejimi ile özdeşleşmiş kapitalist fraksiyonların sermayelerine el koymak olmuştur. Fakat sosyalist bir devrimde olacağının aksine bu kaynaklar üzerinde kolektif mülkiyet tesis edilmemiştir. Tek istisna doğal kaynaklar üzerinde olmuş ve petrol, doğal gaz gibi sanayilerin kontrolü İran Petrol Bakanlığı altında faaliyet gösteren ulusal şirketlere verilmiştir. Bunun dışında kalan sermaye ise doğrudan İslami vakıflara (bonyad) aktarılmıştır. Devrim sürecini harekete geçiren işçi talepleri ise bu vakıflar tarafından sağlanan sosyal yardım politikaları ile yumuşatılmış ve yeni rejim ezilenler yanlısı bir görünüm kazanmıştır. Üstelik bu vakıfların dini içeriği, ezilenler yanlısı politikalara İslami bir biçim kazandırarak sosyal yardımları, yeni rejimin ve özellikle de onun İslami karakterinin bir lütfu olarak yansıtmıştır. Böylece sosyal yardımlar hiçbir zaman anayasal güvencelerle koruma altına alınan bir sosyal hak statüsüne ulaşamamıştır. Bu vakıflar da İran ekonomisinin yeni tekelleri haline dönüşerek burada kümelenen gruplar için önemli rant kapıları haline gelmiştir. Örneğin geçtiğimiz hafta ortaya çıkan protestoların başladığı şehirlerden biri olan Meşhed’de bulunan İmam Rıza Türbesi’ni idare eden Astan-e Guds Rezavi Vakfı’na, devrimden sonra Şah’ın el koyulan malları aktarılmış ve bu vakıf ilerleyen yıllarda fabrikalardan gayrimenkule, otellerden finans kuruluşlarına uzanan geniş bir ekonomik alanda servete sahip olmuştur. Benzer şekilde işçi sınıfına yardım için kurulan ‘Ezilenler Bonyadı’, 400’den fazla fabrika ve şirkete sahiptir ve bunlar birçok uluslararası proje gerçekleştirmektedir. Yalnızca bu vakıflar değil, İran Devrim Muhafızları da kendi savunma sanayisi üzerinden oluşturduğu sermaye birikim faaliyetini inşaat ve altyapı projeleri gibi farklı iktisadi alanlara yayarak yeni bir tekel halini almıştır. Bu unsurların kontrolündeki İran ekonomisi, bir yandan bu kurumların başını tutanlar ve bunlarla bireysel bağlantıları üzerinden iş yapanlar için zenginlik yaratırken, işçi sınıfı için de yeni sömürü biçimlerini gündeme getirmiştir. İslami rejim bu kurumların maddi imkanlarına ve ideolojik işlevlerine ihtiyaç duyduğu ölçüde vakıflar etrafında örgütlenen birikim rejimi devlet politikası haline dönüşmüştür. Bu sebeple İran ezilen sınıflarının talepleri, 1979 devriminden bu yana hep yeni biçimler altında sönümlenirken isyanın kökenleri inşa edilmiş siyasi ve iktisadi yapılar tarafından sürekli yeniden üretilmiştir.

Devrimden sonra talepleri karşılanmayan kitlelerin öfkesi, bunun 1980’ler boyunca Irak’la girilen savaşın bir neticesi olduğu söylemiyle yaratılan rıza ve çoğu zaman da sosyalist hareketin devlet şiddetine maruz kalması ile dindirilmişti. 1990’larda savaşın sona ermesiyle daha adil bir bölüşüm bekleyen kitleler ise, Rafsanjani tarafından devreye sokulan neoliberal politikalarla karşılaşmışlardır. Bu dönüşümün faturası yine işçi sınıfına kesilmiş, İran Riyali’nin değer kaybetmesi, enflasyon ve işsizliğin artışı, 1992-1994 yıllarında sokak gösterileri ve endüstriyel bölgelerde grevler başlatmıştır. İran’daki bu ilk eylemler siyasi bir sonuç elde etmekte başarısız olmuşlar ve hareketin tetikleyicisi iktisadi çelişkiler, günümüze kadar mevcudiyetini korumuştur.

1979 devriminden beklentileri karşılanmayan işçi sınıfının talepleri, 2000’li yıllarda Ahmedinejad tarafından devrim ruhunun yeşertilmesi ve ezilenlerin tekrar söz sahibi olması söylemleriyle popülist bir şekilde yeniden ele alındı. Fakat yine İran’daki iktisadi ve siyasi yapılar, siyasi iktidar ile kronik bağlar kurmuş kapitalist sınıfların ve dini vakıflar ile Devrim Muhafızları’nın zenginliğini yeniden üretmiştir. Bu dönemde gerçekleşen sözde özelleştirmeler altında kamusal kaynaklar ve ihaleler, bonyadlara ve Devrim Muhafızları’na aktarılarak sermaye birikim rejimi devam etmiştir. Sistem dışına itilen ve taleplerini sınırlı İran demokrasisi içerisine sokamayan kitleler, 2009 yılında yeni bir isyan dalgasının ateşleyicisi olmuştur. Ruhani ve ekibi de bu çelişkileri ve iktisadi sorunları, uluslararası yaptırımların bir sonucu olarak lanse edip yönetime gelmiştir. Yabancı sermayenin ve uluslararası kapitalist sisteme neoliberal bir yapıyla eklemlenmenin, İran’ın yerleşik iktisadi sorunlarına bir çözüm olacağı umuduyla kitlelerin desteği sağlanmıştır. Fakat nükleer anlaşmadan bu yana geçen süreçte İran ekonomisi dış yatırım almak konusunda hedefine ulaşamamış, petrole dayalı ekonomik yapı çeşitlendirilememiş, mevcut iktisadi yapı dini vakıfların ve paramiliter örgütlerin ve bunlarla bireysel bağlantıları bulunanların ceplerini doldurmaya devam etmiş, işsizlik oranı eğitimli genç nüfusa sahip İran’da yüzde 12-13 civarlarına ulaşmış, asgari ücret 300 doların üzerine çıkamamıştır. İlginçtir ki Zarrab’ın ortaklarından Babek Zencani de benzer bir şekilde yaptırımlar kalktığı takdirde zimmetine geçirdiği iddia edilen İran petrol parasını ülkeye geri getireceğini söylemiş fakat yaptırımların kalkmasına rağmen, sözünde duramayınca Ruhani iktidarı tarafından idama mahkûm edilmiştir. Ruhani hükümeti de tam olarak aynı söyleme sığınmış ve sözünde duramayınca da kendi iktidarını mahkûm etme riskine girmiştir.

İsyanın taşıyıcılarının aidiyeti ve söylemleri ne olursa olsun İran’daki siyasi hareketi doğuran bu çelişkilerdir. İran’da hakim sınıfların kurmuş olduğu hegemonik yapılar, egemen birikim rejiminin yaratmış olduğu krizlerin bedelini işçi sınıfına yüklemeye devam ettikçe bu tür kitle hareketleri kaçınılmazdır, zira ezilenlerin talepleri sistem içerisinde yapılan küçük manevralar ya da iktidar değişikliği ile ancak ötelenebilmektedir. Dini vakıflar ve İslami devrimin kurumları etrafında örgütlenen İran kapitalizminin bu gerici iktidar ve politik yapı ile kurmuş olduğu birliktelik, er ya da geç bu tür kitle hareketlerini tetikleyecektir; ta ki zafer İran emekçilerinin olana dek.
H.Doludizgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
H.Doludizgin Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 07.Ocak.2018, 13:23   #6
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,596
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 259
501 Mesajına 835 Teşekkür Aldı
Standart

Bir konu veya eylem hakkında tam bir bilgiye sahip değilsen o konuda yorum yapmak bilimsel gerçeklikten uzak olur.
İran daki eylemler konusunda çok gerçekçi bilgi yok tek bildiğimiz aniden çıktı ve aniden kayboldu. Veya biz bilgi sahibi değiliz.

Bir söz vardır beni düşmanlarıma sor tersini düşün denir.
Bu eylemler başladığında İran ın düşmanları olan Sudiler ABD ve Israil konuştu hatta konuşmakla kalmadı savaşın galibine ödüller bile verdi.
En fazla tivit Sudilerin etkin olduğu bölgeden atıldığı söylendi ABD galiplere para teklif etti İsrail bayram havasına girdi.

Garip olan İran devletini yönetenler hiç tedirgin olmamıştı hatta fırsat bile tanımışlardı ve sonuç şu an İran bir sessizliğe büründü konuşanlarda aynen öyle oldu.

Halbuki biz bir arap baharı yaşamıştık İktidarlar devrildi ülkeler işgal edildi bir plan uygulanmıştı ve plan yerini buldu.
Birde gezi olayları yaşadık İlk olaylar çıktığı gün devlet panikledi tedbirleri olağan üstüne çıkardı

Bu demek oluyor ki İrandaki olaylar İran devletinin kontrolün da yapılmış. Ve devlet izin verdiği ölçüde büyütülmüş bitti dediğinde de bitmiş.

Devlet toplumda bir huzursuzluk olduğunu hissetmiş ve toplumun gazını almak için kontrollü eyleme izin vermiş.

Bizim anladığımız bu kadar.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Ocak.2018, 13:47   #7
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,596
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 259
501 Mesajına 835 Teşekkür Aldı
Standart

O zaman cevap bulamadığım sorulara şimdi buldum mu bilmiyorum.
Bulduğumu sanıyorum.

Bayrak bir simgedir bazen dostun bazen düşmanın olur.

Örnek. Türkiye bayrağı ulusal kurtuluş savaşında bir yurtseverlik nişanesi idi Ama aynı bayrak 1980 de faşizm in nışan ı 1970 de anti komünizm in göstergesi.

İşte Fransız bayrağı da aynen öyle idi 1871 de düşmanın elinde 1844 monarşiye karşı baş kaldırıda oratak 1970 lerde barışın simgesi.

Biz 1970 lerde devrimci durum yaşarken Fransızlar yaşamıyordu o ülke komünistleri devletle ve sermaye ile barışı yaşıyordu ki eylemlerinde Devletin bayrağını taşıyor. Ama o komünistler ve anarşistler 1871 de kendi bayrakları olan kızıl bayrağı taşıyor devletin bayrağına düşman gibi bakıyordu.

Konu yaşadığımız tarihe gelince Acaba Bayrak bizim için bu dönemde nedir. Düşman mı yoksa dost mu.?
Bana göre düşman değil hatta dost. Bu tehdit gerçicilik ve bu gericiliğin önderliğini iktidar da bulunuan AKP yapıyor içinde bir çok cemaat ve tarikatı bulunduran iktidar yapısını hayata geçiriyor.
Birde bayrağa sahip çıkan onun ulusal kurtuluş savaşının ruhunu taşıyor diyen farklı bir siyasal yapılar da var ki onlarda gericiliğe karışı modern hukuku savunuyorlar.

Devrimciler henüz devlet ve sistem için tehdit oluşturmuyor. Hatta kendilerini güvende bulmuyorlar
Bu durumda bir bayrak var ama kimin elinde ise nitelik değiştiriyor.
Bazılarının elinde eğreti duruyor bazıları ise koynunda saklıyor.

Aklıma Lenin geldi Hiç uzlaşma olmayacak mı Sol komünizm çocukluk hastalığı.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Ocak.2018, 16:45   #8
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 396
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 97
161 Mesajına 255 Teşekkür Aldı
Standart

Bir konu veya eylem hakkında tam bir bilgiye sahip değilsen o konuda yorum yapmak bilimsel gerçeklikten uzak olur.
İran daki eylemler konusunda çok gerçekçi bilgi yok tek bildiğimiz aniden çıktı ve aniden kayboldu. Veya biz bilgi sahibi değiliz.

Bir söz vardır beni düşmanlarıma sor tersini düşün denir.
Bu eylemler başladığında İran ın düşmanları olan Sudiler ABD ve Israil konuştu hatta konuşmakla kalmadı savaşın galibine ödüller bile verdi.
En fazla tivit Sudilerin etkin olduğu bölgeden atıldığı söylendi ABD galiplere para teklif etti İsrail bayram havasına girdi.

Garip olan İran devletini yönetenler hiç tedirgin olmamıştı hatta fırsat bile tanımışlardı ve sonuç şu an İran bir sessizliğe büründü konuşanlarda aynen öyle oldu.

Halbuki biz bir arap baharı yaşamıştık İktidarlar devrildi ülkeler işgal edildi bir plan uygulanmıştı ve plan yerini buldu.
Birde gezi olayları yaşadık İlk olaylar çıktığı gün devlet panikledi tedbirleri olağan üstüne çıkardı

Bu demek oluyor ki İrandaki olaylar İran devletinin kontrolün da yapılmış. Ve devlet izin verdiği ölçüde büyütülmüş bitti dediğinde de bitmiş.

Devlet toplumda bir huzursuzluk olduğunu hissetmiş ve toplumun gazını almak için kontrollü eyleme izin vermiş.

Bizim anladığımız bu kadar.


İ.Seçil arkadaş...

İran muhalefeti hakkında bilgi sahibi olmayan insanlar için bu tarz yorum yapmak pek tabii doğrudur...

İran daki rejim ile...Suriye,Irak,Libya daki rejimler bir değildir...İran rejimi hem kendine bağlı paramiliter güçlerle-muhafazakar kesimi bir yanda güçte tutar...hem de her vakit sisteme karşı çıkan talepleri manüple edecek...onları törpüleyecek ve sisteme kanalize edecek bir reformist kesimi de elde tutar...

İran daki bu "ikili" sistem hem muhalefeti hem de iktidarı denetleyen çok etkili bir mekanizmadır...bunu yıkmak öyle kolay olsaydı...Suriye yi vesaire beklemeden yıkılır giderdi...fakat öyle değil...

İran halklarının ayaklanma deneyimleri fazladır...İran da toplumsal muhalefet de güçlüdür...hatta devrimci-sosyalist gelenek İran da...araştır Jangal hareketini Gilan bölgesindeki...

Ruhani hükümeti salak değil...İran halkının protesto hakkı vardır dedikten sonra...kendi içlerinde bazı talepleri gündeme getirip...bazı yasal dfeğişiklikler yaptılar...kimse bu değişiklikleri tartışmıyor...

örneğin “hatalı örtünme”ye yönelik hafifleyen polisiye müdahale ya da Güney Kürdistan İran sınırının açılması gibi önlemler öyle "basit" değişimler değildir...

İran bir yandan saldırırken bir yandan talepleri törpülemeye uğraşır...ikili sistemi iyi becermeseydi bu muhalefete tek gün dayanamazdı...fakat beceriyor...

bir de muhalefetin yapısının da burada etkisi var...

1-bazı ırkçı ve monarşi yanlısı kesimler var...bunların iran diasporasında etkileri var...çıkan ayaklanmalar içinde de belli başlı etkileri olduğu görüldü...
2-Halkın Mücahitleri gibi geçmiş islami-sol...şimdinin liberal ve seküler zemini güçlü muhalefet...bunlar diasporada etkin ve silahlı...dış müdahaleye destek veriyorlar.
3-İrani devrimci-sosyalist gruplar var...TUDEH,eski Halkın Fedaileri benzeri gruplar...bunlar İslam rejimi sdonrası çok büyük etki kaybettiler...
4-Kürdistani gruplar...

KDP-İ silahlı...Rojhelattaki ikinci etkin grup...

PJAK ve KODAR...Apocu çizginin Rojhelat temsili...keza silahlı...

KOMALA...devrimci-sosyalist Kürdistani bir örgüt...geçmişte PKK ile birleşerek Kürdistan Sosyalist Örgütünü kurma girişimleri olmuştu...ama kendi içlerinde de ayrıştıkça...bugünki sürece gerilediler...silah bırakmışlardı...

PAK(Kürdistan Özgürlük Partisi) keza silahlı bir grup...YNK çizgisine yakın...

bunlardan PAK,KDP-İ,KOMALA İran daki diğer etnisitelerle birleşerek demokratik-federal ve seküler bir İran için ortaklaşa çalışma yürütüyorlar...

5-Belucistan silahlı gruplar ve önemli bir muhalefet mevcut...
6-Khuzestan bölgesinde Arap toplumu keza etkin...bunlar hem mezhep hem de etnik açıdan baskı altındalar...
7-Güney Azerbaycan daki ulusal hareketler..bazıları TC ve Azerbaycan ile ilişkili...


kısacası çok çeşitli ve güçlü...bir sürü çelişkiye sahip bir İran var ortalıkta...bu muhalefet birlik olsa zaten ortada bir İran kalmaz...

Fakat bütün bu çelişkilere rağmen...hem ulusal çelişkileri hem de ekonomik-siyasal-sosyal çelişkileri bir arada tutabilen bir İran var ortada...


siz hayatınızda..Kürdistan eyaleti olan bir ülke duyacaksınız...dili ve varlığından bahsetmek...özgürlüğünden bahsetmek yasak olacak...ama Kürdistan ismi yasak olmayacak...Kürt ismi yasak olmayacak...böyle bir şey gördünüz mü...

evet var böyle bir ülke...ismi de İRAN...

buradan yola çıkıp biraz kafanızı kurcalayın...toplumsal muhalefet nasıl susturulabilir...nasıl manüple edilebilirmiş...görün...
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ÖzgürToplumsallık Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 07.Ocak.2018, 16:56   #9
 
Apé Che - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Apé Che
İŞÇİ...
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13.Temmuz.2007
Üye No: 4
Mesajlar: 8,185
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 6,390
2,074 Mesajına 5,896 Teşekkür Aldı
Standart

"Şüphesiz iç çelişkilerin kullanılarak hedef ülkelerdeki politik ve iktisadi yapıların dönüşümünün sağlanması yeni bir emperyalist strateji değildir. Arap isyanları boyunca bu strateji devreye sokulmuştur. Fakat İran’daki halk hareketini salt bunun üzerinden okumak, İran kitlelerini yeniden yalnızlaştırmakla sonuçlanacaktır"

Bu parağrafta birden çok soru çıkıyor ama bir tanesini sorayım.

Türkiye'de gezi olayları başladı ve başladığı gibi de söndü.
Diyelim ki gezi olaylarını emperyalistler başlattı ve bir süre sonra yanlız bıraktılar. Sonucunda gezi olayı başladığı kurbanlarıyla birlikte gömüldü.

Bunu anlarız. Şöyle ki; Türkiye'de gezi olayları çıtası yükselirse kaçınılmaz olarak işin içine PKK girecekti. Bir NATO devleti olan T.C'ninde "kurda kuşa yem edilmemesi gerekirdi" ellerini eteklerini çektiler.

E İran olaylarını da "Emperyalizm destekliyorsa" ve kesin kati düşmansa niye isyancıları yanlız bıraksın?
Şimdilik Türkiye'de konuşlandırdığı IŞİD artıklarını silahlandırıp İran'a salması için bir neden yok,nasılsa yıkmayı düşünmüyorlarmı?

Emperyalistlerin İran isyancılarını desteklemesi Devrimcilerin molla rejimini destekler yöne konuşmalarını gerektirmiyor.
Aynı emperyalistler SSCB ile dudak dudağa da öpüşmüşlerdi.

Ortada etkileşim var. bu etkileşim devletin bilinçaltımıza pompaladığı "devlet olmazsa bir hiçsiniz"dir.

İran'daki isyan için "BİTTİ" deniliyor. İsyanlar ufak bir kıvılcımla başalayanlar olduğu için böyle düşünüyoruz gibime geliyor.(Dinamitmi bu kardeşim?)

Hayır. İran'daki isyan daha yeni başladı. İran devleti olayın ciddiyetini öylesine kavradı ki geçmiş cumhurbaşkanlarından Ahmedi Nejat'ı bile tutuklama yoluna gitti.(Teyitsiz)

Bu ne demektir biliyormusunuz? Devrim muhafızları içinde çatlak oluştu. Türk ordusunun bir kısmının PKK'ye katıldığı gibi düşün olayı.

İran olayları kimseyi iştahlandırmasın. İran halkı hiçbir halka benzemiyor. Ne dışarıdan destek alır,ne de herhangi bir ittifaka girer.
Kendi işini "yen" içinde görür.

Kısaca; Molla rejimi miadını doldurmuştur. İran devleti kalacak ama molların gidecek.


______________________________________________________


TARİHTE ZORUN ROLÜNÜ EN DOĞRU OLARAK KAVRAYARAK DEVRİMCİ ŞİDDETİ PROLETARYANIN HİZMETİNE ÖRGÜTLÜ OLARAK VERENLERİZ.

Bu büyük devrimci komünistin çalışma biçimini zamanımızın sınıflar mücadelesine en uygun ve en doğru cevabı olarak kabul ettiğimiz için BİLİMSEL SOSYALİZMin kurucuları tarafından da tastik edildiği için

Bizler
BLANQUİST Devrimci Komünistleriz !




Apé Che isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Apé Che Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 07.Ocak.2018, 17:07   #10
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
İ.Seçil Nickli Üyeden Alıntı
Bu demek oluyor ki İrandaki olaylar İran devletinin kontrolün da yapılmış. Ve devlet izin verdiği ölçüde büyütülmüş bitti dediğinde de bitmiş.

Devlet toplumda bir huzursuzluk olduğunu hissetmiş ve toplumun gazını almak için kontrollü eyleme izin vermiş.

Bizim anladığımız bu kadar.
''Çok basitçe anlıyorsun ''derim. Ama toplumsal olayları yönetneler ,burjuva böyle basitçe anlamaz. Merak ettiğim nasıl böyle basitçe anlamış olmanız Seçil abi.

Şöyle, yönettenler bir sabah kalkıyorlar düdüğü çalıyorlar ve bir kaç şehirde toplum ayağa kalkıyor ve kalkanlarda mollara küfrediyor ve bu küfürleri yiyen mollar ,'' oh be rahatladık ama güzel küfrettiler ha '' diyerek ,tekrar düdüğü çalıyor ve herkes yerine geçiyor. Sanırım bu robotlara yaptırılacak iş olsa gerek bu.

'' eylemi harekete geçirenlerin kim olduğu (aidiyetleri ya da sınıfsal konumları) ve taleplerinin ne olduğu analizi üzerinden yapılamaz.
Bir toplumsal hareketin değişimi sağlayacak unsuru hareketi gerçekleştirenlerin toplumsal pozisyonu değil, hareketin kendisinin yarattığı somut etkidir. ''


''İslami kapitalizm ve isyan

İran’da günümüzdeki isyanın temeli, tam da bu noktadan İslami rejimin inşa ettiği iktisadi ve siyasi yapılarda yatmaktadır. İslami devrim sonrası kapitalizmin İran’da aldığı biçim ve bunun yaratmış olduğu toplumsal ilişkiler, bu isyanın asıl tetikleyicisidir. ''



Doludizgin bu makaleyi buraya taşımakla iyi yapmış aynı zamanda

Bunlar içinde Stalinist Tudeh, iki aşamalı devrim stratejisini benimseyerek öncelikle ulusal burjuvaziler ekseninde İran’ın emperyalist sömürüden kurtarılması ve demokrasi mücadelesi verilmesi, ardından sosyalist devrimi içeren ikinci aşamaya geçileceği tezi üzerinden İslami anayasaya destek vermiştir.'' gibi konuyu da içerdiğinden anlamlı olmakta

Yine yazı Türkiyede gelişmelere yardımcı olacak gibi. Çünkü bura da da bir vakıflar furyası hatta vakıflar aracılığı ile iktidara gelen AKP var.
______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Ocak.2018, 17:36   #11
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Apé Che Nickli Üyeden Alıntı


Bu parağrafta birden çok soru çıkıyor ama bir tanesini sorayım.

Türkiye'de gezi olayları başladı ve başladığı gibi de söndü.
Diyelim ki gezi olaylarını emperyalistler başlattı ve bir süre sonra yanlız bıraktılar. Sonucunda gezi olayı başladığı kurbanlarıyla birlikte gömüldü.

Bunu anlarız. Şöyle ki; Türkiye'de gezi olayları çıtası yükselirse kaçınılmaz olarak işin içine PKK girecekti. Bir NATO devleti olan T.C'ninde "kurda kuşa yem edilmemesi gerekirdi" ellerini eteklerini çektiler.


Nasıl anlarız ? Bunun anlaşılacak tarafı yok. Bu aynı zamanda AKP nin söylediği masal. Ape seninde bu masala inandığını söyleyebilirmiyiz. ? Yazıdan anlaşılmıyor ama sanmıyorum diyorum.

Gezi toplumsal birikimin patlamasıydı. Çünkü muhalif olanlar ,toplum için de onun bunun politik duruşunun(siyasettinin) peşinde olmak istemiyor ve o görüntüyü vermek istemiyorlardı.

Bunun kaynakları sanırım 12 eylül sonrasında ki sürçte anlamakla mümküm: 12 eylülün getirdiği ideolojik bakış bombardumanı, ANAP'ın liberalliği ve sola karşı bombardumanın devamı, ulusalcıların bir zamanlar Cumhurriyet elden gidiyor teranileri ve meydanlarda mitingleri . Kürt sorunun Türkiye toplumsal muhalefeti üzerinde giderek artan ağırlığı .
Sosyalistlerden söz edemiyorum zaten onlar perişan bir halde kendi kıçlarını toplamaya çalışıyorlardı.

İkircilikler tarihidir gezi esasında . Birileri ''tırsarak desteklesekmi yahu ne oluyor'' derken. Diğeri kısadan cevap ,hemen bir önceki tarih sürecte olan 'cumhurriyet elden gidiyor '' eylemselikleri yorumuymuyla ''işimiz olmaz '' yaklaşımı içersinde oldular. Sonuçta , İnsiyatif koymaya çalışan ise genişlemeci bakış açılarıyla sosyalistler oldu. Ve topluma büyük zararlar görmeden (görebilirdi) bu kendiliğinden olan patlama deneyimler kazanarak iktidarca söndürüldü.

Enson bağlandığı ve çarpıtıldığı yer ise Feto'nun ve ABD nin parmağı olduğu şeklinde oldu. Bugün görüyoruz ki eğer bu feto ve ABD insiyatifi içinde olsa imiş oooo adamların incirlik gibi üsleri , bombarduman uçakları bile varmış .

Toplumsal hareketleri böyle iradi çözümleme ile açıklayabileceğimizi zannetmiyorum. Bu olsa olsa istihbarçıların hayel dünyasında olabilecek işlerdir diye düşünüyorum.
______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Ocak.2018, 20:53   #12
 
Apé Che - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Apé Che
İŞÇİ...
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13.Temmuz.2007
Üye No: 4
Mesajlar: 8,185
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 6,390
2,074 Mesajına 5,896 Teşekkür Aldı
Standart

"Nasıl anlarız ? Bunun anlaşılacak tarafı yok. Bu aynı zamanda AKP nin söylediği masal. Ape seninde bu masala inandığını söyleyebilirmiyiz. ? Yazıdan anlaşılmıyor ama sanmıyorum diyorum. " "turgut_fatsa"

Tuzak kursan bu kadar çabuk düşmezdin turgutum.
AKP ne söylüyor? "Gezi dış güçlerin (emperyalistlerin) bir oyunu.
siz ne söylüyorsunuz? İran'daki isyan emperyalizmin oyunu.

E kardeşim,size gelince "Gezi toplumsal birikimin patlamasıydı" Ama iran halkına gelince "emperyalizmin oyunu.
Yersen...
Demi?

Boşuna teori kasıp kendini yorma. Gezi "Gezi toplumsal birikimin patlamasıydı" ise İran hakkında atıp tutmayacaksınız.
Yok değilse susup oturacaksınız.

50 yıldan fazladır politik arenadayım,bir dakika bile Devrimcilerle ülkücü çetelerin aynı mekanda aynı amaçla eylemde olduklarını duymadım,görmedim,yaşamadım.
Gezi eylemine kadar.

Birde İran olaylarında gördüm. Artık gözlerim açık gitmez, iyi halt yiyorsunuz.

Ama unutmayın ki Tarih Martov'u puşt olarak yazarken,Çar yanlılarından kimsenin adı dahi anılmıyor.
Tarih, dilini konuştuklarınızı değil,sizi yazacak. Çar'ın generallerinin yerine Martov'un iki yüzlülüğünü yazdığı gibi.


______________________________________________________


TARİHTE ZORUN ROLÜNÜ EN DOĞRU OLARAK KAVRAYARAK DEVRİMCİ ŞİDDETİ PROLETARYANIN HİZMETİNE ÖRGÜTLÜ OLARAK VERENLERİZ.

Bu büyük devrimci komünistin çalışma biçimini zamanımızın sınıflar mücadelesine en uygun ve en doğru cevabı olarak kabul ettiğimiz için BİLİMSEL SOSYALİZMin kurucuları tarafından da tastik edildiği için

Bizler
BLANQUİST Devrimci Komünistleriz !




Apé Che isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Apé Che Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 08.Ocak.2018, 13:59   #13
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,596
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 259
501 Mesajına 835 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
turgut_fatsa Nickli Üyeden Alıntı
''Çok basitçe anlıyorsun ''derim. Ama toplumsal olayları yönetneler ,burjuva böyle basitçe anlamaz. Merak ettiğim nasıl böyle basitçe anlamış olmanız Seçil abi.

Şöyle, yönettenler bir sabah kalkıyorlar düdüğü çalıyorlar ve bir kaç şehirde toplum ayağa kalkıyor ve kalkanlarda mollara küfrediyor ve bu küfürleri yiyen mollar ,'' oh be rahatladık ama güzel küfrettiler ha '' diyerek ,tekrar düdüğü çalıyor ve herkes yerine geçiyor. Sanırım bu robotlara yaptırılacak iş olsa gerek bu. .
Valla ben başka bir şey bilmiyorum onun içinde ikna edici bir eleştiri yazamıyorum.
Bilmediğim konularda ahkam kesmek bana ait bir düşünsellik değildir. Bilmediğimi de açıklamaktan utanç duymuyorum.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.Ocak.2018, 10:16   #14
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Apé Che Nickli Üyeden Alıntı

AKP ne söylüyor? "Gezi dış güçlerin (emperyalistlerin) bir oyunu.
siz ne söylüyorsunuz? İran'daki isyan emperyalizmin oyunu.

E kardeşim,size gelince "Gezi toplumsal birikimin patlamasıydı" Ama iran halkına gelince "emperyalizmin oyunu.
Yersen...
Demi?

İyi ki ulan allahsızlar,kitapsızlar ''E kardeşim,size gelince "Gezi toplumsal birikimin patlamasıydı" Ama iran halkına gelince "emperyalizmin oyunu.'' dememişsin ama der gibi yapmışsın.

Ben ''
"emperyalizmin oyunu.''gibi bir şey demiyorum demedim.Hatta daha ileri gideyim ,bu bölgemiz de siyaset arenasında diyebilecek olanları da yazayım . Liberaller ,Kürt siyasalı , AKP, son kervana katılan Perinçekçiler,

Yukarda sanrım
H.Doludizgin'in astığı yazıyı okumuşsundur
''Emperyalistler tuşa mı bastı, halk mı ayaklandı?'' yazsını yani .Bu yazının içinde bu tartışılıyor ve benim katıldığım düşünceler .

Ve yetmemiş bu yazıdan şu cümleleri almışım ;



''İslami kapitalizm ve isyan

İran’da günümüzdeki isyanın temeli, tam da bu noktadan İslami rejimin inşa ettiği iktisadi ve siyasi yapılarda yatmaktadır. İslami devrim sonrası kapitalizmin İran’da aldığı biçim ve bunun yaratmış olduğu toplumsal ilişkiler, bu isyanın asıl tetikleyicisidir. ''

'' eylemi harekete geçirenlerin kim olduğu (aidiyetleri ya da sınıfsal konumları) ve taleplerinin ne olduğu analizi üzerinden yapılamaz.
Bir toplumsal hareketin değişimi sağlayacak unsuru hareketi gerçekleştirenlerin toplumsal pozisyonu değil, hareketin kendisinin yarattığı somut etkidir. ''

Hatta bu konuda Seçil abiye cevapta şunları da yazmışım.

Şöyle, yönettenler bir sabah kalkıyorlar düdüğü çalıyorlar ve bir kaç şehirde toplum ayağa kalkıyor ve kalkanlarda mollara küfrediyor ve bu küfürleri yiyen mollar ,'' oh be rahatladık ama güzel küfrettiler ha '' diyerek ,tekrar düdüğü çalıyor ve herkes yerine geçiyor. Sanırım bu robotlara yaptırılacak iş olsa gerek bu. .

Allahın aşkına bunları yazana karşı'' E kardeşim,size gelince "Gezi toplumsal birikimin patlamasıydı" Ama iran halkına gelince "emperyalizmin oyunu.
Yersen...
Demi?'
' dememen gerekirdi.

Che kardeş kusura bakma , derdimi anlatabilmek için ayrıntılı olarak yazmak zorunda kaldım.

İkinci kısım da ise işin teorik kısmına gelirsem.

Bu toplumsal olaylara marksistler böyle
"emperyalizmin oyunu.'' gibi dışsal etkiyi temel alan bakış açasıyla bakmazlar. Bakanlar ise marksist düşünce tarzı dışında ve bunu özümsemeyenler bakabilir.

Marksistler toplumsal olaylara dış etkenler ve iç etkenler olarak bakar ve esas temelin de iç dinamizm (iç etkenler) belirleyici olduğunu toplumsal tarihten (pratikten) çıkardıkları tarihsel metaryalizm anlayışı ile bakarlar. Evet Markisist ilke olan ''üst yapı etkiler ama esas belirleyen alt yapıdır'' gibi.

Tuzak meselesine gelince . Burada okuduğum düşüncelerin tuzaklar kurularak yazıldığını hiç düşünmedim .Saf ve iyi niyetle anlamaya çalışırım ama bu saf ve iyi niyetli düşünce yazmam demek değildir.

Örneğin Demirtaş olayında olduğu gibi. Demirtaşı ben de severim , projesi vardır veya projeler arasında bu ülkenin toplumları için bir proje peşindedir. , Ama onun yazısını çözümlerken 'Ne demek istiyor, Neden, Niçin şimdi ? Bu kavram ne anlamda ,neden yukarda değilde, ikinci paragrafta '' gibi soruları sorup gelinen nesnel tarihsel pratik süreci de anımsayarak yorum (düşünce ) yapılır .

Sanırım bu konuda da anladığımı , Özgürtoplumsallığın şu linkteki düşünceleri doğrular nitelikte ve altında beğeniniz var.
İlk mesajı:

https://www.sosyalistforum3.net/show...388#post380388

Burada elbette olasalıklar üzerine tartışıyoruz. gelişmelerde ne yazık tek bir olasalıklar üzerinde kesin olacak gibi yürümüyor. Her toplumsal kanat yada kamp kendi bilinci ve anlayışı ile olasalıkları sunuyor. Yanlış olabilirmi olur. ? Birakalım bir anlayış içinde bile netleşmiş bir olasalık olmaz. Ancak olasalıklar içinde tercih edilen olasalık olur . Bu da en doğru olan ve sonuç alıcı , zorunlu olma gibi nedenlerle olabilir.

______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com