Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri

Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri Bu bölümde üyesi olduğunuz veya savunmuş olduğunuz örgüt, parti, sendika veya derneği tanıtabilir, haber yayınlayabilir ve bulabilirsiniz

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi TİKP (Türkiye İşçi Köylü Partisi) Ve Kuram Dergisi
Cevaplar
21
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3425
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12.Eylül.2015, 15:07   #1
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Standart TİKP (Türkiye İşçi Köylü Partisi) Ve Kuram Dergisi

Türkiye’de artık insanların bir yerden sonra sayamaz hale geldiği sol/sosyalist yapılara bir yenisi daha eklenmiş. (daha doğrusu önceden eklenmiş ancak benim yeni haberim oldu) Başlıktaki TİKP ile kastedilen TİİKP’nin yasallaşması ile kurulan parti değil, daha yeni bir parti. Bu yazıda ilgili parti nedir ne değildir bulabildiğim bilgileri paylaşacağım.
Temel bilgiler ile başlayayım: Parti 2010 yılı haziran ayının 18’inde kurulmuş. Tüzükte[1] yazılana göre kendilerini 1919 yılında kurulmuş olan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF)[2]’nın devamcısı olarak görüyorlar. Yine tüzükte bayrak ve amblemi açıklanmış:
Partinin bayrağı kırmızı zemin üzerinde sarı yıldız, çark ve başaktır. Çark işçi sınıfını, başak köy emekçilerini, yıldız ise Bilimsel Sosyalizm’i ifade eder. Partinin amblemi yıldız, çark ve başak altında TİKP yazısıdır.
Tüzükte belirttikleri amaçları:
Türkiye İşçi Köylü Partisi’nin amacı; işçi sınıfı önderliğinde, işçi-köylü temel ittifakı ekseninde, Bilimsel Sosyalizm’in rehberliğinde, emperyalizme karşı olan bütün sınıf ve tabakaları seferber ederek Demokratik Halk Devrimi’ni gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin inşasına önderlik etmektir.
Programlarında belirttiklerine göre ise ‘Ulusal Demokratik Halk Devrimi’ni gerçekleştirme hedefindeler.
Partinin genel başkanı: İsmail DURNA
Telefonu: 419 16 56
Adres: Emek Mah. Yıldıztepe Blokları 6. Blok No:104 Çankaya/ANKARA
Üye Sayısı: 48 (16.12.2014 tarihi itibari ile)
Yayın Organı: Kuram Dergisi
Şimdi temel bilgileri verdiğime göre gelelim asıl bilgilere kimdir bu yapılanmayı kuranlar?
İnternette haklarında pek bilgi bulunmasa da bulduğum birkaç kaynak sayesinde işçi partisinin tamamen sosyalizmden saptığı düşüncesinde olan aydınlıkçılar tarafından kurulmuş.
Daha ayrıntıya girersek: Parti genel başkanı İsmail DURNA, dergi ile ilgilenen ise eşi Nilgün DURNA olarak görünüyor. Daha ilginci oğulları (Şafak DURNA) bir işadamı (milli burjuvaziden kasıt bu sanırım) ve gelinleri de CHPli(kadın kollarında görev yapmış) (bu yapı bir bakıma aile partisine dönmüş)
Parti ve dergi dışında örgütlenmeleri var mı?
Kendileriyle bağlantılı olabileceğini tespit ettiğim tek yapı halk dayanışma derneği. Buna sebep ise derneğin sitesinde parti genel başkanının bir yazısının paylaşılmış olması ve dernek ile partinin aynı çizgide olması.
Peki, nedir partinin çizgisi?
Partinin Facebook sayfasında: “İnsanlığın ve mazlum milletlerin bağımsızlık, özgürlük, kurtuluş mücadelesinin önderleri... Mustafa Kemal *******, Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı” şeklinde bir yazıyla beraber saydıkları bu üç şahsın yan yana resimlerinin paylaşılmış olduğunu söyler isem çizgileri yeterince anlaşılır sanırım.
Ayrıca dergi ve parti sitelerinde “PKK terör örgütü”, “Ver başkanlığı al özerkliği”, “Güneydoğu’da sandık dâhil her türlü güvenliğin PKK kontrolünde olması” gibi söylemler de KÖH ve HDP konusunda ki tutumlarını açıklıyor sanırım.
Faaliyet, eylemlilik?
Bu konuda ne yazık ki internette bilgi bulunmuyor. Ben de kendilerini daha önce herhangi bir eylem içinde görmedim.
Yurtdışı örgütlenme, ilişki, uluslarası üyelik?
Bu konuda verilen tek bilgi İsviçre Komünist Partisi’nin 30 Ağustos kutlamaları ile ilgili partiye bir mail göndermesi olmuş.
Seçimler konusunda tutum?
7 Haziran seçimlerinde boykot kararı almışlar.
1 Kasım seçimleriyle ilgili ise sol, sosyalist, ulusalcı, *******çü kesimin CHP çatısı altında seçime girmesi önerisinde bulunmuş. CHP ile ittifak noktasında tek şart olarak ise CHP’nin emperyalizme karşı çıkmak gösterilmiş.
Suriye ve Rojava hakkındaki görüşleri?
Suriye’de Esad’dan yana bir tavır alıyorlar. Rojava konusuna da pek iyi yaklaşmıyorlar gördüğüm kadarıyla.

[1]: Tüzük ve Programı bu konu altında paylaşacağım.
[2]: TİÇSF hakkında bu konu altında bilgi vereceğim.
Kaynakça: 20 mesaj sınırından dolayı daha sonra ekleyeceğim.
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.Eylül.2015, 17:48   #2
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Standart TÜRKİYE İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ TÜZÜK VE PROGRAMI

TÜZÜK
1- Ad, Nitelik, Bayrak ve Amblem
Türkiye İşçi Köylü Partisi; işçi sınıfının, köy emekçilerinin ve sosyalist
aydınların siyasal partisidir. Parti devrimci bir kolektiftir.
Kısaltılmış adı; TİKP’dir. Genel Merkezi; Ankara’dır.
Partinin bayrağı kırmızı zemin üzerinde sarı yıldız, çark ve başaktır.
Çark işçi sınıfını, başak köy emekçilerini, yıldız ise Bilimsel Sosyalizm’i
ifade eder.
Partinin amblemi yıldız, çark ve başak altında TİKP yazısıdır.
2- Amaç
Türkiye İşçi Köylü Partisi’nin amacı; işçi sınıfı önderliğinde, işçi-köylü
temel ittifakı ekseninde, Bilimsel Sosyalizm’in rehberliğinde, emperyalizme
karşı olan bütün sınıf ve tabakaları seferber ederek Demokratik Halk
Devrimi’ni gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin inşasına önderlik
etmektir.
3- Örgütlenmenin Temel tikesi
TİKP’nin temel örgütlenme ilkesi demokratik merkeziyetçiliktir. TİKP,
demokratik yapısını organlarının ve üyelerinin emekçi karakterine
dayandırır. Bütün yönetim kademelerinde, yönetici üyelerin ve kongre
delegelerinin çoğunluğu işçilerden ve emekçilerden oluşur.
TİKP çalışmalarında eleştiri ve özeleştiri ilkesini uygular. TİKP’nin
hiçbir yöneticisi eleştiriden muaf değildir.
Karar ve görevlerin yerine getirilmesinde; birey partiye ,azınlık
çoğunluğa, alt kademeler üst kademelere ve bütün parti Merkez Komitesi’
ne , Merkez Komitesi ise Genel Kongre’ye karşı sorumludur. Alt
kademeler üst kademelere rapor verir; üst kademeler ise raporları
inceleyerek yanıtlar. Parti içinde İki Çizgi Mücadelesi esastır.
Disiplinin temel amacı; sınıf mücadelesini korumak ve geliştirmektir.
4- Parti İçi Açıklık
Parti içindeki tartışmalar, görüş ayrılıkları, öneri ve kararlar tüm üyelere
açıktır, gizlenemez.
Partide demokratik merkeziyetçilik esastır. Demokrasi partinin tartışma
platformudur. Merkeziyetçilik ise alman kararların merkezi düzeyde
uygulanmasıdır.
Partinin gelir ve giderleri de üyelerin denetimine açıktır. Bütün kademelerdeki
parti yöneticileri görevlerinin başlangıç ve bitiminde - birinci
derecedeki yakınları dahil- mal beyanında bulunurlar.
5- Üyelik
Üyeliğin koşulları; parti program ve tüzüğünü benimsemek, temel
örgütlerden birinde görev almak ve ödenti ödemeyi kabul etmektir. Üyelik
için başvuruda bulunan aday üyelerin asıl üyeliğe kabul veya reddedilmesi
en geç altı ay içinde karara bağlanır.
Parti üyeliğine müracaat bireysel olarak yapılır. Grup olarak
müracaatlar kesinlikle kabul edilmez.
Asıl üyeliğinin uygun olduğuna karar verilen parti üyeleri şu sözü
verirler:
“TİKP’nin örgütlü üyesi olarak devrime, halka ve partime karşı
sorumlu davranacağıma, sınıfsız toplum için mücadele edeceğime, parti
disiplinine uyacağıma, emekçi halka ve yurduma daima bağlı kalacağıma
söz veririm.”
6- Üye Ödentisi
Aylık üye ödentisi, asgari ücretin en az yüzde biri kadardır.
7- Üyenin Görevleri
Parti programı doğrultusunda kitlelere önderlik eder.
Bir temel örgütte görev alır.
Ödentisini düzenli olarak verir.
Üye kazanır.
Dilediğinde üyelikten çekilmek parti üyesinin en doğal hakkıdır.
8-Parti Örgütleri ve Kongreler
a) Temel Örgüt
Parti örgütlenmesinin temelidir. Fabrikalarda, köylerde, mahallelerde
ve diğer bütün çalışma alanlarında kurulan birimlerdir. En az üç kişiden
oluşur. Temel örgütler partinin üretim alanları esasına göre kurulan
birimleridir. Ayda en az bir kez toplanırlar. Her temel örgütte başkan,
sekreter, sayman ve yayın sorumlusu olmak üzere görevler belirlenir.
b) Mahalle-Köy Temsilcilikleri ve Köy Halk Meclisleri
Mahalle veya köy üyelerinin seçtiği başkan ile birlikte en az üç
kişiden oluşur. Mahalle-köy temsilciliklerinin ve Köy Halk Meclisleri’nin
kongreleri bir üst örgütünün önderliğinde gerçekleştirilir.
c) Belde Örgütü
Üç asıl üç yedek üyeden oluşur.
d) İlçe Örgütü
İlçe Örgütü; yönetim kurulu başkanı ile birlikte beş asıl, üç yedek
üyeden oluşur
İlçe kongreleri, üye sayısı 400’e kadar olan ilçelerde üyelerin katılımı
ile toplanır. Üye sayısı 400’ün üzerindeyse seçilecek en az 400 delege ile
toplanır. İlçenin partili belediye başkanı ve ilçe yönetim kurulu üyeleri ilçe
kongresinin doğal delegeleridir.
İlçe kongresi iki yılda bir yapılır.
e) İl Örgütü
İl Yönetimi; il başkanı dahil yedi asıl, dört yedek üyeden oluşur.
İl kongreleri en çok 600 delege ile toplanır. İki yılda bir yapılır.
Üye sayısı 600’ü geçmiyorsa bütün üyeler il kongresinin delegesidir.
Üye sayısı 600’den fazla ise; seçilecek delegelerin sayısının üye sayısına
oranını il yönetim kurulu belirler.
İlçe ve il yönetim kurullarının üyeleri, il disiplin kurulu üyeleri ve ilin
partili milletvekilleri il kongresinin doğal delegesidirler.
f) İl Disiplin Kurulu
İl Kongresince seçilen üç asıl ve bir yedek üyeden oluşur.
Partiden çıkarılma dışındaki suçlarla ilgili karar verir.
Bir üyenin İl Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi; il yönetim kurulunun
üçte iki çoğunluğunun kararıyla olur. Disiplin kuruluna sevk edilecek üye
hakkında disiplin kurulu komisyonunca iddianame hazırlanır ve yüzüne
karşı okunur, savunması istenir. Hakkında karar verilen üye ve yöneticinin
merkez disiplin kuruluna itiraz hakkı vardır. İtiraz en geç bir ay içinde
sonuçlanır.
10-Genel Kongre
Genel Kongre partinin en yüksek organıdır.
Genel Kongre delegeleri sayısı Merkez Komite tarafından belirlenir.
Merkez komite her kongre öncesi hazırlayacağı yönetmelikle delegelerin
kaç üyeyi temsilen seçileceğini belirler. Genel kongre her iki yılda bir
yapılır.
Olağanüstü kongreler ise; genel başkanın, merkez komitesinin kararıyla
ve Genel Kongre delegelerinin veya tüm parti üyelerinin en az beşte birinin
yazılı istemi üzerine yapılır. Genel kongreyi toplantıya genel başkan çağırır.
Merkez Komitesi, en az üçte iki çoğunluk kararıyla zorunlu gördüğü
durumlarda ilçe ve il kongreleri ile Genel Kongre’yi ileri bir tarihe
erteleyebilir. Erteleme en fazla bir yıldır.
11-Genel Başkan
Partiyi temsil eder. Bütün parti örgütünün başkamdir.
Genel Başkan; parti yönetim organlarını toplantıya çağırabilir, görev
verir ve denetler.
Genel Başkan; Genel Kongre tarafından, üye tam sayısının salt
çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada sonuç alınamaması
durumunda üçüncü turda en çok oy alan aday genel başkan seçilir.
Herhangi bir nedenle genel başkanlık görevinin boşalması halinde
Merkez Komitesi kendi içinden bir Genel Başkan seçer.
12-Merkez Komitesi
Merkez Komitesi; seçilmiş olan Genel Başkan ile Genel Kongre
tarafından seçilen 15 asıl, 3 yedek üyeden oluşur.
Merkez Komitesi; Genel Kongreden sonra en yetkili organdır.
Merkez Komitesi kendi içinden, Genel Sekreter, Genel Sayman ve 4
başkanlık kurulu üyesini seçer.
Genel ve yerel seçimlere katılıp katılmamayı, seçim bildirgesinin
hazırlanmasını, tüzük hükümleri doğrultusunda adayların saptanma
yöntemlerini belirler.
Yıllık bütçeyi görüşür, karara bağlar, kesin hesabı onaylar.
Merkez Komitesi; Genel Başkan’ın onayıyla ve Genel Sekreter
tarafından, önceden bildirilen gündemle toplantıya çağırılır. İki Merkez
Komite toplantısı arasındaki süre üç ayı geçemez.
13-Başkanhk Kurulu
Başkanlık Kurulu; Genel Başkan ile Merkez Komitesi’nin kendi
arasından seçtiği Genel Sekreter, iki Genel Başkan yardımcısı, Genel
Sayman ve iki üye olmak üzere yedi kişiden oluşur.
Başkanlık Kurulu partinin en üst yürütme organıdır.
Genel Kongre ve Merkez Komitesi kararlarını yerine getirir ve denetler.
Partinin siyasal ve hukuki işlerini düzenler.
Genel Kongre ile ilgili gerekli hazırlıkları yapar. İl ve ilçe kongrelerinin
delege seçimlerinin tüzüğe uygun gerçekleşmesini sağlar.
Yıllık bütçeyi hazırlar, Merkez Komitesi’nin onayına sunulması ve
yürürlüğe sokulması işlerini düzenler.
Partinin uluslar arası ilişkilerini düzenler ve sürdürür. Merkez
Komitesi’ne sunulacak raporları, Genel Kongre’ye sunulacak rapor ve karar
tasarılarını hazırlar.
Başkanlık Kurulu’nun yapacağı iki toplantı arasındaki süre bir ayı
geçemez.
14-Genel Sekreterlik
Genel Sekreterlik görevini yapan Genel Başkan Yardımcısı, Merkez
Komite ve Başkanlık Kurulu kararlarım uygular ve denetler. Merkez
Komite üyelerini bilgilendirir. Resmi işlemlerde Genel Başkan’a vekalet
eder.
15-Genel Sayman
Genel Sayman; parti gelirlerinin toplanmasından, harcamaların
yapılmasından ve gerekli projelerin hazırlanmasından yükümlüdür. Partiye
gelir kaynakları yaratır, harcamaların ihtiyaçlara uygun olmasını sağlar.
Genel Sayman; gelir - gider, demirbaş defterlerinin ve kesin hesapların
düzenli ve süresinde tutulmasını sağlamak için gerekli önlemleri almak ve
denetimleri yapmaktan sorumludur.
16-Yurtdışı Temsilcilikleri, Yan Kuruluşlar ve Bürolar
Parti; Gençlik Kolu, Kadın Kolu, Kültür - Sanat Kolu, Bilim Kolu ve
diğer gerekli bulduğu bürolarla yan kuruluş ve kolları kurar. Yabancı
ülkelerin başkentlerinden gerekli olanlarda yurtdışı temsilcilikler açar.
17- Disiplin Cezaları
Parti tüzük ve programına aykırı davrananlar, eylemlerinin ağırlığına
göre cezalandırılır.
Disiplin cezaları; uyarı, kınama, görevden alma, geçici çıkarma ve
kesin çıkarmadır.
Partinin bütün kademe ve örgütleri kendilerine bağlı üyelerine uyarıda
bulunabilirler.
Geçici çıkarma cezası verilenler, cezayı veren disiplin kurulunun
belirleyeceği en az bir, en çok iki yıllık sınama süresi içinde yöneticilik
yapamazlar. Seçilme ve seçme hakkını kullanamazlar.
Sınama süresi sonunda ilgili disiplin kurulu, üyenin bağlı bulunduğu
parti örgütünün raporunu değerlendirerek üye hakkında karar verir.
Parti görevini yerine getirmeyen ve disipline uymayan üyelere uyarı
cezası verilir. Disiplinsizliği sürdürenler kınama cezasına çarptırılır. Parti
örgütünün çalışmasını engelleyenlere görevden alma cezası uygulanır. Parti
tüzük ve programına, organ kararlarına aykırı davranışını sürdürenlere
geçici çıkarma cezası verilir.
Kesin çıkarma cezası, sosyalizm ile parti tüzük ve programını temelden
reddedenlere, hizip kuranlara ve parti disiplinini çiğnemekte ısrarcı olanlara
verilir.
İl ve TBMM disiplin kurullarının verdiği çıkarma ve geçici çıkarma
cezalan Merkez Disiplin Kurulu’nun onayı ile kesinleşir. Onaylanmaması
halinde ilgili disiplin kurulu konuyu yeniden ele alır. Ancak bu kez
reddedilen cezayı veremez.
Daha önce partiden kesinleşen disiplin cezası ile çıkarılmış bir üyenin
partiye yeniden üye yazılması ancak Başkanlık Kurulu’nun onayı ile
mümkündür. Kesinleşen disiplin cezalan Genel Kongre’de kaldınlabilir.
18- Parti Lokalleri
Genel Merkez; il, ilçe, belde, mahalle ve köy temsilciliklerinin parti
lokallerini açabilir.
19-Partinin Gelir ve Giderleri
Partinin gelirleri; üyelik ödentisi, üyeliğe giriş ücreti ve bağışlardan;
Merkez Komitesi’nin onayı ile yayın, rozet, takvim, kimlik belgesi ve
faaliyet gelirlerinden oluşur.
Her yılın bilanço ve kesin hesabı mali büro tarafından hazırlanır ve
merkez komitesinin imzasına sunulur.
TÜRKİYE İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ’NİN PROGRAMI
Türkiye İşçi Köylü Partisi’nin nihai amacı; herkesin yeteneğine göre
çalıştığı ihtiyacına göre pay aldığı sınıfsız sömürüsüz toplumu
gerçekleştirmektir.
ULUSAL DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ
TİKP, proletarya önderliğinde, işçi köylü temel ittifakı ekseninde
emperyalizmin ve işbirlikçilerinin Türkiye üzerindeki her türlü baskı,
sömürü ve denetimine son verecek olan Ulusal Demokratik Halk
Devrimi’ni ve devamında Demokratik Halk İktidarı’nı gerçekleştirir.
Türkiye’nin 150 yıllık Demokratik Devrim mücadelesi birikiminin
savunucusudur. TİKP Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi’nin
bağımsızlık, demokrasi ve aydınlanma yönündeki bütün ant-emperyalist
kazanımlarmı savunur ve emekçi halk yararına yeniden hayata geçirir. Aynı
zamanda bu değerleri sosyalizme ilerlemenin tarihsel birikimi olarak
değerlendirir.
DEVLETLER BAĞIMSIZLIK, MİLLETLER KURTULUŞ,
HALKLAR DEVRİM İSTİYOR
Dünya’da pek çok ülke emperyalizmin saldırganlığına karşı
devletlerini savunuyor. Yine işgale karşı Irak ve Afgan halklarının direnişini
milletlerin kurtuluş mücadelesine örnek olarak gösterebiliriz.
Demokratik Devrim hareketleri, sadece emperyalizmle bağlarını
koparmakla yetinmeyip, sosyalizme yönelmedikçe kısır kalmak ve yeniden
emperyalizmin kucağına düşmek durumundadır.
Halkların devrim mücadelesi ise tıpkı işaret fişeği gibi Asya,Afrika
ve Latin Amerika ülkelerinin ufuklarında parlıyor.
EMPERYALİST-KAPİTALİST SİSTEM İFLAS ETMİŞTİR
İnsanlık Emperyalist-Kapitalist sistemle cephe cepheye gelmiştir.
Lenin’in “Çürüyen kapitalizm”, Mao’nun “Emperyalizm kağıttan
kaplandır” tespitleri bugünler için de geçerlidir. Nükleer silahlarıyla, kontrgerilla
örgütleriyle , silah tekelleriyle dünyayı kana bulayan ABD
emperyalizminin yıkılması kaçınılmazdır.
Kapitalist sistem çöküşe gidiyor. Onun içindir ki; kapitalist sistemin
tek alternatifi, yaşamın merkezine insanı koyan, tarımda sanayide ve tüm
alanlarda piyasa sisteminin her türlü sömürü ilişkilerine son vererek
toplumsal ekonomik sistemi hayata geçirecek olan Sosyalizm’dir.
Büyük Proleter Kültür devrimi bilimsel sosyalizmin zirvesidir. O
nedenle Mao Zedung’un düşüncesi gelinen aşamada Marksizm ve
Leninizm’in en yüksek aşaması olup dünya devrimlerine ışık tutacaktır.
Gelişmeler yeni sosyalist atılımların bu tarihi birikimler üzerinden
gerçekleşeceğini gösteriyor.
Dünya halkları sömürü ve baskıdan kurtulmak, savaşlara son vermek
ve doğanın daha fazla tahribatını önlemek için emperyalizmi yenerek
sosyalist uygarlığa geçmek zorundadır.
DEVRİMCİ DURUM
Türkiye gelip geçici olmayan yapısal bir krizle karşı karşıya.
Parlamenter sistem çürüdü. Burjuva demokrasisinin de sonu geldi.
Artık bu aşamada seçimler, Emperyalist-Kapitalist sistemin ve
işbirlikçilerinin kendisini dayatma ve onaylatma aracı olmaktan öteye
gidememektedir. Dolayısıyla emperyalizmin gösterdiği bu kulvarda
yarışanlar yapsa yapsa demokrasi budalalığı yaparlar. Çürüyen ve can
çekişen sistemin önünde halka saldırmaktan başka bir seçenek gözükmüyor.
Bunun adı Faşizmdir. Önümüzde tek bir yol kalıyor; o da devrim!
EMPERYALİST SALDIRI PÜSKÜRTÜLECEK?
Halkın mücadelesi yükseliyor.
Türkiye emperyalizmle hesaplaşmada kritik bir döneme girdi.
Rejim iflas ediyor ve onu tarihe gömecek dinamikler de bir bir ortaya
çıkıyor;
İşçi sınıfının önderliğinde Emek Eksenli Mücadele esastır.
Başta Tekel işçileri daha sonrada hava işçilerinin mücadelesi bütün
Türkiye’nin gündemine girdi ve emperyalizme karşı mücadelenin
kıvılcımını çaktı. Sımf mücadelesi bitmiştir diyenlere en etkili cevabı verdi.
Özellikle, "Tekel vatandır, vatan satılmaz" diye haykıran işçiler vatan
savunmasında da önder ve öncü rolünü tekrar tekrar hatırlattı. Emeği ve
Vatanı savunacak temel gücün işçi sınıfı olduğunu gösterdiler.
Emperyalizm tarafından etnik köken ve dini inançların ayrıştıncı
birer unsur olarak kullanıldığı bir süreçte,Türk ve Kürdüyle, Alevi ve
Sünnisiyle, farklı siyasi eğilimleriyle bütün toplumsal kesimleri ortak bir
mücadele zemininde birleştirdiler. Emperyalizmin iç savaş planlarının nasıl
bozulacağını gösterdiler. Halkı birleştirecek biricik değerin sınıf kimliği
olduğunu ortaya koydular. En önemlisi de kendisi dışındaki toplumsal
güçlere önderlik ederek Emperyalist saldırının nasıl püskürtüleceğim
pratikte ispatladılar.
TARIM VE KÖY POLİTİKASI
Toprak işleyenin su kullananındır. Büyük toprak sahiplerinin
arazileri bir toprak ve tarım devrimiyle yoksul ve topraksız köylüye bedelsiz
olarak dağıtılacaktır.
Tarım işçilerinin sosyal güvenlik, sendika ve bütün demokratik
hakları sağlanacaktır.
Tarım işletmeleri verimlik esasına göre yeniden yapılandırılacak, bu
amaçla kooperatifçilik desteklenecek, ortak teknoloji kullanımı ve üretimin
geliştirilmesi sağlanacaktır. Çiftçinin eğitimi devlet tarafından yapılacaktır.
Çiftçilerin mazot, gübre, tarım aleti, tohum, damızlık ve benzeri
girdileri de desteklenecek, çiftçi borçları silinecek, ipotekler kaldırılacaktır.
Tarımda gübre, tohum ve diğer alanlarda her türlü bağımlılığa son
verilecek, AB, IMF, DB, DT֒nün dayatmaları reddedilecektir. Tarım
alanları ve ürünleri yerli ve yabancı sermayenin genetik kirlenmesinden
korunacaktır. Başta ormanlar ve sularımız olmak üzere doğal kaynaklarımız
sıkı şekilde korumaya alınacaktır.
Yabancılara toprak satışı yasaklanacak, 2B alanları orman köylüsüne
tahsis edilecektir
Kürt Gerçeği
Kürt sorununda temel çözüm; ağalığın, beyliğin, aşiret reisliğinin
kısacası; feodalizmin Ulusal Demokratik Halk Devrimi’yle tasfiyesidir.
Emek eksenli gelişecek olan bu mücadele Kürt halkının tam hak eşitliği,
özgürlük ve gönüllü birlik talebini yanma alarak başarıya ulaşacaktır.
20. yy’m başında hem Çin’de, hem de Türkiye’de feodal sistem
hakimdi. Her iki ülkede de devrim gerçekleşti. Çin, feodal sistemi tasfiye
etmeyi başardı. Türkiye ise başaramadı. Niçin? Çünkü; Çin devrimi
Komünist Parti’nin önderliğinde oldu. Kurtuluş Savaşı ise milli
buıjuvazinin önderliğinde gerçekleşti. Milli burjuvazi karakteri gereği
emperyalizmle uzlaştı; bu yüzden devrim yarım kaldı. Onun içindir ki;
Ulusal Demokratik Halk Devrimi ancak işçi sınıfı önderliğinde, işçi köylü
temel ittifakı ile kesin başarıya ulaşır.
Emperyalizmin emrinde BOP’a hizmet edenler yalnızca Kürtlere
değil Ortadoğu dahil bütün dünya halklarına da ihanet ediyorlar. Fakat en
önemli gerçek; çıkarların da, düşmanların da ortak olduğu anlaşıldı. Onun
içindir ki; bu sorunun çözümünde tek seçeneğimiz var. Aynı partide ortak
örgütlenme ve mücadele damarını yakalamalıyız. Köylüyü feodalizmin her
türlü dayanağına karşı uyandırmak ve harekete geçirecek bir mücadele
başlatmalıyız. Emperyalizmin ittifak halinde olduğu feodal sistemin bir
kültürü olan etnik politikaların değil, Tek seçenek olan Emekçi
Cumhuriyeti’nin devrimci politikalarını hayata geçirmeliyiz.
EMPERYALİZM YENİLECEK
İktidar Seçeneği Yaratmak
Dünya Halklarının baş düşmanı ABD emperyalizmi yenilecek.
Bugün temel sorun iktidar seçeneği yaratmak ve bu iktidar
seçeneğinin programını oluşturmaktır. Türkiye’nin devrimci birikimini bu
program etrafında birleştirmek, Türkiye İşçi Köylü Partisi’ni bilimselliğin,
namusun, fedakarlığın, cesaretin kalesi yapmaktır.
Türkiye İşçi Köylü Partisi; bu topraklarda yaşayan halkların ortak
vicdanıdır.
Türkiye’nin Dinamikleri
-İşçi sınıfı
-Topraksız ve yoksul köylü
-Kamu çalışanları
-Gençlik
-Milli Burjuvazi
Zemin Elverişli
Türkiye; emperyalizmin en zayıf halkası olup hakim sınıf klikleri
arasında çelişmelerin derinleştiği ve her geçen gün Demokratik devrime
ihtiyacın daha yoğunlaştığı bir sürece girdi. Tek çözüm Ulusal Demokratik
Halk Devrimi’dir.
Herkese İş Ve Refah
] Dış ve iç düşmanlara karşı halkçı, planlı, Karma Ekonomi hayata
geçirilecek
] Bölgeler arası dengesizlikler giderilecek
İç ve dış borçlar Devrimle tasfiye edilecek
IMF ile ilişkilere son verilecek
Dolar ve Euro’nun egemenliğine son verilecek
İMKB kapatılacak
Bankalar Millileştirilecek.
Özelleştirilen kurumlar yeniden kamulaştırılacak
Ortaçağ kalıntıları temizlenecek
Tarımda her türlü bağımlılığa son verilecek.
AB, IMF,DB, DT֒nün dayatmaları reddedilecek
Beslenme,giyim,gübre,tohum,kendine yeterli hale getirilecek
Çiftçiler mazot, gübre, tarım aleti, tohum, damızlık v.b. girdilerde
desteklenecek.
Çiftçi borçları silinecek, ipotekler kaldırılacak
Tarım işçilerinin sosyal güvenlik, sendika ve bütün demokratik hakları
sağlanacak
Grev yasallaşacak, Lokavt yasaklanacak.
] Çiftçinin eğitimi devlet tarafından yapılacak
] Tarım alanları ve ürünleri yabancı sermayenin genetik kirlenmesinden
korunacak
] Tarım işletmeleri verimlilik esasına göre yeniden yapılandırılacak. Bu
amaçla kooperatifçilik desteklenecek
] Başta ormanlar ve sularımız olmak üzere doğal kaynaklarımız
korunacak.
] Ağa, bey ve şeyhlere ait kayıtlı kayıtsız bütün taşınmazlar, hazine
toprakları ve mayından temizlenmiş araziler topraksız ve az topraklı
köylülere bedelsiz olarak dağıtılacak
] 2B Alanları orman köylüsüne tahsis edilecek
I Yabancıya toprak satışı yasaklanacak
I Çiftçiler kooperatiflerde örgütlenecek
I Yeteri kadar üretilen tarım ürünleri dışarıdan alınmayacak.
I Sağlık ve eğitim parasız olacak
I Erkekle kadın arasındaki her türlü eşitsizliğe karşı etkili mücadele
yürütülecektir.
Engelliler ve Yaşlılar Korunacak
Hayatın bütün alanlarında özürlülerin ve yaşlıların yaşamını
kolaylaştıracak önlemler alınacak. Psikotik özürlülerin üretime ve topluma
kazandırılması için Ruh Sağlığı Yasası çıkarılacak.
Ahlaki Çürümeye Son
İnsanı vatanına, topluma ve kendisine yabancılaştıran emperyalist
kültüre karşı sürekli mücadele edilecek. Bencillik, köşe dönmecilik, aç
gözlülük, havadan kazanma, başkalarının sırtına basarak yükselme,
vurgunculuk, fuhuş, uyuşturucu, alkol bağımlılığı v.b. ni kışkırtan
emperyalist - kapitalist yozlaşmaya karşı sosyalizmin toplumcu ahlakı ve
değerlerinin yayılması ve hayata geçirilmesi için mücadele edilecek.
TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ
Tüzüğün 1. maddesine aşağıdaki metin eklendi:
“ TİKP, 22 Eylül 1919 tarihinde kurulan ve daha sonra TKP adını alan
Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası’nın devamıdır.”
İsmail DURNA
TİKP Genel Başkanı
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.Eylül.2015, 17:49   #3
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Standart TİÇSF Hakkında Kısa Bilgi

Dr. Şefik Hüsnü Değmer liderliğinde kurulmuştur. Parti Kurtuluş dergisi çevresi tarafından Eylül 1919’da kurulmuştu. Partinin kökeni Berlin'de eğitim gören bir grup gencin çabalarına dayanıyordu. Clarte akımından ve Henri Barbusse'den etkilenmişlerdir. İstanbul'da kalanlar, III. Enternasyonal'e girerek gizli çalışmalarını sürdürdüler. Bazı üyeler bu tutuma karşı koymak için direndiler. Vedat Nedim (Tör), Şevket Süreyya (Aydemir), İsmâil Hüsrev (Tökin), Burhan Asaf (Belge) Sovyetler Birliği'nin görüşlerini kabul etmediklerin için partiden çıkarıldılar. 1919 yılının sonlarında sol cephe kurma çalışması yapmış ancak başarısız olmuştur. Kurtuluş Dergisinin yayını İstanbul’un işgali ile durdurulmuştur. Genel olarak yapının Anadolu kanadından mütevelli bir kesim Ankara hükumeti ve milli mücadeleden yana tavır almış, partide bölünme yaşanmıştır. Ankara hükumeti destekçileri Aydınlık ve Orak-Çekiç isimli yayınlar çıkartırken diğer grup ise Kurtuluş dergisi ile devam etti. Anadolu kanadı bir süre sonra Türkiye Halk İştirâkiyûn Fırkası (THİF) içerisinde örgütlenmeye devam ettiler. Yapı 1924’te kendini feshedip TKP’ye katıldı.
Günümüzde bu yapının mirasını sahiplenen yapılar TİKP ve İP(Vatan Partisi olduktan sonra fikirleri değişti mi bilmiyorum)
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.Kasım.2015, 07:03   #5
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post SANDIKTAN ÇIKARSIN AMA YÖNETEMEZSİN / İsmail DURNA (TİKP Genel Başkanı)

AKP’nin sandıktan büyük bir oy oranıyla çıkması Türkiye’yi uzun süre yöneteceği anlamına gelmez. Hele hele anayasa ve başkanlık sistemi gibi önemli başlıklarda değişiklikler yapabilmesi mümkün değil. Çünkü bütün göstergeler ekside. AKP’nin bastığı zemin adeta çatırdıyor. Birincisi, Rusya’nın Suriye müdahalesiyle Türkiye kendini ateş çemberinin merkezinde buldu.
İkincisi, yaşanmakta olan ekonomik ve siyasi kriz sürekli derinleşme yönünde ilerliyor.
Üçüncüsü, AKP iktidarının dayandığı kapitalist-emperyalist sistemin krizi de artarak devam ediyor.
Dördüncüsü ve en önemlisi, 35 yıldır aralıksız bütün hükumetlerin uyguladığı, neo-liberal sistemin sonuna gelindi.
Bütün bu nedenlerle, AKP iktidarının hem iç de hem de dış da dayandığı mafya rejiminin sürdürülme olanağı bulunmuyor. Dört yıl değil dört ay içinde bu görülecektir.
Sorunları sandıkların değil alanların çözeceği bir sürece girmiş bulunuyoruz. Bütün hazırlıklarımızı buna göre yapmalım.
Kaynak: https://www.facebook.com/permalink.p...01&pnref=story
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:03   #6
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post

Kuram Dergisinin yeni sayısı çıkmış.

Sayıların kapakları:

1. Sayı


2. Sayı


3. Sayı


Dergiyi satın almak için:


Ayrıca http://www.gittigidiyor.com da gerceksahaf’tan ve http://www.idefix.com dan da alınabilir.

Derginin web sitesi:
https://kuramdergisi.wordpress.com/

Facebbok Sayfası:
https://www.facebook.com/kuramdergisi
https://www.facebook.com/people/Nilg...00009884087235

Twitter Hesabı:
https://twitter.com/KuramDergisi

E-Mail Adresi:
[email protected]
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:06   #7
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post BİLİMSEL SOSYALİZM BİLİMİN DORUĞUDUR

BİLİMSEL SOSYALİZM BİLİMİN DORUĞUDUR

Kapitalizm kaçınılmaz olarak sosyalizme yol açar. Marks ve Engels, Proletaryanın ve insanlığın kurtuluş hareketi için bilimsel bir düşünce sistemi oluşturdular. Sosyalistler, Marksizm’in bilimsel ilkelerini ve ruhunu koruyarak, toplumsal pratiklerden de yola çıkarak teoriyi sürekli zenginleştirdiler.

Bilimsel sosyalizm bugün, çeşitli ülkelerdeki pratiklerin ve sosyalist yolu seçmiş olan ülkelerin yönlendirici ideolojisidir. Bilimsel sosyalizm Felsefe, iktisat, sosyalizm, askeriye, tarih, hukuk, sosyoloji, eğitim, etik, matematik, antropoloji vb. 10’dan fazla bilimsel disiplinden besleniyor.

Dünyada olsun Türkiye’de olsun bir kısım sol kesimin Bilimsel sosyalizmin konumunun saptanmasında yaptıkları büyük bir hata var. Bilimsel sosyalizmin proletaryanın dünya görüşü olduğu gerçeğini reddediyorlar. Onu genel bir bilime, genel bir bilimsel yönteme indirgiyorlar. Tüzüklerinde sosyalizme ve İşçi sınıfı önderliğine yer vermemelerinin altında yatan esas ideolojik neden budur. Bunlar örgütlenmede de liberalizmi uyguluyorlar. Oysa bilimsel sosyalizm proletaryanın ve insanlığın kurtuluşunun bilimidir. Bilimin doruğudur.

Kaynak
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:07   #8
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post HURDACILAR ÖRGÜTLENİYOR

TİKP Genel Başkanı İsmail DURNA; HURDACILAR ÖRGÜTLENİYOR

AKP İktidarı şimdi de gözünü hurdacıların emeğine dikti. Bundan böyle sokaklardan atık kağıt dahil her türlü hurda toplayanlardan 20 bin, alanlardan ise 140 bin lira ceza kesilecek. AB uyum yasalarına göre hurdacıların hurda toplaması yasaklanıyor. AB kendi ülkelerinde atıkların kazanılmasını şart koşarken bizim gibi ülkelerde ise yasaklamayı dayatmaktadır. Bunu fırsat bilen bazı emek düşmanı belediyeler de hurdacıların el arabalarını toplamaya ve el koymaya başladı. Bu uygulamalarla hurda toplayarak geçimini sağlayan binlerce insan birkaç büyük firmaya yem ediliyor.

EN BÜYÜK ÜRETİCİ KONUMUNDALAR Hurdacılar geri dönüşümün ilk basamağını oluşturuyor. İktidarların üretimi değil de tüketimi özendirdiği koşullarda en büyük üretici konumundadırlar. Doğal kaynaklarımızın hızla tükendiği göz önüne alındığında hurdacıların önemi daha iyi anlaşılır. Hurdacılar, topladıkları ürünleri geri dönüşüme kazandırdıkları için ülke ekonomisine büyük katkılar sağlıyorlar. Hurdacılar dışarıdan hurda alımını azaltarak kaynakların ülke içinde kalmasını sağlıyorlar.

ZOR KOŞULLARDA ÇALIŞIYORLAR Bu insanlar her türlü pisliğe ve rezilliğe katlanıyorlar. Her türlü hastalığı göze alarak işlerini yapıyorlar. Karıştırdıkları çöplerin içinden kağıt, plastik, kauçuk, cam, demir, çelik, bakır, kurşun, pet şişe, işe yarar ne varsa parasal değerine göre ayrıştırıyorlar. Topladıklarını hurda depolarına götürüp satıyorlar. Açlığın kıyısında dolaşan bu insanlar güç bela da olsa bu yolla geçinmelerini sağlıyorlar.

ORMANLARIN YOK OLMASINI ÖNLÜYORLAR Türkiye’de sadece atık kağıt toplayarak geçimini sağlayan 500 bin kişi var. Sokaklardan toplanan atık kağıt miktarı 2,5 milyon ton. Bu rakam geri dönüşümün %40’ını oluşturuyor. Böylece ormanlarımızın yok olmasını önlüyorlar

HURDA EMEKÇİLERİ DE ÖRGÜTLENİYOR AKP iktidarında zerre kadar insaf, zerre kadar merhamet kalmamış. Öyle olsaydı bu insanlara önce bir iş gösterirlerdi. Kimseye muhtaç olmadan yaşayan bu insanları sersefil bırakmazlardı. İstiyorlar ki; insanlar çöpten dahi olsa geçinmesinler. Başı dik dolaşmasınlar. Yaşama hakkından yoksun kalsınlar. Sokaklarda işsiz güçsüz aç susuz dolaşsınlar. Suriye’li mülteciler gibi dilensinler. Biat kültürüyle kendilerine muhtaç hale gelsinler. Ya intihar etsinler ya da suç işleyip cezaevlerine girsinler. Bunların hiçbiri olmayacak. Hurda emekçileri kararlı. Baskılara ve cezalara örgütlenerek cevap veriyor, boyun eğmiyor. Büyük yürüyüşe hazırlanıyorlar. 31/01/2016

Kaynak
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:09   #9
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post MARKSİST PRATİK FELSEFE

MARKSİST PRATİK FELSEFE

Kendilerini sosyalist olarak tanımlayan bir kısım parti ve aydınlar, Bilimsel Sosyalizm’i sıradan bir bilim olarak değerlendiriyorlar. Oysa bilimsel sosyalizm iktisat, felsefe, tarih başta olmak üzere onlarca önemli bilimden beslenmeye devam ediyor. Bu nedenle günümüzde bilimin doruğu konumunda olan bilimsel sosyalizm yeni dünya’nın inşasını da kurmaya devam ediyor.

Marks’a göre hem pratik hem de teorik felsefeyi eleştirebilmeliyiz. Hem teorik eleştiriyi hem de pratik eleştiriyi ortaya koyabilmeliyiz. Hem nesnel hem de önkoşulsal eleştiriyi ortaya koyabilmeliyiz. Hem öz-eleştiriyi hem de öz- inşayı ortaya koymalıyız.

Eleştiri önemli olmasına karşın amaç değil araçtır. Eleştirinin amacı inşa etmektir. Eski dünyanın ve eski teorinin eleştirisinde yeni teori ve yeni dünya’yı bulmak ve inşa etmek tam da Marksist felsefenin özüdür. Bu konuyu KURAM dergisinde incelemeye devam ediyoruz.

Kaynak
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:16   #10
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post İŞÇİ SINIFININ BAŞI SAĞOLSUN

İŞÇİ SINIFININ BAŞI SAĞOLSUN
Bir kış günüydü. Yusuf Arıkanoğlu ile Bismil’in Cumhuriyet köyünden dönüyorduk. Önce Malatya’ya uğradık. Malatya’dan geçilir de Ali Güler’e uğranmaz mı? Sımsıcak karşıladı Ali hoca bizi:” Gece gitmeyin. Kışın o yol geçilmez “ dediyse de aldırmadık. Kısa bir moladan sonra yola koyulduk. Hedefimizde Zile vardı. ALİ TOKGÖZ’le görüşecektik. İçimizde büyük bir heyecan vardı. Bir an önce Ali’ye ulaşmak, tatlı sohbetini dinlemek, hasret gidermek istiyorduk. Kestirmeden, Hekimhan üzerinden Sivas, oradan da Zile’ye geçecektik. Yola çıktıktan iki saat sonra zifiri karanlık çöktü. Tipiyle karışık rüzgâr, eski model Ford’un bir yanından giriyor, öbür yanından çıkıyordu. Yusuf’la fordu değişerek kullandık. Yusuf şoförlükte de ustaydı. Ufak tefek görünüşünden anlaşılmazdı fakat pek çok işte becerikliydi. İnanmayacaksınız ama bu sefer de kameraman görevini üstlenmişti. Birçok tehlikeyi atlattıktan sonra zirvedeki dinlenme tesisine varınca derin bir nefes aldık. Herkes şaşkın bir arabaya bir bize bakıyordu. Sivas yönünden gelenler yolun açık olduğunu söylediler. Biraz dinlendikten sonra hızla yola koyulduk. ALİ TOKGÖZ iki de bir telefonla arıyor, nerede olduğumuzu soruyordu. Neyse ki Sivas toplantısını kısa tuttuk. Zile’ye vardığımızda saat gecenin üçüydü. Issızlık hakimdi. Bir Ford’un gürültüsü, bir de Ali’nin akşamdan beri hiç sönmeyen evinin ışıkları dikkat çekiyordu. Hani insanın hayatında hiçbir zaman unutamayacağı anılar olur ya. Yusuf’u bilmiyorum ama kendi payıma hayatımda hiç bir zaman unutamayacağım bir anıdır Ali’yle bu görüşmemiz. Pencereden bizi gözlüyormuş. Aşağıya kadar indi ve ikimizi de ayrı ayrı hararetle kucakladı. Eleştiri – özeleştiriye önem veren bir yoldaşımızdı Ali. “Bu havada gece yola mı çıkılır? Ya başınıza bir şey gelseydi.” demekten de geri durmadı. Gürül gürül yanan sobanın başına oturttu bizi. Yünlü yatak hazırdı ama hiç uykumuz yoktu. Hep köyleri sordu. Biz onu konuşturmak istedikçe o Ege’nin köylerini anlatmamızı istiyordu. Eşini de uyutmamış. “Kalk” demiş,” Arkadaşlarım geliyor. Aç susuz üşümüşlerdir. Sobayı yak. Yufkadan dürüm hazırla. Yatakları da hazır olsun.” Bir ara Ali dışarı çıkınca eşi bize bunları anlatmıştı. Ali arkadaş ,yaman ve zeki bir arkadaştı. Çünkü düşündürücü ve kaliteli espri yeteneğine sahip ender arkadaşlardan biriydi. Tam bir profesyonel devrimciydi. Sen rahat uyu Ali yoldaş. Bağımsızlık devrim ve sosyalizm bayrağını yükseklerde tutmaya devam edeceğiz.

Kaynak
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:17   #11
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post İsmail Durna Hakkında

İsmail Durna Hakkında
TİKP GENEL BAŞKANI İSMAİL DURNA’NIN ÖZGEÇMİŞİ 01/03/1953 Tarsus’un Kıristan (Çavdarlı) köyünde doğdu. Ailesi Yörük. Çocukluk yıllarını daha çok Çukurova’da ağa çiftliklerinde, pamuk tarlalarında çalışarak geçirdi. Ağaların baskı ve sömürüsünü yakından gördü. İlk öğrenimini köyünde tamamladı. Aşırı Menderes’ci olan köyün tek solcu ailesine sahipti. Daha sonra öğrenimine Tarsus- Kasım Ekenler ve Cengiz Topel ortaokullarında devam etti. Amerikan Koleji hariç Tarsus’un bütün liselerini dolaştı. Son olarak da Ticaret lisesinde okul hayatını sürdürdü. Lisede okurken yazları da Kadıncık Barajı’nda işçi olarak çalıştı. Girdiği üniversite sınavında İstanbul Üniversitesi gazetecilik bölümünü kazandı. Okul yönetimi sağcıydı. Tek dersten sınıfta kaldığı için çok sevdiği gazetecilik yüksek okuluna gidemedi. Bu nedenle idarecilerle tartıştı ve ilk kez girdiği cezaevinde üç ay yattı. İşçilik hayatına STFA’da başladı. Deniz sondajı ustası oldu. İşçileri Yol – İş Sendikası’nda örgütlemeye koyuldu. Sendika hakkını kazanmak üzereyken anarşist olduğu gerekçesiyle polise ihbar yapıldı ve işten atıldı. Bu sefer tekrar Tarsus’un yolunu tuttu Gider gitmez bir grup arkadaşıyla Tarsus Devrimci Gençlik Derneği’nin kuruluşunu gerçekleştirdi ve başkanı oldu. Dernek kısa zamanda bütün Tarsus gençliğini kucakladı ve kitlesel bir güç haline geldi. Dev-Genç’in bir yürüyüş eylemi nedeniyle ceza aldı ve 5 arkadaşıyla birlikte Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kararıyla Adana Askeri Cezaevi’nde beş ay yattı. Hapisten çıktıktan sonra PDA’cılarla tanıştı ve örgütlü mücadeleye başladı. Böylece 1974’ten 2006’ya kadar sürecek olan profesyonel devrimcilik hayatına da başlamış oldu. Uzun yıllar sürecek köy örgütlenmesine başladı. Ceyhan- Sarıbahçe köylülerinin toprak işgallerinde yer aldı. Daha sonra PKK’nın şehit ettiği Mehmet Ongan’la Pazarcık köylerini dolaştı. İncirlik yürüyüşüne katıldı ve görev aldı. Söke Toprak-İş Sendikası’nın mücadele ve örgütlenme çalışmalarında görev aldı. 1979’da TİKP’nin İzmir il yönetiminde görev aldı. Partinin taşra sorumluluğunu yürüttü. 1980 darbesi nden sonra parti yetkilisinin bildirimiyle kendisine “Parti faaliyetlerinin sonlandırıldığı” iletildi. Karşı çıksa da bir sonuç alamadı. Askere gittiğinde Erzurum da tutuklandı ve Kars Kapı askeri cezaevine konuldu. Bu seferde Tarsus Devrimci Gençlik Derneği’nin bir eyleminden ceza verilmişti. Askerden sonra bir süre işsiz kaldı. Önceden tanıdığı köylülerle ilişkisini kesintisiz sürdürdü. Torbalı’nın Göllüce, Tire’nin Çayırlı köylülerinin de desteğiyle dağlardan kekik vb. ot toplama işi yaptı. Zeytin topladı. Orman işinde çalıştı ve odunculuk yaptı. Bir taraftan da İstanbul Kuruçeşme’de yapılan solun birliği toplantılarına Tire’li köylü arkadaşlarıyla birlikte katıldı. Bu toplantılardan birinde Doğu Perinçek’le görüştü ve Parti’nin bir daha dağıtılmaya-cağı üzerine sözleştiler. Yeniden örgütlü mücadeleye başladı. Köylü arkadaşlarıyla birlikte 1988’de kurulan Sosyalist Parti’nin Tire İlçe Örgütü’nün kuruluşunu gerçekleştirdi. Türkiye’de kurulan ilk ilçeydi. Erkan Yücel’in tiyatro oyunun sahneye konulmasına ve Hasret Gültekin’in konser vermesine önderlik etti. Sırasıyla Sosyalist Parti, ardından kurulan İşçi Partisi’nin çeşitli yönetim kademelerinde 15 yıl boyunca aralıksız görev yaptı. Partinin Merkez Köylü Bürosu’nun çalışmalarına önderlik etti. Köylü Gazetesi’nin çıkarılmasında ve köylere ulaştırılmasında aralıksız çalıştı. Gazeteye sürekli yazı yazdı. Yine Teori Dergisi’nde tarım ve köylü sorunlarına ilişkin pek çok makalesi var. Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen 40’ın üzerinde yapılan köylü kurultaylarına bizzat önderlik etti. 2006 yılında düzenlenen, kitlesel katılımın gerçekleştiği Fındık Mitingi’nin örgütlenmesinin partideki son eylemi olduğunu hayal bile edemezdi. Partinin çağrısına ilk kez üreticiler böylesine ilgiyle karşılık vermişti. 2006 yılında büyük kongreden önceki son merkez komitesi toplantısında genel başkan Doğu Perinçek’le partinin amaç bölümüyle ilgili bir tartışma yaşadı. Partinin bütün yaşamı boyunca savunduğu işçi sınıfı önderliği tüzükten çıkarılıyordu. Bununla birlikte ‘Bütün yönetim kademelerinde işçi ve emekçiler çoğunluğu oluşturur’ ibaresi de kaldırılıyordu. İki arkadaşıyla birlikte değişikliğe “Hayır” oyu verdi. 15 gün sonra yapılacak kongrenin bu değişikliğe onay vermeyeceğini düşündü. Oylamada, beklenmedik şekilde; ilk sayımda 120, kamera eşliğinde ikinci sayımda ise 33 “hayır” çıktı. Partinin program ve tüzüğünden sosyalizm ve işçi önderliği çıkarıldı. İdeolojik hattın değişmesini partinin bayrağı ve adının değişmesi izledi. Böylece parti binalarında sosyalizmin konuşulmasının ayıp sayıldığı bir süreç başlatıldı. Bir gurup arkadaşıyla partiden ayrıldı ve örgütlenme çalışmasına girişti. Önce sosyalist çevrelerle görüşmeler başlattı. Bilim ve Gelecek Dergisi çevresiyle sürdürülen çalışmadan sonuç alamadı. Birlikte çıkarılan Müdahale dergisi 5 sayı çıkabildi. İşçi Kardeşliği Partisi’yle olan çalışmadan da verim alamayınca arkadaşlarıyla birlikte 2010 yılında TİKP’nin kuruluşunu resmen gerçekleştirdi. 1981 doğumlu evli bir oğlu var. Eski kitapçı dükkanı çalıştırıyor. Aynı dükkanın şubesini ise eşi çalıştırıyor. Dükkanlar ve oturdukları ev kira. Tek mal varlığı köylülerin de tanıdığı, 1987 model Ford Taunus. Oturdukları ev kira. Öğretmen olan eşinin ise emekli maaşı dışında mal varlığı yok.

Kaynak
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Şubat.2016, 02:19   #12
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM VE KÜRT SORUNU

MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM VE KÜRT SORUNU



Türkiye’nin Sosyal Yapısı

Batı; 13. 16. ve 18. Yüzyıllarda burjuva demokratik devrimlere sahne oldu. Burjuvazi köylüye önderlik etti ve feodalizmi yıktı. Burjuva demokratik devrimleri burjuvazinin proletarya üzerinde diktatörlük kurmasıyla sonuçlandı. Marx ve Engels Batı Avrupa’da 15. Yüzyılda feodalizmin bütün özelliklerini yitirdiğini belirtir. Buna karşın; günümüzün azgelişmiş ülkeleri bu devrimlerin dışında kaldı. Batı’da olduğu gibi kendi iç dinamikleriyle kapitalistleşme yaşayamadılar. (3)“ 19. Yüzyıl sonundaki yükseliş ve 1900-1903 buhranında; karteller bütün ekonomik hayatın temellerinden biri haline gelirler. Kapitalizm emperyalizme dönüşmüştür.” (15) Burjuvazi ilerici özelliğini yitirdiğinde ve Batı kapitalizmi emperyalist aşamaya geldiğinde ise; sömürgeleşmenin kapsamına girdiler. Emperyalizm bu ülkelerde en gerici kesimlerle birleşti ve devrimlerin önünü kesti. Tek seçenekleri vardı; proletarya önderliğinde devrimlerini gerçekleştirmek. Nitekim Çin, Vietnam, Kamboçya, Laos, Küba, Milli Demokratik Devrimlerle emperyalizmi ülkelerinden kovdular ve sosyalizmi inşaya giriştiler. Türkiye ise; emperyalizme karşı savaşı kazandı ama demokratik devrimini tamamlayamadı.

Geri Avrupa İleri Türkiye

Yakın dünya tarihi bize, emperyalizme karşı savaşan halkların büyük ilerlemeler kaydettiğini gösteriyor. Amerika’da Kuzey -Güney Savaşı, Rusya, Türkiye, Çin ve Küba’yı buna örnek gösterebiliriz. Bu durum Mao Zedung’un “Ya devrimler savaşları önler, ya da savaşlar devrimlere yol açar.” tezini doğrulamaktadır. Balkan savaşlarıyla başlayan ve Kurtuluş Savaşı’yla sona eren süreci de bu bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Bilimsel Sosyalizm’in tüm önderleri Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında Türkiye’yi haklı görmüşler ve desteklemişlerdir.

1914 – 1945 yılları Avrupa büyük bir kara delik.(22)Avrupa bu yıllarda gericileşirken Türkiye ileri adımlar atmayı başarmıştır. Bu dönemde Gazi, ülkeleri tarafından dışlanan Alman ve İsviçreli bilim adamlarıyla bizzat görüşerek onlara sahip çıkıyor.(23)

Nitekim 1928 – 1938 arasındaki 10 yıllık süreçte, olağanüstü gelişmeler yaşanıyor. Ders kitaplarında Adem ve Havva’da köklerini arayan yaradılış efsanelerine meydan okunuyor. Darwinizm’le evrimciliği işleyen konular esas alınıyor. Böylece bilim, din dışı eksene oturtuluyor.(24)

Balkan harbi Türk milliyetçiliğinin fay hattını oluşturdu. Diyebiliriz ki; ulus devletin temelinin atılması böylece başladı. Bu süreç Cihan Harbiyle ve Milli Mücadele’yle devam etti. 1940’ lar kırılma noktası oldu. Darwin ders kitaplarından dışlandı.

Kim ne derse desin; 1928 – 1938 yılları arasındaki 10 yıl o günün olumsuz dünya koşullarında ilerlemenin tavan yaptığı yıllardır. Denilebilir ki; Sovyetler Birliği’nden sonra kısa zaman diliminde, dünyanın en hızlı ilerlemesi yaşanmıştır. Siyaset ve ekonomide, sanatta, eğitimde, antropolojide, arkeolojide, velhasıl her alanda büyük gelişmeler yaşandı. Bu yılları Tayyip Erdoğan’ın 13 yıllık iktidarıyla karşılaştırdığımız zaman, aradaki farkı daha net görürüz. Dünyanın başı dik, bağımsız en saygın ülkesinin, gerici iktidarlar tarafından ne hale getirildiği ortada.

Gelelim Türkiye’nin yapısına; Türkiye’nin sosyal yapısı 1960’lı yıllardan başlayarak hep tartışma konusu oldu. Yarı feodal diyenlerle Kapitalist diyenler arasındaki iki çizgi mücadelesi günümüze dek sürüp geldi. Sosyal yapıyı tahlil etmek önemli. Çünkü; önümüzdeki devrim aşamaları bu tahlile göre belirleniyor. KP, ÖDP, HKP gibi partiler Türkiye’nin kapitalist yapıda olduğu tahlilini yapıyorlar. Sistemin tümü üzerinde damgasını basan hakim üretim ilişkisinin ‘kapitalizm’ olduğunu iddia ediyorlar. Doğal olarak da devrim tezleri buna göre şekilleniyor. Oysa; Osmanlı’dan başlayarak Türkiye’de 150 yıldır demokratikleşme süreci yaşanıyor. Buna karşın her türlü feodal ve yarı feodal ilişkiler devrimle ortadan kaldırılamadı. Burjuva demokratik devrimlerinin özü olan Toprak Devrimi bir türlü tamamlanamadı. Bu nedenle; Türkiye , emperyalizme bağımlı, yarı feodal yapıya sahip azgelişmiş bir ülke konumunu sürdürüyor.

“Feodalizmin kendinden olgunlaşması ile dünya kapitalist sisteminden gelen ve geleneksel ilişkileri kapitalist meta ekonomisine bağlayarak çözmesi; bu iki farklı süreç sonucu ne feodalizm tam olgunluk düzeyine ulaşmış ve ne de kendi iç dinamikleriyle çözülerek ve kendisinden dönüşerek kapitalizmi yaratabilmiştir. Kendisinden kapitalizme dönüşmemiş olması nedeniyle kapitalist pazarın ulaşamadığı veya daha az ulaştığı bölgelerde feodal ilişkiler varlığını sürdürmeye devam etmiştir.” (6) Yarı feodal yapı, sadece Doğu ve Güneydoğu bölgeleriyle sınırlı değil. Ülkenin bütününde ortakçılık, yarıcılık, tefecilik gibi feodal üretim ve toplum ilişkileri varlığını sürdürüyor. (7) Ülkemiz için daha çok “Az Gelişmiş” deyimi kullanılıyor. Buna karşılık “Gelişme halinde ülke” deyimini kullanan çevreler de var. Ch. Bettelheim’ in“Sömürülmüş, baskı altında tutulmuş ve ekonomisi bozulmuş”(1) olarak yaptığı tespitlerin daha bilimsel olduğunu söyleyenler de var.



Ülkemizde Yarı feodal sistemin öğeleri ise şunlar: (2)

Büyük şehirler bir mıknatıs gibi baskılardan ve yoksulluktan yılan köylüyü çekmeye devam etmesi.(3)

Tarımda aile işletmeleri sayısı halen yüksek bir düzeyde bulunuyor.(4)

Toprakların ufak parçalara bölünüp satılması. Veraset ve intikalin doğurduğu arazi parçalanmasından doğan bozukluklar. (25)

Ortakçılık ve kiracılık yoluyla yapılan işletme biçimlerinin oldukça yaygın olması. (26)

Ağaların, beylerin, şeyhlerin ve aşiret reislerinin özgürlüğüne yönelik kısıtlamanın olmaması.

Tarikatların ülkeyi yönetiyor olması.

Ekonominin mafyalaşması. Kumarhane ekonomisi de deniliyor.

Gladyonun varlığını sürdürüyor olması.

Ortaçağ ilişkilerinin devam etmesi sonucu köylünün özgürleşememesi.

Ortaçağ ilişkilerini sürdüren ağaların beylerin şeyh ve seyitlerin varlığı. (5)

Aşiret çatışmalarının halen devam ediyor olması.

Türkiye’de kadın cinayetlerinde ilk sıralarda yer alması.

Türkiye’nin iç savaş ve bölünmenin eşiğine gelmesi.

Üretim araçlarının teknik düzeyinin yer yer düşük olması.

Güneydoğu başta olmak üzere halen köylere sahip ağa çiftliklerinin varlığını sürdürmesi.

Sendikaların konumu ve sendikalı işçi sayısındaki düşüş.

Ekilemeyen ve atıl kalan toprakların zamanla artması.

Köylerin şehirlere olan göç dalgasının durmaksızın devam etmesi.



Milli Demokratik Devrimde Önderlik Sorunu

Proletarya önderliği konusunda önce söylenenlere bir bakalım:

“İşçilerimiz bugün mesleki dernekler çevresinde toplanıp ekonomik çıkarlarını savunacaklar. Yarın da yoksul köylülerle birlikte bir SINIF PARTİSİ kurarak ulusal egemenliği boş bir terkip olmaktan kurtaracaklar ve aynı zamanda da Türkiye halkını gerçek BAĞIMSIZLIK VE KURTULUŞA kavuşturacaklardır.” Şefik Hüsnü(8)

“Çağımızda emperyalizme karşı kalıcı zaferler ancak proletarya önderliğinde kazanılabilir” D. Perinçek(9)

“Ekim devrimi yeni bir çağ açtı. Eskiden ezilen halkların biricik kurtuluş yöntemi olarak ‘Burjuva Milliyetçiliği’ görülüyordu. Ekim Devrimi bu efsaneye öldürücü bir darbe indirdi. Ezilen milletlerin kurtuluşunda biricik doğru yöntemin proletarya önderliği olduğunu gösterdi. Bunun ilk örneklerini verdi.” Stalin (10)

“ Faşistler devrildikten sonra, onlara bir daha bellerini doğrultamayacakları ağır darbeler vurulmadığı, ekonomik ve siyasi güçlerine son verilmediği, örgütlenmelerine izin verildiği ve onlarla uzlaşıldığı takdirde, vakit kazanacaklar, adım adım ilerleyerek güçlenecekler ve yeniden iktidara gelebileceklerdir. Bu da gösteriyor ki; faşizmi ancak proletaryanın önderliğindeki Demokratik Halk Devrimi kesin olarak alt edebilir ve mezara gömer.” (11)TİİKP savunma. Kaynak yay. 4. Baskı 1992. S:231)

“Liderlik köylülerle ittifak kurmuş olan proletaryanındır. Köylülerle ittifak kurmuş olan –bu ittifak içinde kentsel küçük burjuvazi de yer alabilir veya almayabilir- proletaryanın faal müdahalesiyle demokratik burjuva devrimi tam bir zafere ulaşabilir.” Mahir Çayan (13)

Proletarya önderliği, Milli Kurtuluş Savaşları’nı reddetmez. ESAT örneğinde olduğu gibi dünya devrimini güçlendirdiği için Suriye’yi destekler. Bu savaşlar emperyalist tahakkümün kökünü tümden kazımayabilir ama yine de desteklenir. Burada tavrımız savaşın proletarya önderliğinde olması için mücadele etmek olacaktır.

Kemalist devrimden çıkaracağımız en büyük ders: Milli Burjuvazi önderliği, devrimi sonuna kadar götüremedi. Feodal yapıyla işbirliği yaptı. İçerisindeki dar milliyetçilere karşı tavır alamadı. Emperyalizmle uzlaştı. Devrim yarım kaldı. Önümüzdeki MDD; işçi sınıfı önderlinde halk hareketiyle başarılacak, kesintisiz olarak sosyalizme geçilecektir.

2000’li yıllardan sonra proletarya önderliğiyle ilgili farklı görüşler ortaya çıktı. Örneğin; İşçi Partisi programının amaç kısmında “Amaç sınıfsız toplum: İşçi sınıfı önderliğinde, İşçi-Köylü ittifakına dayanan, Emekçi Halk İktidarı’nda sosyalizmi kurmak ve bu yoldan sınıfsız toplumun gerçekleştirilme-sine önderlik etmektir.” deniliyor ve eylem kılavuzunun Bilimsel Sosyalizm olduğu bölümleri, Vatan Partisi’ne gelindiğinde tümüyle çıkarılmıştır. (12)

Milli Demokratik Devrim, Proletarya önderliğinde gerçekleşir. Çünkü ; Proletarya diğer sınıflara karşın güçlü örgütlenme yeteneğine ve disiplin anlayışına sahip biricik sınıftır. Sadece kendisinin değil, bütün halkın kurtuluşunu gerçekleştirecek olan tarihin en devrimci sınıfıdır. Bilimsel Sosyalizm’i rehber alır. Öncülük, görevini sosyalizm ilkeleriyle örgütlenmiş Türkiye İşçi Köylü Partisiyle yerine getirecektir.

Milli Burjuvazinin Konumu

Milli burjuvazi, ikili bir karaktere sahiptir. Savaş şartlarında emperyalizme karşı tavır alır. Barış şartlarında ise; her an emperyalizmle uzlaşma yapabilir. Kim ne derse desin, Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden sınıf milli burjuvazidir. Emperyalizmin yenilmesine önderlik eden Kemalistler, barış şartlarında ise uzlaşmışlardır. Örneğin; 1921 yılında Londra Konferansı’na çağrıldıklarında ilk yaptıkları iş Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası yöneticilerini tutuklamak olmuştur. Bir türlü aydınlanamayan Mustafa Suphi’lerin katledilmesi de 1921 yılının Ocak ayı sonlarıdır. Bütün bunlara karşın Kemalistlere materyalist bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Kurtuluş Savaşı, Türküyle Kürdüyle halkımızın gerçekleştirdiği en büyük devrimdir.Yine bu savaşa önderlik eden Mustafa Kemal büyük bir devrimci önderdir. Dünya tarihi açısından da büyük bir önderdir. Çin’de okutulan ders kitaplarına girmiştir. Küba, Venezuela dahil dünyanın birçok ülkesinde heykelleri dikilmiştir. Türkiye tarihi bundan daha büyük bir eyleme ve önderliğe tanık olmamıştır. İstanbul’da İngilizlerin kucağında oturan padişahla *******’ü aynı kefeye koyanlar bırakalım sosyalist olmayı ilerici dahi olamazlar. Bunların dışında *******’ün ‘sosyalist’ olduğunu iddia etmek de yanlıştır. Böyle bir iddia idealist burjuva düşüncesidir. Materyalist bakış açısıyla bağdaşmaz.

İttifaklar Sorunu ve Anti emperyalist Cephe

Türkiye halkının emperyalizme karşı mücadelesinde ittifaklar sorunu hayati önem taşıyor. ABD emperyalizmini baş düşman ilan ediyorsak en geniş birlikteliği gerçekleştirmek durumundayız. Bu aşamada ‘halk’ tanımı da değişir. İşgal şartlarında emperyalizme karşı çıkan bütün sınıflar, bütün partiler,irili ufaklı bütün oluşumlar, hangi gerekçeyle olursa olsun halk kavramının içine girerler. Emperyalizme karşı çıktıkları için Devrim’in müttefiki olurlar.

Halkımızın ve dünya halklarının baş düşmanı ABD emperyalizmidir. MDD ülke içinde dostunu düşmanını bu tahlile göre belirler. Müttefikleri bu tahlile göre seçer. Emperyalizme ve piyonlarına karşı anti -emperyalist cephe bu saptamaya göre gerçekleştirilir.

Buna göre Türkiye’deki sınıflara ve temsilcilerine bir göz atalım:

1- İşçi sınıfı: Esas temsilcisi Sosyalist Partidir. Milli Demokratik Devrim bu sınıf öncülüğünde gerçekleştirilir. Tarım işçilerini de kapsar.

2- Küçük burjuvazi: Şehirlerde memurlar, küçük esnaflar, küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri, --kırsal bölgelerde ise küçük çiftçi ve yoksul köylüler bu sınıfa temsil ederler. Milli Demokratik Devrim’in gerçek müttefikidirler.

3- Orta burjuvazi: Küçük işletmeler ve KOBİ’er, orta köylüler dahil bu sınıfı temsil ederler. Orta burjuvazi de Milli Demokratik Devrim’in ittifak yapacağı güçler arasındadır.

4- Büyük burjuvazi: Komprador burjuvazinin bir basamak altında yer alır. Zengin köylüler de bu sınıfa girer. Emperyalizmle işbirliği içindedirler.

5- 1-Komprador burjuvazi: Borsa vurguncuları, kumarhane ekonomisinin temsilcileri, yabancı büyük mağazalar, feodal kalıntıları temsil eden ağalar, beyler, şeyhler ve tebaası. Bu sınıf emperyalizmle kaderini birleştirmiştir. Çıkarları ortaktır. Temsilcileri ise esas olarak AKP ve PKK’dır. Bu gerici sınıfın diğer sistem partileri içinde de güçleri olmasına karşın belirleyici değildir. MHP yönetimi AKP’nin stepnesidir. PKK ise ; ABD’nin Ortadoğu’da bir numaralı müttefikidir. Stratejik olarak programında Türkiye’yi baş düşman olarak belirlediği için kendisini ister istemez emperyalizmin kucağında bulmuştur. Başlangıçta marabalara ve yoksul köylülere dayanırken süreç içinde dönüşmüş, Şeyh Sait’in heykelini dikmiş ve bölgenin en gerici kesimlerine sırtını dayamıştır. AKP ise; emperyalizme göbeğinden bağımlı ,en gerici, en şoven, en bağnaz partidir. Merkezi görevi; Ortadoğu’da Sünni bir eksen oluşturmaktır. Bu hedefi emperyalizmin çıkarlarıyla da örtüşüyor. RTE’nin ABD görevlisi olduğu hem kendi ağzından hem de ortaya çıkan belgelerden kanıtlanmıştır. Görüldüğü gibi; bu sınıf Milli Demokratik Devrim’in emperyalizmle birlikte yıkacağı bir numaralı hedefidir.

Somut gerçekler orta yerde dururken, AKP’nin ABD ile yaptığı mutabakata karşı çıkanlara “Bunlar AKP düşmanlığının esiri olmuşlar.” eleştirisini getirmek zihinleri bulandırdığı gibi emperyalizmin bölge planlarına hizmet eder. Yoksa Tayyip ve kliğinin bilmediğimiz olumlu yanları mı var? Nato’dan mı çıkıldı? İncirliği ABD’ye kapattı da haberimiz mi yok? Tarafsızlaştırılacak bir güç olarak mı görülüyor?

İttifakların oluşmasında öncü partinin güçlü olması tayin edicidir. Partinin sendikalar ve işçiler içindeki gücü ne durumdadır? İşçi eylemlerindeki rolü nedir? Köylük bölgelerde yeterli güce sahip midir?

Mao, Çan Kay Şek ile ittifak yaparken veya Çan Kay Şek’i ittifak yapamaya mecbur ederken en büyük etken güçlü bir ÇKP’ye sahip olmasıdır. Kurtarılmış bölgeleriyle uzun yürüyüşleriyle geniş kitleler içinde kök salmış demir disiplinli bir partiyle devrim başarıldı.

Yukarıda açıklıkla belirtilen baş düşman, baş çelişki ve ittifaklar temelinde bütün devrimciler , sosyalist bir partinin çatısı altında birleşecekler. Kapsayıcı birleştirici politikalarla Gezi ruhunu esas alacaklar. Açık konuşalım: Bizde eksik olan bu. Böyle bir parti kısa zaman içinde emekçiler içinde ve köylük bölgelerde büyük bir kuvvet olur. Madem ki; mevcut partilerimizi değiştiremiyoruz, cesaretle öne çıkalım, TİKP’de birleşelim ve örgütlenelim.



Yığınakta Yapılan Hatalar

Emperyalizm, baş düşman, baş çelişme ve başlıca çelişmeler, toplumsal yapı, devrim tezi, proletarya önderliği, ittifaklar, eleştiri- özeleştiri mekanizmasının işletilmesi. Bütün bu konularla ilgili saptamalar sosyalist bir partinin siyasi ve ideolojik hattını oluşturur.

Yığınakta yapılan hata ile ilgili, üç partiden üç örnek vereceğim.

Birinci örnek: Türkiye’nin toplumsal yapısını “Kapitalizm” olarak belirleyen TKP bu tahlili ile yığınakta hata yapıyor. Çünkü partinin bu hatalı tespiti, hem ittifaklar sorununda hem de devrim tezinde zincirleme hatalara yol açıyor. Başta gençliği olmak üzere Türkiye’nin en önde gelen partisinde bölünmeler yaşanmaya başladı. Aslında aralarında ayrışmayı gerektirecek temel bir çizgi farkı yoktu. Bilebildiğimiz kadarıyla sorunlar daha çok ‘kürt milliyetçiliğine’karşı alınan tavırda yaşandı.

İkinci örnek: İşçi partisi. 2006 kongresiyle ‘Proletarya önderliği’ni tüzüklerinden çıkaran ve daha sonra adını da değiştiren Vatan Partisi yığınakta hata yapıyor. Bu konudaki eleştirileri ise ‘çocukça’ bulduğunu söylüyorlar. Vatan Partisi’nden geriye doğru İşçi Partisi’nde, 1988 de kurulan sosyalist partide, 1978 de kurulan TİKP’de ve daha öncesindeki TİİKP’de niçin açık açık tüzük ve programlarına Bilimsel sosyalizmi ve proletarya önderliğini yazdıklarını izah edemiyorlar. Bu hata partinin bütün alanlarına yansıyor. Örneğin ; dış borçlar ile ilgili tavrı vahim. Sosyalist Parti’den başlayarak Vatan Partisi’ne gelene kadar bu konuda alınan tutum, partinin adım adım nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor. TİİKP’nin savunmasında; “Demokratik halk iktidarı, ithalat ve ihracatı millileştirecek, emperyalist hakimiyet ve sömürü aracı olan dış borçları tasfiye edecektir.” (TİİKP Savunma. S: 364) derken, Sosyalist Parti’nin programında, ‘ Yabancı sermaye millileştirilecek.’ Deniliyor. Kapatılıp yerine kurulan İşçi Partisi’nde ‘Dış borçlar müzakere edilecektir’ diyor. Vatan Partisi’nde ise, ‘ Dış borçlar belirlenecek bir takvimle ödenecektir’ deniliyor.

Üçüncü örnek: PKK’nın emperyalizm konusunda yaptığı yanlış tahlil. PKK başlangıçta yoksul köylülere ve marabalara dayanıyordu. Programında Türkiye’yi baş düşman gören, emperyalizmi göz ardı eden ‘Sömürge Teorisi’ nedeniyle zaman içinde hızla dönüştü ve kendini ABD emperyalizminin kucağında buldu. Teröre yöneldi ve emekçilerden koptu. Yörenin toprak ağaları, aşiret reisleri ve şeyhlerden oluşan mülk sahibi en gerici sınıfına sırtını dayadı.

Hem bölünen TKP’de hem VP bünyesinde, hem de PKK’nin kuyrukçuluğunu yapan tabanda azımsanmayacak oranda bilimsel sosyalist birikim var. Özellikle VP içinde partinin sağa kayışından rahatsız olan arkadaşların devrimci adımı bir türlü atamaması düşündürücü. Büyük sorumlulukla karşı karşıyalar. Ya partilerini tekrar eski rayına oturtacaklar ki, bu zor görünüyor; ya da TİKP saflarında yerlerini alacaklar.

Temel meselelerde yığınakta hata yapan bu partiler, öncü görevlerini yerine getiremez ve devrimi başaramazlar. Bu hataların asla telafisi yoktur. Sosyalist eksenden kopan bu partiler, hem kendi tabanlarında büyük tahribatlar yaratıyorlar hem de bilimsel sosyalist birikimin heba olmasına yol açıyorlar. Bu partilerin siyasi ve ideolojik olarak oluşturacakları taktik ve stratejiler de işe yaramaz. Sistem tarafından kolayca yutulurlar. Sisler içinde kaybolur giderler.

Öte yandan; ulusalcı partiler olacak. Olmaları da son derece doğal. Çünkü; burjuvazi içinde emperyalizme karşı tavır alan sınıfsal karşılığı var. Eksik olan proletarya partisidir. Bu olmadan anti emperyalist cephe kurulamaz. MDD’ye önderlik edilemez. Onun için Türkiye’nin en yakıcı ihtiyacı bilimsel sosyalizmi kılavuz edinen birleştirici, kucaklayıcı bir sosyalist parti.

Tarım ve Köylü Sorunu

Türkiye’de tarımın geri kalmasının nedeni MDD’nin özü olan Toprak Devrimi’nin bir türlü yapılamamasıdır. Kurtuluş Savaşı’yla emperyalizm kovuldu ama feodal yapı tasfiye edilemedi. Yasalar meclise her gelişinde sulandırıldı ve işin özüne inilemedi. Doğu ve Güneydoğu’dan başlayarak Kurtuluş Savaşı’nda ağalar ve aşiretlerle işbirliği, ilerleyen yıllarda Kemalistlerin sürekli ayak bağı olmuştur. Toprak devrimiyle ilgili atılan her adım bu gerici kesimin direnciyle karşılaşmıştır.

1934 yılında çıkarılan İskan Kanunu’nda; “ Kanun aşirete hükmî şahsiyet tanımaz. Bu konuda her hangi bir hüküm, vesika ve vesika ilama müstenit de olsa tanınmış haklar kaldırılmıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı göreneğe müstenit her türlü teşkilat ve taazzuları kaldırılmıştır. Bu kanunun neşrinden önce herhangi bir hüküm veya vesika ile örf ve adetle aşiretlerin şahsiyetlerine veya onlara izafetle reis, bey, ağa ve şeyhlerine ait olarak tanınmış kayıtlı kayıtsız bütün gayrimenkuller devlete geçer. Bu gayrimenkuller muhacirlere, mültecilere, göçebelere, topraksız veya topraklı yerli çiftçilere dağıtılıp tapuya bağlanır.” (18) deniliyor. Ne var ki; Kemalist İktidar’ın bu yasayı uygulamaya gücü yetmedi. Büyük bir fırsat kaçırıldı. Yerinde kalan toprak ağalığıyla en sonunda uzlaşıldı ve devlete ortak edildi. ‘Kapitalizm ve Tarım’ kitabında M. İlhan Erdost şunları söylüyor; “Cumhuriyet kırsal alanda köklü bir demokratik devrimi gerçekleştirememiştir. Köylülük geleneksel bağımlılığını ve kölece bağlarını devrimci bir şekilde çözememiş, iktisadi yönden de sürekli acılı bir yoksullaşmaya sürekli yoksulluğa yargılanmıştır. Toprak mülkiyetinin küçük olsun, büyük olsun geleneksel ve geri biçimleri yalnız kırsal alanda gelişmeyi engellemekle kalmamış, ülkenin demokratikleşmesinin ve toplumsal gelişmenin sürekli engeli olmuştur.” (17)

II. Dünya savaşından sonra ABD, bunların işbirliğinde Türkiye’yi kendine bağımlı hale getirdi. Toprak ağalığının, aşiret yapılarının, şeyhlerin, tefecilerin, gerici ve yobazların, ayrılıkçıların iktidarları dönemi başladı. 1960 devrimiyle Toprak Reformu gündeme getirildiyse de yeterli adım atılamadı. Her seferinde olduğu gibi toprak ağaları engel oldular. Gericiler yeniden iktidar oldular. Artık toprak devrimi girişiminde dahi bulunulamadı. Türkiye emperyalizme daha da bağımlı hale geldi. Emperyalist sömürü feodal ilişkilerle birleşti. Feodal kalıntıların temizlenmesi toplum kalkınmasının da ön koşulu olan MDD’e kaldı.

Emperyalistler tarımda 1980 yılına kadar, “Siz tarımda üretin. Sanayiye bulaşmayın.” Politikasını uyguladılar. 1980’den sonra da , Neo-liberal politikaları dayattılar. Buna göre,; ticaret serbest olacak, KİT’ler özelleştirilecek, yabancı sermayeye avantajlar sağlanacak, tarımda destekleme kaldırılacaktı. Bunun ana fikri; “Üretmeyin tüketin. “ politikasıdır. Ürettikleri tarım ürünlerini hem üretip hem de mamül hale getirip bize satmaya başladılar. Bununla birlikte bitkilerin ve hayvanların genetiğiyle oynadılar. Bir tohumun özellikleri ile oynayarak farklı türler ürettiler. Türkiye dahil az gelişmiş ülkelerde yerli tohumu yasaklayan kanunlar çıkartıldı. Bu ülkeler sadece gübre ve ilaçta değil bütün tarımsal girdilerde dışa bağımlı hale geldi. Cargill ve benzeri şirketleriyle az gelişmiş ve *********ye kapattı da haberimiz mi yok? Tarafsızlaştırılacak bir güç olarak mı görülüyor?



İttifakların oluşmasında öncü partinin güçlü olması tayin edicidir. Partinin sendikalar ve işçiler içindeki gücü ne durumdadır? İşçi eylemlerindeki rolü nedir? Köylük bölgelerde yeterli güce sahip midir?

gelişmekte olan ülkelerin tarım ve gıda sektörlerini ele geçirdiler. Bu politikalara uymayan Çin ve Hindistan ise tarım üretimlerini 4 yıl içinde iki kat arttırdılar. (16)

Çözüme ilişkin kendi öz güçlerine dayanarak tarımlarını ayağa kaldıran Küba ve Çin örneklerine kısaca değinelim.

Küba örneği: Küba uzun yıllar Sovyetlerin ucuz tarım makinaları ve akaryakıtından yararlanarak entansif tarım yapıyordu. Tek ürüne dayalı tarım tümüyle dışa bağımlıydı. Rusya kapitalizme geri dönünce bu yardımlar kesildi. Güç durumda kalan Küba uzmanlarının uzun tartışmalarından sonra hızla geleneksel aile tarımına yöneldi. ABD başta, emperyalistler ülkenin aç kalıp kendilerine avuç açmasını boşuna beklediler. Küba tarım üretimi artışı Sovyetler dönemindeki düzeyi de geride bıraktı. Üstelik toprakta kullandıkları gübre ve pestisidleri (kimyasalları) %80 azalttılar. Sentetik gübrenin yerini, bio gübreler, yer kurtçukları, kuru ot ve yapraklardan oluşan organik gübreler aldı. Traktör yerine hayvan gücü kullanılmaya başlandı. “Halkın Toprağa Bağlanması” kampanyası temelinde devlet çiftliklerinin arazilerini işçilere ve yoksul çiftçilere kiraladı. Karaborsaya karşı köylü marketleri açıldı. Ürün çeşidinde rekor artışlar sağlandı. Yumurta ve domuz üretiminde patlama oldu. Besin kıtlığı aşıldı. İşlenmedik boş alan bırakılmadı.

Çin Deneyi: Mao Zedung’un önderliğinde gerçekleştirilen milli demokratik devrimle, dünya tarihinin en büyük topraklara el koyma ve topraksız köylülere dağıtılması eylemi gerçekleştiridi.Tüm borçlar reddedildi. Toprak ağaları ve komprador burjuvazinin temsilcileri yurt dışına atıldı. Emek yoğun bir üretim politikasıyla önceliği tarım ve hafif endüstrinin gelişmesine verildi. Üretici güçlerin seferber edilmesi sonucu her alanda büyük gelişmeler sağlandı. Gerçekleştirilen toprak reformuyla devrimin ilk 30 yılında yıllık %7-8 oranlarla dünyanın en hızlı kalkınması yaratıldı. 1970 rakamlarına göre tarımsal kooperatiflerde örgütlü insan sayısı 240 milyon. Kollektif tarım çiftliklerindeki insan sayısı ise 480 milyon. Acaba Çin bu kalkınmasını ne yaptı da gerçekleştirdi? Emperyalistler ağızbirliği halinde niçin saldırıya geçmişlerdi? Çin, devrim içinde devrim yapıyordu. Bu yeni devrimin adı Kültür Devrimi’ydi. Kültür Devrimi bilimsel sosyalizmin ulaştığı zirvedir. Mao Zedung’un önderliğinde dünya halklarına bırakılan en büyük mirastır.

1980’ lerin başında liberal uygulamalara geçilmesi kırsal bölgelerde tepkiyle karşılandı. Özelleştirme ve piyasa ilişkileri sosyal kutuplaşmayı arttırdı. Mao Zedung’un uygulamaya koyduğu toprak devrimi çizgisinden vazgeçilmesi çelişmeyi derinleştirmekte ve çatışmalara yol açmaktadır. Çin’de yer yer köylü ayaklanmaları patlak veriyor.

Toprak ve Vatan Arasındaki İlişki

Köy Kanunu’nun 87’inci maddesi “TC tabiyetinde bulunmayan gerek şahıslar, gerekse şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin köylerde arazi ve emlak almaları yasaktır.” şeklindeydi. AKP iktidara gelir gelmez bu maddeyi kaldırdı. Yabancılara köy sınırları içinde 300 dekara kadar toprak satın alma hakkı tanıdı. Oysa, Cumhuriyet Hükümeti 18 mart 1924’te ‘Köy Kanunu’nu’çıkarırken ülke güvenliğini gözetmiş, en küçük idari ünite olan köyleri yabancıların etkisinde bırakmamak düşüncesinden hareket etmişti.

AKP hükümeti bununla da yetinmedi; Yabancı Sermaye Teşvik Kanunu, Turizm Teşvik Kanunu, Petrol Kanunu, Özel Öğretim Kurumları Kanunu, Bankalar Kanunu ve Yabancı Vakıflar Kanunu ile yabancılara mülk edinme hakkını daha da genişletti. Bunların da ötesinde İkiz İhanet Yasası’nı meclisten geçirterek, bu konuda yapılabilecek en büyük ihaneti yaptı.

AB’ye üye ve aday ülkelerde dahi yabancıların taşınmaz mal edinmeleri ile ilgili yasal bir standart birliği mevcut değilken, üstelik;Devletler Hukuku’nun genel ilkeleri de şahısların mülkiyetlerinden mahrum edilebileceğini kabul etmişken, AKP hükümeti kraldan çok kralcı kesilmiş yabancılara verilebilecek en büyük toprak imtiyazını tanımıştr.

Önce tarımı ve köylüyü çökerttiler. Sonrada topraklarını sattılar. Başta İsrail ve Amerikalılar tarım çiftlikleri kurdular. AKP iktidarı kendi çiftçimize esirgediği desteklemeyi yabancılara yaptı. Bir avuç emperyalist tarım şirketlerine akıl almaz imtiyazlar tanındı. Halkımız buralarda amele konumuna getirildi.

Tütüncüye tütün üretimi yasaklandı. Pancar üretimine kota üstüne kota konuldu. İç pazarımız ithal tarım ürünleriyle dolduruldu. Samanı bile dışarıdan alır olduk. İşsizlik aldı başını yürüdü. Köylüye toprağını satmaktan başka bir çare bırakılmamışsa, toprak üzerinde üretim yapma özgürlüğü yitirilmişse alarm zilleri çalıyor demektir.

Bir ağaç yaşamak için nasıl köklerini toprağın içine yayıyorsa, halk da tıpkı bir ağaç gibi toprağa sımsıkı bağlıdır. Toprağından kopan, toprakla bağı kalmayan uluslar çökmeye mahkumdur. Köylüler için ekip biçtiği toprak nasıl ki namussa, uluslar içinde vatan toprağı namustur.

Peki, köylüler Kurtuluş Savaşı ile kovdukları emperyalistlerin tekrar kölesi mi olacaklar? Kanıyla toprağını sulayan ve bağımsızlığını ilan eden köylü, toprağını satarak bağımsızlığını feda mı edecek? HAYIR! Köylü biliyor ki toprağını kaybetti mi bağımsızlığını da yitirir. Onun içindir ki; buğdayına, pamuğuna, tütününe, tarlasına, akarsularına, dağlarına ve ormanlarına sahip çıkmanın VATANINA SAHİP ÇIKMAK olduğunun bilinciyle mücadele ediyor.

Çözüm

1- Toprak devrimiyle feodal kalıntıların kökü kazınacak. Ağa toprakları ve hazine arazileri bedelsiz olarak topraksız ve az topraklı köylülere dağıtılacaktır. Toprakların dağıtılmasında “Toprak işleyenin su kullananın “ ilkesi gözetilecektir.

2- Kiracılık, ortakçılık, yarıcılık gibi her türlü sömürü kaynağı olabilecek ilişkiler yasaklanacaktır.

3- Medeni hukuk ve miras hukuku yeniden toprak devriminin ihtiyacına göre düzenlenecektir.

4- Köy Enstitüleri deneyi gözetilerek toprak devrimini destekleyen okullar açılacaktır.

5- Yeterince ürettiğimiz tarım ürünleri dışarıdan alınmayacak.

6- Çiftçi ve köylüleri banka ve tefeci borçları silinecek, ipotekler kaldırılacaktır.

7- Köylü kredi, mazot, gübre, ve her türlü teknik yardımla desteklenecek.

8- Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere, üretim bölgelerinin hemen yanı başında örnek devlet çiftlikleri kurulacaktır.

9- Tarım işçilerinin sendikal dahil her türlü sosyal hakları korunacaktır.

10- Uygun bölgelerde köylüler kooperatiflerde örgütlenecek.

11- Ormanlar, sular, göller ve meralar köylünün ortak malıdır.



Köy Enstitüleri Deneyi

17 Nisan 1940 günü 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası’yla kurudu. 19 Haziran 1942 tarihinde 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri teşkilat yasasıyla son biçimi verildi. Bu okullar üretime dönük olarak kuruldu. Köy erkek ve kız çocuklarına devlet parasıyla beş yıllık süreli ve uygulamalı bir eğitim verildi. Buradan mezun olanlar hemen öğretmen olarak kendi köylerine gönderildiler.

Köy Enstitüleri 1876 Meşrutiyetiyle başlayan 150 yıldır devam eden demokratik devrim mücadelesinin eğitim alanındaki önemli bir atağıdır. Büyük bir kazanım ve deneydir. Köy enstitüleri olumsuz koşullar ve yokluklar içinde sürdürülmüştür. Bu okullarla ilgili tartışmalar aralıksız sürmüş ve günümüze dek gelmiştir. Köy Enstitüleri bilinçlenme atağıyla her türlü sömürüye bayrak açtığı için gericilerin aşırı korkusuna yol açmış ve hışmına uğramıştır. Eğitimle üretim arasında sıkı ilişki kurulmuş birlikte yürütülmüştür. Köy Enstitüleri girişimine bakan olarak Hasan Ali Yücel, genel müdür olarak da Tonguç görev üstlenmiştir. Bu okullar devam ettirilebilseydi her alanda kalkınma sağlanacak, bütün Türkiye’nin çehresi değişecekti. Peki niçin devam ettirilemedi? Bir tarafta ağalık ve aşiret sistemi ve diğer yanda da üretim için devrimci eğitim sistemi. Yan yana olması ve devam etmesi mümkün değildi. Feodal ve yarı feodal yapıyı tasfiye etmeden Köy Enstitüleri’ni devam ettirmek mümkün mü? Hal böyleyken bu okullar, toplumun ekonomik temeline eğitim yoluyla etki etmenin bir aracı olarak ele alınmıştır.

MDD’ le devrimci eğitimin de önünü tıkayan her türlü gerici ortaçağ ilişkilerine son verilecek. Doğu ve Güneydoğu’da yarı feodal yapı ortadan kaldırılacak. Halk şıhlara, şeyhlere ve aşiret reislerine değil , bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı olacak. Dinci gericilik tarihe karışacak. Köy Enstitüleri deneyinden sonuna kadar yararlanacak. Bu okullar ülke koşullarına uygun olarak, her türlü teknik donanımla yeniden açılacaktır. Emek yoğun bir seferberlikle köy ile şehir arasındaki makas hızla daralacaktır. Kültürel ve ekonomik alanda kalkınma sağlanacak. Yurduna bağlı bilinçli ve modern sosyalist insan tipi yaratılacaktır.

MDD’yi Geçmişten Günümüze Savunan Örgütler

Denilebilir ki MDD, sol içinde yaşanan iki çizgi mücadelesinin bir numaralı konusu olmuştur. Milli Demokratik Devrimi geçmişten bu yana hangi partiler savundu? Programlarında ve savunmalarında bu tezi nasıl ortaya koydular? Türkiye’de son 70 yıl içinde toplumsal bir dönüşüm yaşanmadığına göre birçok akım bugün MDD çizgisinden niçin saptılar? Nazım Hikmet’i sevenler büyük şairin TKP’li ve Milli Demokratik Devrim’ci olduğunu niçin bilmezlikten geliyorlar. Deniz Gezmiş’i yere göğe sığdıramayanlar onun ateşli bir MDD’ci olduğunu niçin görmezden geliyorlar. Günümüzde faaliyet gösteren birçok parti ve oluşum niçin köklerini inkar ettiler? Kısaca değinelim.

Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası : Şefik Hüsnü önderliğinde 22 eylül 1919 tarihinde kuruldu. Daha sonra TKP adını aldı. Şefik Hüsnü, Demokratik Devrim’in amacıyla ilgili şunları söylüyor: “Büyük makamlara, servetlere, malikane ve çiftliklere sahip olan, bütün hazır yiyicilerin, bütün bu haram yiyicilerin yeni toplumda yeri yoktur. Bunlar hiçbir cinayeti işlemekten çekinmezler. Bunlar bütün servet ve imtiyazlarından ilk atılımda yoksun bırakılacaklardır. Küçük burjuva sınıfının devrimde yapacağı görev çok büyüktür. Proletarya ile birlikte tek üretici sınıf bunlardır.”

Türkiye Komünist Partisi: Mustafa Suphi önderliğinde 10 Eylül 1920’de kuruldu. Mustafa Suphi, Bakü’ de gerçekleştirilen TKP’nin 1. kongresinin kapanış konuşmasında devrimin amacına yönelik şöyle diyor. “Komünist Fırkası için, memlekete musallat olan harici düşmanları kovmak nasıl bir vazife ise, dahilde halkın sırtından geçinen yağmacı tufeyli sınıflarını da hazır yiyicilik halinden çıkarıp, yumruk altında işletmek de, o derece esaslı bir vazifedir.”

TKP’nin 1926 programında da Milli Demokratik Devrim tezini savunuluyor.

1946 da kurulan Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi de MDD’yi savunuyor.

Vatan Partisi: Hikmet Kıvılcımlı’nın önderliğinde, 22 Ekim 1954 tarihinde kurulan Vatan Partisi de MDD’yi savunuyor. “Demokrasimizin bugünkü temeli kuvay-ı milliyeci geleneğimizin son yadigarı olan ANAYASAMIZ’dır” deniliyor ve aşağıdaki ilkelere teker teker yer veriliyor.

“Milliyetçiyiz: Mukadderatımıza tek yabancı karıştırmayacağız.

Devletçiyiz: Pahalı devletin yerine vatandaşa iş bulan ucuz devleti geçireceğiz

İnkılâpçıyız: Her türlü maddi sömürüyü kaldıracağız.

Laikiz: Her türlü manevi sömürüyü kaldıracağız.

Halkçıyız: Osmanlı artığı bezirgan ve hacıağa oligarşisinin önderliği yerine, çalışan çoğunluğumuzun önderliğini tutacağız.

Cumhuriyetçiyiz: Halk tarafından halk için idare ve kültür sistemleri kuracağız.”

Türkiye İşçi Partisi: 1961 yılında kuruldu. 1962 kongresiyle başkanlığa Mehmet Ali Aybar getirildi. MDD geleneğini devam ettiren ve yeni bir Kurtuluş savaşıyla sorunların çözüleceğine inanan bir parti. 1965 seçimlerinde 15 vekille meclise girmeyi başardı.

1970 lerde Deniz Gezmiş’in önderliğnde kurulan THKO’nun savunmasında da aşamalı devrim tezi savunuluyor:

“Milli Demokratik Devrim, bilinen şekilde bir burjuva demokratik devrim değildir. Yine Milli Demokratik Devrim , bir sosyalist devrim de değildir. Milli Demokratik Devrim, emperyalizme ve onun yerli dayanaklarına karşı verilen mücadelenin adıdır. Bu mücadelenin emperyalizme karşı oluşu ona milli bir nitelik vermekte ve feodal kalıntılara karşı oluşu da ona demokratik bir nitelik vermektedir. Bundan ötürü de bu devrim, hem emperyalizmin baskısından kurtulma amacı güden bir kurtuluş hareketidir ve hem de feodal kalıntılardan arınmış , sosyal adalete dayalı demokratik bir devlete varma yoludur.” (14)

TİKKO: MDD’yi savundu. Önderi İbrahim Kaypakkaya 12 mart faşistleri tarafından kahpece öldürüldü. “Ser verip sır vermeyen” lider olarak tanındı.

THKPC önderi Mahir Çayan: bütün yazılarında ve savunmalarında MDD’yi savundu.“Sömürge ve yarı sömürge ülkelerde, işçi sınıfı kısa bir geçmişe sahiptir ve büyük çoğunluğunun köylülükle bağları tazedir. Bu kötü bir şey değil bilakis Milli Demokratik Devrim için elzem olan işçi-köylü ittifakını kolaylaştıran bir avantaj olabilir. İkinci olarak , Milli Demokratik Devrim mücadelesi işçi sınıfı öncülüğünde yapılan bir köylü devrimidir.”(20)

TİİKP: 12 Mart 1971 faşist darbesiyle tutuklanan Aydınlıkçılar’olarakda bilinen TİİKP’liler mahkemelerde MDD’yi savundu. Yine sırasıyla 1978 de kurulan TİKP, 1988’de kurulan Sosyalist Parti, 1992’de yerine kurulan İşçi Partisi ve son olarak da 2015 de kurulan Vatan Partisi MDD’yi savundular.

Emekçi Partisi: 1975 yılında Mihri Belli’nin önderliğinde kuruldu. Mihri Belli, 1942 de TKP’nin merkez komitesine girdi. 1946 da Yunan İç savaşına gerilla olarak katıldı. 1960 larda ünlü MDD tezini geliştirdi. Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’le ilişkiye girerek Marksizmin gençlik içinde büyük bir kuvvet olmasının ve kök salmasının yolunu açtı.2008 yılında da Sosyalist partiyi kurdu.



Toprak Devrimiyle Kürt Sorunu Arasındaki İlişki

Kaynak

Not: Derginin İkinci sayısında yayınlanmıştı. Partinin sitesine temel belgeler kısmına koyulmuş. Ancak Eksik gözüküyor.
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Nisan.2016, 19:54   #13
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post Köylü Önderi Hüseyin Yaşa

“Parti okuluna katılmak için parmağımı kırıp rapor aldım”

“Ankara’da parti okulu açılmıştı. Buraya gitmeye can atıyordum. Ama fabrika izin vermiyordu. Parmağımı kırdım ve rapor aldım. Böylece parti okuluna girmeyi başardım.

Geçen yıl bugün aramızdan ayrıldı. İzmir Bergama’nın Örlemiş Köyü’nde 1942’de doğdu.

Orman köylüsü ve yörüktü. “Yörük milletinin fazla bir lüksü yoktur. Her şart altında çalışmayı bilir. Gittiği yere çarçabuk uyum sağlar. 24 yaşına kadar hayvancılık ağırlıklı olmak üzere çiftçiliğin her türlüsüyle uğraştım. Fakat köyümün ekim alanları sınırlıydı” diye anlatıyordu yaşam öyküsünü.

Ve gurbet yolları… Gebze’de bir tarım fabrikasında işe başlar. Çiftçilikten işçiliğe geçer. 5 yıl çalışır. “Buradaki çalışmam ileride yeniden başlayacağım çiftçilik hayatında tecrübemin artmasında belirleyici etken olmuştur” diyordu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP)’ne üye olur ve Gebze İlçe Yönetiminde görev alır.

Sosyalizmle tanışır ve 27 Mart 2015’de son nefesine kadar sosyalizmde ısrar eder.

Evet, Ege’nin sosyalist muhtarı Hüseyin Yaşa’dan söz ediyoruz…

“PARTİ OKULUNA KATILMAK İÇİN PARMAĞIMI KIRIP RAPOR ALDIM”

TİP yıllarını şöyle anlatır:

“Ankara’da parti okulu açılmıştı. Buraya gitmeye can atıyordum. Ama fabrika izin vermiyordu. Parmağımı kırdım ve rapor aldım. Böylece parti okuluna girmeyi başardım. Okulda Yalçın Küçük benim hocamdı ve ilk mezunlarından biri oldum…”

“AŞIRI SOL PROPAGANDİST”

1974 yılında tekrar köyüne döner Yaşa. Aklım fikri köylünün kalkınmasındadır.

Fabrika deneyimi tecrübesini arttırmıştır ve böylelikle modern çiftçiliğin önderliğini yapar.

Bu sefer yeni kurulan TİP’in Bergama İlçe Örgütü’nde görev alır. Gitmediği köy kalmaz. Bu faaliyetleri sonucunda fişlendiğini, jandarma kayıtlarında “Aşırı sol propagandist” ibaresini ileride muhtar olunca öğrendiğini anlatır.

"BEN SADECE SOLCU DEĞİL AYNI ZAMANDA SOSYALİST BİR MUHTARIM"

1984 yılında köyünde, Bergama Örlemiş’te, muhtar seçilir. Bir dönem hariç 2006’ya kadar toplam 20 yıl muhtarlık yapar. Bu zaman içinde Bergama Muhtarlar Derneği’nin kuruluşuna önderlik eder. 1989 seçimlerinde muhtarken CHP’den İl Genel Meclis Üyeliğine aday gösterilir ve seçilir. Köylerde başta köy odaları olmak üzere kıraathane ve düğün salonlarının yapılmasında görev alır.

Tütün ve zeytin sorunlarıyla yakından ilgilenir. Tütün kotasına karşı kurultaylar ve mitingler yapılmasına önderlik eder.

Sosyalist kimliğini hiçbir zaman gizlemez.

Bir anısını şöyle anlatır: “Bir gün yeni gelen kaymakamın başkanlığında muhtarlar toplantısı yapılıyordu. Muhtarlar kendilerini ve kısaca köylerinin sorunlarını anlatıyorlardı. Bu arada bir kısım muhtar kaymakama; ‘efendim solcu bir muhtarımız da var’ dediler. Kaymakam sertçe ‘kimmiş o solcu muhtar’ deyince ‘benim’ dedim ve ayağa kalktım.

‘Ama sayın kaymakamım arkadaşlar eksik söylemişler. Ben sadece solcu değil aynı zamanda sosyalist bir muhtarım’ dedim.”

Kaymakam ve valilerle zaman zaman ters düşer. ‘Kim bu adam yahu’ diye yakındıklarını bizzat yanında çalışan memurlardan duyduğunu anlatır ve ekler:

“Sosyalist kimliğimi gizlemeden ABD emperyalizmine karşı açık tavır almam karşısında söyleyecek bir söz bulamıyorlardı.”

İŞÇİ PARTİSİ’NE KATILIR

1995 yılında İşçi Partisi’ne üye olur. Hem Bergama İlçe Örgütü hem de Merkez Köylü Bürosu’nda görev alır. Bergama’nın tüm köylerine gider. Tütün kotasına karşı ilk kurultayı Bergama’da 600 çiftçinin katılımıyla gerçekleştirirler. Partiye bin 200 köylü üye olur. Çok sayıda köy temsilcilikleri kurulur. Tütün kotasına karşı her biri beş kişiden oluşan 10 ekiple hem de yaya olarak bir ay boyunca yürütülen mücadelenin başta yerel yöneticiler olmak üzere yetkilileri korkuttuğunu, “PKK’lılar köyleri dolaşıyor” karalamasının yayıldığını anlatır. Ama bu karalama kampanyasını yürütenler bir sonuç alamazlar.

TİKP’NİN KURULUŞUNDA YER ALIR

2006’da yapılan kongrenin ardından bir grup arkadaşıyla birlikte İşçi Partisi’nden ayrılır. Bir süre arayış ve araştırmaları sürer ve sonra Türkiye İşçi Köylü Partisi’nin kuruluşunda yer alır:

“Örgütsüz kalamazdık. Mevcut parti ve oluşumları tek tek gözden geçirdik. İçinde yer alarak saflarında mücadele edebileceğimiz bir parti yoktu. 2010 yılının Haziran ayında TİKP’nin kuruluşunu resmen gerçekleştirdik. Partinin birinci ve ikinci kongrelerinde üst üste başkanlık kuruluna seçildim ve Merkez Köylü Bürosu Başkanlığı görevini sürdürdüm.”

KÖYÜNDE ANILDI

Evet, Ege’de bir sosyalist muhtarın öyküsüydü anlatılan…

Hüseyin Yaşa bugün, aramızdan ayrılışının birinci yılında Örlemiş Köyü’nde anıldı.

Anma toplantısında TİKP üyeleri ve köylüler bulundu. Fotoğrafının da yer aldığı, mücadelesini anlatan bildiriler köyünde dağıtıldı, kahvehanelere asıldı.

Mezarı başında saygı duruşundan sonra konuşan TİKP Genel Başkanı İsmail Durna, “Sen rahat uyu Hüseyin Arkadaş, bizlere devrettiğin bağımsızlık, devrim ve sosyalizm bayrağını dalgalandırmaya devam edeceğiz” dedi.

Oğlu Yaşar Yaşa ise “Babam hiçbir zaman küçük hesaplar peşinde olmadı. Bıraktığı boşluğu doldurmak için bütün gücümüzle örgütlenmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Şenol Çarık

29.03.2016

Odatv.com
______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
komüniter Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 20.Nisan.2016, 19:55   #14
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post Köylü önderi Hüseyin Yaşa



Başkanlık Kurulu üyemiz Köylü önderi Hüseyin Yaşa’yı saygıyla anıyoruz.

Türkiye İşçi Köylü Partisi Başkanlık Kurulu ve Merkez Köylü Bürosu Başkanı Hüseyin Yaşa, 27 mart 2015 günü aramızdan ayrıldı. Hüseyin Yaşa 2010 yılında kuruluşuna bizzat önderlik ettiği TİKP saflarında son nefesine kadar mücadele etti. Hüseyin Yaşa mücadele içinde pişmiş ve kendisini yetiştirmiş tam bir köylü filozofuydu. Açık sözlüydü. Sosyalist kimliğini açık açık ortaya koymaktan çekinmedi. İdeolojisinden hiçbir zaman ödün vermedi. İdeolojisini satanlardan nefret etti. Gözü pek ve umutluydu. Yetiştirdiği neferlerin sosyalizm bayrağını yükseklerde tutacaklarından adı gibi emindi.

Türkiye İşçi Köylü Partisi Genel Başkanı İsmail Durna Hüseyin Yaşa’nın mezarı başında yaptığı kısa konuşmada şunları söyledi:

Hüseyin Yaşa sıradan bir insan değildi. Açık sözlülüğüyle, sosyalist kimliğiyle, birikimiyle ve mücadele tecrübesiyle yeri kolay kolay doldurulamayacak tam bir köylü önderiydi. Sen rahat uyu Hüseyin Arkadaş, Bizlere devrettiğin mücadele bayrağını dalgalandırmaya devam edeceğiz.

Hüseyin Yaşa’nın kendi ağzından Kısa Yaşam Öyküsü

“1942 yılında Bergama’nın Örlemiş köyünde doğdum. 1970 yılında yaptığım evlilikten biri erkek ikisi kız olmak üzere üç cocuğum var. Orman köylüsüyüm ve yörüğüm. Yörük milletinin fazla bir lüksü yoktur. Her şart altında çalışmayı bilir. Gittiği yere çarçabuk uyum sağlar. 24 yaşına kadar hayvancılık ağırlıklı olmak üzere çiftçiliğin her türlüsüyle uğraştım. Fakat köyümün ekim alanları sınırlıydı. Çiftçiliği seviyordum ama gözüm dışarılardaydı.

Gurbet Yolu

Bir arkadaşın da teşvikiyle yolum Gebze’ ye düştü. Burada Bayer tarım fabrikasında işe başladım. Serbest çiftçilikten düzenli işçiliğe geçmiştim. Burada beş yıl çalıştım. Buradaki çalışmam ileride yeniden başlayacağım çiftçilik hayatında tecrübemin artmasında belirleyici etken olmuştur.

Sosyalizmle Buluşma

Köyümde genel solcuydum. Düzenli işçi olunca TİP’e üye oldum ve Gebze ilçe yönetiminde görev aldım. Sosyalist fikirlerle de burada tanıştım. Ankara’da parti okulu açılmıştı. Buraya gitmeye can atıyordum. Ama fabrika izin vermiyordu. Parmağımı kırdım ve rapor aldım . Böylece parti okuluna girmeyi başardım. Okulda Yalçın Küçük benim hocamdı ve ilk mezunlarından biri oldum.

Köyüme Döndüm

1974 yılında tekrar köyüme döndüm. Olgunlaşmış ve bayağı tecrübe sahibi olmuştum. Aklım fikrim köylünün kalkınmasındaydı. Fabrika deneyimi tecrübemi arttırmıştı. Modern çiftçiliğin önderliğini yaptım. Bu sefer yeni kurulan TİP’in Bergama şubesinde görev üstlenmiştim. Gitmediğim köy kalmadı.Fişlenmiştim. Jandarma kayıtlarında “Aşırı sol propogandist.”ibaresini ileride muhtar olunca öğrendim.

Köy Muhtarlığı

1984 yılında Örlemiş köy muhtarlığına seçildim. Bir dönem hariç 2006 yılına kadar toplam 20 yıl muhtarlık görevini sürdürdüm. Bu zaman içinde Bergama Muhtarlar Derneği’nin kuruluşuna önderlik yaptım. 1989 yılında ise muhtarken il genel meclis üyeliğine aday gösterildim ve seçildim. İçlerinde avukat, doktor da olan 9 kişiyle yarıştım. Seçimi 4. sırada bileğimin hakkıyla kazandım. Böylece görev alanım genişlemişti. Salt Bergama köyleri değil, İzmir’in bütünüyle ilgileniyordum. Köylerde başta köy odaları olmak üzere kıraathane ve düğün salonlarının yapılmasına önderlik ettim. Tütün ve zeytin sorunlarıyla yakından ilgilendim. Tütün kotasına karşı kurultaylar ve mitingler yapılmasına bizzat önderlik ettim.

Sosyalist Muhtar

Sosyalist kimliğimi hiçbir zaman gizlemedim. İstisnasız, toplantıları hiç kaçırmadım. Çoğunlukla konuşmacı olarak bulundum. Her toplantıda doğruları söylemekten geri durmadım. Bir gün yeni gelen kaymakamın başkanlığında muhtarlar toplantısı yapılıyordu. Muhtarlar kendilerini ve kısaca köylerinin sorunlarını anlatıyorlardı. Bu arada bir kısım muhtar kaymakama”efendim solcu bir muhtarımız da var” dediler. Kaymakam sertçe “kimmiş o solcu muhtar” deyince “benim” dedim ve ayağa kalktım.“Ama sayın kaymakamım arkadaşlar eksik söylemişler. Ben sadece solcu değil aynı zamanda sosyalist bir muhtarım”

Kaymakam ve valilerle zaman zaman ters düşmeye devam ettim. “Kim bu adam yahu.” diye yakındıklarını bizzat yanında çalışan memurlar söylediler. Beğensinler veya beğenmesinler yetkililer fikirlerime başvuruyor ve önerilerimi dikkate alıyorlardı. Çoğunlukla benimle çalışmaktan memnundular. Sosyalist kimliğimi gizlemeden ABD emperyalizmine karşı açık tavır almam karşısında söyleyecek bir söz bulamıyorlardı.

İşçi Partisi Saflarına Katıldım

1995 yılında işçi partisine üye oldum. Hem Bergama ilçe, hem de Merkez Köylü Bürosu’nda görev aldım. Bergama’nın gitmediğimiz köyü kalmadı. Tütün Kotasına karşı ilk kurultayı Bergama’da 600 çiftçinin katılımıyla gerçekleştirdik. Hemen hemen bütün köylerde göğsünü gere gere “Ben İşçi Partiliyim” diyen köylüler vardı. Partiye 1200 köylü üye oldu. Çok sayıda köy temsilcilikleri kuruldu. Tütün kotasına karşı her biri beş kişiden oluşan 10 ekiple hem de yaya olarak bir ay boyunca yürüttüğümüz mücadele başta yerel yöneticiler olmak üzere yetkilileri bayağı korkutmuş “PKK’lılar köyleri dolaşıyor” karalamasını yaymışlardı. Sonuç alamadılar. Çünkü; her ekipte bizzat köylülerin de yakından tanıdığı kadınlı erkekli bizler vardık. Artık kurultaylar ve parti kongreleri köylerde gerçekleştiriliyordu. Köylerden Ulusal Kanal kampanyasına, zeytin ve zeytin yağı toplayarak katıldık.
2006 yılında yapılan kongrede parti Sosyalist kimliğinden ve ideolojik hattından resmen uzaklaştı. Oysa; Milli Demokratik Devrim ancak ve ancak Sosyalist bir parti öncülüğünde gerçekleşir. İstifa ettim ve arkadaşlarımla arayışa geçtim.

TİKP’yi kurduk

Örgütsüz kalamazdık. Mevcut parti ve oluşumları tek tek gözden geçirdik. İçinde yer alarak saflarında mücadele edebileceğimiz bir parti yoktu. 2010 yılının haziran ayında TİKP’nin kuruluşunu resmen gerçekleştirdik. Partinin birinci ve ikinci kongrelerinde üst üste başkanlık kuruluna seçildim ve aralıksız olarak da Merkez Köylü Bürosu görevini sürdürmeye devam ediyorum.----
Bağımsızlık devrim ve Sosyalizm mücadelesinin yiğit savaşçısı yoldaş Hüseyin Yaşa’yı 1. Ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz. Anısı mücadelemizde yaşayacak..

TİKP BAŞKANLAR KURULU
______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Nisan.2016, 19:58   #15
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post KÖYLÜ ÖNDERİ HÜSEYİN YAŞA MEZARI BAŞINDA ANILDI

KÖYLÜ ÖNDERİ HÜSEYİN YAŞA MEZARI BAŞINDA ANILDI










Türkiye İşçi Köylü Partisi Başkanlık Kurulu Üyesi ve Merkez köylü Bürosu başkanı Hüseyin Yaşa mezarı başında anıldı. Hüseyin Yaşa 27/03/2015 tarihinde vefat etmişti.
Bergama'nın Örlemiş köyünde yapılan anma toplantısında partili arkadaşları ve köylüler hazır bulundular.
Fotoğrafının da yer aldığı özgeçmiini anlatan bildiri köylülere dağıtıldı. Ayrıca kahvelere asıldı.
Mezarı başında saygı duruşundan sonra TİKP Genel Başkanı İsmail Durna şunları söyledi:
"Başkanlık Kurulu üyemiz Köylü önderi Hüseyin Yaşa aramızdan ayrılalı bir yıl oldu.
Türkiye İşçi Köylü Partisi Başkanlık Kurulu ve Merkez Köylü Bürosu Başkanı Hüseyin Yaşa, 27 mart 2015 günü aramızdan ayrıldı. Hüseyin Yaşa 2010 yılında kuruluşuna bizzat önderlik ettiği TİKP saflarında son nefesine kadar mücadele etti. Hüseyin Yaşa mücadele içinde pişmiş ve kendisini yetiştirmiş tam bir köylü filozofuydu. Açık sözlüydü. Sosyalist kimliğini açık açık ortaya koymaktan çekinmedi. İdeolojisinden hiçbir zaman ödün vermedi. İdeolojisini satanlardan da nefret ederdi. Gözü pek ve umutluydu. Yetiştirdiği neferlerin sosyalizm bayrağını yükseklerde tutacaklarından adı gibi emindi.
Hüseyin Yaşa sıradan bir insan değildi. Açık sözlülüğüyle, sosyalist kimliğiyle, birikimiyle ve mücadele tecrübesiyle yeri kolay kolay doldurulamayacak tam bir köylü önderiydi. Serbest işçi iken Gebze'de işçiliğe başladı. TİP'e üye oldu ve parti okulunu bitirdi. Beş yıl süren işçilik hayatında yeniden başlayacağı çiftçilik için büyük tecrübeler kazandı. Böylece 22 yıllık muhtarlık hayatına başladı. Sayısız toplantılar yaptı. Toplantılarda konuşmacı oldu. Çok sayıda köylü kurultaylarının düzenlenmesine bizzat önderlik etti.
Sen rahat uyu Hüseyin Arkadaş, Bizlere devrettiğin Bağımsızlık Devrim ve Sosyalizm bayrağını dalgalandırmaya devam edeceğiz."
Oğlu Yaşar yaşa: "Babam hiçbir zaman küçük hesaplar peşinde olmadı. Bıraktığı boşluğu doldurmak için bütün gücümüzle örgütlenmeye devam edeceğiz."
Şerafettin Şen: " Aydın kişiydi. Hep ezilenden emekten yana oldu. Farklı görüşten de olsak insan ayırımı yapmazdı."
İsmail Uç: " sorunları ve çözüm yollarını bıkmadan usanmadan bize anlatırdı. Bütün öğrendiklerimizi H. Yaşa'ya borçluyuz."
Kısa konuşmalardan sonra anma toplantısı sona erdi. 27/03/2016
______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Nisan.2016, 20:04   #16
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post























______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Nisan.2016, 20:19   #17
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post



































































______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Nisan.2016, 20:29   #18
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Post

______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Nisan.2016, 21:03   #19
 
Deniz Yoldaş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Deniz Yoldaş
EDİTÖR
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Ekim.2013
Üye No: 47815
Bulunduğu yer: Balıkesir / İzmir
Mesajlar: 3,613
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 4,923
1,416 Mesajına 3,805 Teşekkür Aldı
Deniz Yoldaş - AİM üzeri Mesaj gönder
Standart

Alıntı:
komüniter Nickli Üyeden Alıntı
Türkiye’de artık insanların bir yerden sonra sayamaz hale geldiği sol/sosyalist yapılara bir yenisi daha eklenmiş


Ne SOL'u, ne SOSYALİST'i?

Mk'sından en sıradan üyesine; alayı it, alayı faşist!

Komünist ve Kürtlere karşı sözüm ona ezeli düşmanları olan dinci faşistlerin d.tünü yalamaktan imtina etmeyen ulusalcı, faşist güruhun Cephe örgütü olan Vatan Partisi'nin arka bahçesi bir particik.
______________________________________________________
Seni düşünüyorum yoldaş ve son sözlerini...
Beni öldürecekler, adım Mustafa Hayrullahoğlu,
bir adım daha var düşmana vermediğim, TKP Merkez Komitesi üyesi Deniz...

Son sözlerin en güçlü dayanaktır savaşan militana!

Sana söz yoldaş;
komünist onuru kirletmeyeceğiz,
yere düşürmediğin kızıl sancağı daha da yükselteceğiz,
TKP, senin uğruna yaşamını verdiğin partin kazanacaktır...
Deniz Yoldaş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Deniz Yoldaş Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 3 Kisi:
Alt 20.Nisan.2016, 23:28   #20
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Deniz Yoldaş Nickli Üyeden Alıntı


Ne SOL'u, ne SOSYALİST'i?

Mk'sından en sıradan üyesine; alayı it, alayı faşist!

Komünist ve Kürtlere karşı sözüm ona ezeli düşmanları olan dinci faşistlerin d.tünü yalamaktan imtina etmeyen ulusalcı, faşist güruhun Cephe örgütü olan Vatan Partisi'nin arka bahçesi bir particik.
Bu partinin kurucuları 2006'da ki İP kongresinde sosyalizmin programdan çıkartılmasından dolayı ayrılan "sosyalistler".
Zamanında başlığı açarken kendilerinin bu kadar olduklarını tahmin etmiyordum. HKP gibi ulusal eğilimlere sahip, Mustafa Kemal sahiplenmeli bir parti olduğunu düşünüyordum. Ancak son zamanlarda VP ile lafta kalan sosyalizm söylemi dışında fark olmadığını düşünmekteyim. (sosyalist kısmını silip sosyal faşist yazabilirsiniz mesela)
______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21.Nisan.2016, 00:56   #21
 
FıratınSuyu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
FıratınSuyu
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Bu ne la! Sol ve Sosyalist camiada ne kadar tanıdık sima varsa hepsini eklemişler. Bir ara Abdullah Öcalan da resimler arasında karşıma çıkacak diye korktum.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 04.Mart.2018, 21:17   #22
 
komüniter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
komüniter
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Eylül.2015
Üye No: 52947
Mesajlar: 1,195
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 641
349 Mesajına 609 Teşekkür Aldı
Standart

Bu başlığı açtığımdan bu yana ciddi anlamda profesyonelleşmişler. Siteleri, sosyal medya hesapları, grafikleri vs.

2018'de 60'lı yılları yaşamak için birebir içerikler için:
http://tikp.org.tr/
http://www.kuramdergisi.com/
https://twitter.com/tikpmerkez
https://www.facebook.com/turkiyeiscikoylupartisi/
https://twitter.com/kuramdergisi
https://www.facebook.com/kuramdergisi
https://www.instagram.com/kuramdergisi/

arada Lenin'den alıntılar da yapıyorlar. Ayrıca Türkiye'de Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesini savunan tek siyasetmiş kendileri.
(http://tikp.org.tr/marksizm-leninizm...ikp-savunuyor/)

______________________________________________________
“Saatlerimizi devrime ayarlamalı, ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalıyız.”
komüniter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
komüniter Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com