Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Eskimeyen Konular

Eskimeyen Konular Eskimeyen siyasal, toplumsal sorunlar hakkında makalelerin yeniden yorumları.

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Türban Sorunu Üzerine Tartışmalar ve Tavrımız
Cevaplar
186
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
14262
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 22.Ekim.2010, 21:13   #1
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Türban Sorunu Üzerine Tartışmalar ve Tavrımız

Türban sorunu, tartışmalar ve tavrımız

Başbakan Erdoğan’ın “Velev ki türbanı siyasi simge olarak takıyorlar, simgelere yasak getirebilir misiniz?” çıkışıyla, burjuva siyaset arenasında türban çarpışmalarının bir yeni perdesi açıldı. YÖK Başkanlığı’na getirilen AKP yandaşı Yusuf Ziya Özcan’ın da “Üniversitelerde tüm yasakları kaldıracağız” açıklaması, aynı perdenin bir diğer repliği idi. Sorun ve çatışma, üniversite öğrencilerine yönelik türban yasağı üzerinden patlak veriyor.

Hemen başlarken belirtelim ki, bazı Müslüman kadınların inançlarının bir gereği sayarak başlarını örtmeleri yüzünden üniversitelere alınmamasına, üniversite öğrencilerinin kılık-kıyafetine yönelik bu antidemokratik baskıya karşıyız. Sorunu inanç ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde ele alıyoruz. Devlet görevlilerinin dini semboller taşımaması laikliğin bir gereğidir; devletten hizmet alanların değil. Ancak türbanı kendi siyasal iktidar dalaşlarının bir unsuru, ögesi olarak kullanan her iki burjuva kanat bakımından sorun açık ki “inanç ve vicdan özgürlüğü” çerçevesinde ele alınmamaktadır. İki kanat da sahtekarca burjuva çıkarlarının peşindedir.

AKP, Erdoğan’ın da artık açıkça itiraf ettiği üzere türbanı bir siyasal simge olarak kullanıp bu araçla önünü açmaya çalışıyor. AKP’de birleşen politik İslamcı cephe, kendi doğrudan iktidar alanlarını yaratmak bakımından toplumsal yaşamın dinselleştirilmesini bir politika biçimi olarak benimsemiştir. Halk kitlelerinin inandığı dinsel sembollerin, politikanın aracı haline getirilmesi yolundan güçlenmeye çalışıyorlar. Sermaye oligarşisi, bir yandan burjuva yaşam tarzının tehlikeye düşmesine izin vermeyeceğini ilan ediyor, ama diğer yandan emekçi kitleleri kaderciliğe sürükleyeceği için bu dinselleştirmeye belli sınırlar içinde göz yumuyor.

AKP, bir taraftan sahtekarca “inanç özgürlüğü” sloganını atarken, diğer taraftan cemevlerini “cümbüş evi” ilan ediyor, Alevileri “Satanistler”le bir tutuyor.

CHP’de temsil olunan askeri ve sivil bürokrasi cephesi ise sorunu, iktidar gücünü korumak çerçevesinde ele almaktadır. Zoraki, dayatmacı yöntemlerle, “ikna odalarıyla” genç kadınlara türbanlarını açtırarak inanç özgürlüğünü tanımamakta, bu yoldan bu genç kadınların eğitime kapıları kapatılmaktadırlar. Dinci gericiliğe bir itirazları yoktur aslında, itirazları, onun devletin kontrolünden çıkmasınadır.

Türbanlı kadınlar üzerinden iktidar mücadelesi yürüten her iki burjuva kanat, toplumu laik/İslamcı kutuplaşmasıyla bölerek gerici bir saflaşma yaratmaktadır. Burjuvazinin faşist diktatörlüğü halk kitlelerinin devrimci eylemiyle yıkılıp gitmeden, bu iki kanat arasındaki gerici dalaş da bitmeyecek. Dolayısıyla üniversitelerde türban sorunu kendi doğal zeminine, “inanç ve vicdan özgürlüğü” zeminine oturamayacak.

Ne istiyoruz?

Sosyalistler, sınıf mücadelesini birinci sorun kabul ettikleri için, inanç ve milliyet farklılıklarının işçi sınıfını bölmesine karşıdırlar. Değişik inanç gruplarının (ve inanmayanların) inanç ve vicdan özgürlüğü temelinde birbirlerinin varlığını kabul etmesi ve devletin tümünün haklarına saygı göstermesini savunurlar. Devletin inanmayı-inanmamayı bireysel bir sorun kabul etmesi, inançlar karşısında nötr olması, hepsinin varlığının ve haklarının güvencesi olmasını isterler. Diyanet İşleri’nin lağvedilmesini, Sünni-İslam’ın bir devlet dini olmaktan çıkarılmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Alevi inancı üzerindeki baskılara son verilmesini savunurlar.

Özcesi sosyalistler, devletin inanç grupları ve inanç grupları arasındaki ilişkilere demokratik haklar kapsamında yaklaşmasını istiyorlar. Herhangi bir inanç gurubunun horlanmamasını, aşağılanmamasını veya korunup kollanmamasını talep ediyorlar. Antiemperyalist demokratik devrimin yaratacağı işçi-emekçi konseyleri devleti, demokratik, herkese inanç ve vicdan özgürlüğünü tanıyan bir laikliği de geliştirecektir.

Ertuğrul Özkök’ün korkusu

Geçtiğimiz günlerin bir diğer ateşli tartışması, Hürriyet’in “Ezber bozan türbanlı komünist” manşetiyle ilgiliydi. Kızıl Bayrak Gazetesi'ni Taksim’de satan bir türbanlı kadın işçi, Hürriyet’in demagojik haberine konu oldu. Ertesi gün, gazetenin başyazarı Ertuğrul Özkök, korkudan dizleri titrer biçimde, bunu köşesine konu etti. “Komünizmin sembolü” kızıl bayrakla “siyasallaşmış dinin” sembolü türbanın “aynı kızın üzerinde birleşmiş” olmasıydı onu bu denli korkutan. Bir de gazeteyi satan devrimci kadının gözlerindeki “nefret”.

Ertuğrul Özkök’ün “nefret etmeyi” kendisine ve kendi sınıfına has bir ayrıcalık olarak gördüğünü biliyoruz. Ezilenlerin, emekçilerin nefreti, saraylara ve saltanatlara yönelen sınıf öfkesi onu her daim korkuttu. Ama bu kez konu daha ciddi! Türban takanları aşağı, hakir gören Özkök gibi burjuvaların, türbana yönelik “tahammülünün” yegane sebebi ortadan kalkmış oluyor o karede çünkü! Türbanın işçi, emekçi kadınları kaderciliğe, boyun eğiciliğe mahkum edeceğini sanan, kendisini İslami duyarlılıklarıyla ifade eden kesimlerin sınıf mücadelesinden, devrimci ve sosyalist hareketten uzak durmasından hoşnut bulunan Özkök gibilerin “ezberi” bozuluyor. Tahammülsüzlüğün bu kadarının nedeni, bu.

Kızıl Bayrak Gazetesi de Hürriyet’in bu saldırılarına karşı yayımladığı yazıda konuyu Marksist yöntemle ele almaktan uzak bulunduğunu sergiledi. Türbanı erkek gericiliğinin bir sembolü olarak değil “siyasal İslamın sembolü” olarak karşısına alan dergi, dindar işçileri de “sınıfın en geri kesimleri” olarak niteledi. Türbanın salt dinsel bir sembol olması yönünden ele alınması yanlış ve çarpık bir yaklaşımdır. Sorunu böyle ele alan Kızıl Bayrak, çözümü de “işi, bireyin gelişim ve bilinçlenme sürecine bırak”makta buluyor. Bu mekanik, kaba bir tanımdır ve türbanlı kadınları “bilinçsiz” olarak gören Kemalist yaklaşımdan etkilenmiştir. Bu tanımda, kadınların erkek egemenliğinin zincirlerini kırma mücadelesiyle ilgili bir yanın bulunmadığı da açıktır.

Sınıfın “geri” ve “ileri” kesimlerinin dini inanca göre saptanması ise bir saçmalıktır. Bunun kıstası dini inanç değil, sınıf mücadelesinde tuttuğu yer olmalıdır. Hemen her büyük işçi direnişinde, grevinde, mücadelesinde ön saflarda gördüğümüz türbanlı işçiler, sınıf mücadelesindeki bu duruşları nedeniyle, sınıfın ileri kesimi içinde yer alır. Hiçbir mücadelede yer almayan, bireyci, kaderci bir işçi, isterse lafta “Marksist” olduğunu ilan etsin, sınıfın geri kesiminde yer alır. Sınıfın ileri kesimleri savaşan, direnen, mücadele eden kesimleridir. Dindar kitleleri otomatikman sınıfın “geri” kesimi sayma yaklaşımının, on milyonlarca dindar işçiyi, emekçiyi örgütleme, savaştırma iddiasından yoksun olduğu vurgulanmalıdır. Halk kitlelerinin dinsel kadercilikten, boş inançlardan özgürleşmesi süreci de bizzat sınıf mücadelesinin deneyimi zemininde gerçekleşir.

“Türbanlı komünist”ler artacak

Marks’ın, çokça tekrarlanan “Din, halkın afyonudur” sözünden önce sarf ettiği şu sözleri de akılda tutmakta fayda var: “Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din; ezilen insanın içli ezgisi, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığı, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinidir.”

Kapitalizmin derinleştirdiği toplumsal çürüme ve sınıfsal sömürünün girdabında emekçi halk kitlelerinin “dinsel üzüntülerini” mücadeleye, direnişe, isyana; “ezilen insanın içli ezgisini” sınıf bilincine; “kalpsiz bir dünyanın sıcaklığı”nı proleter sınıf dayanışmasına dönüştürecek olan sosyalist hareketin kendisidir. Dinin halka verdiği “aldatıcı mutluluğun” yerine, halkın gerçek mutluluğunu geçirecek olan sadece devrimdir. Bu yüzden, sayıları giderek artan türbanlı kadın emekçilerin de sosyalist hareketin saflarına gelmesi, burada sınıfsal kurtuluş kavgasına atılması normaldir, burjuvazinin çektiği suni çitlerin yıkılmasını ifade eder.

Atılım Gazetesi Arşiv.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 23.Ekim.2010, 02:20   #2
 
Garbis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Garbis
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13.Mart.2008
Üye No: 6231
Mesajlar: 329
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Işık KUTLU Sosyalistlerin duracağı yeri alacağı tavrı çok açıklayıcı bir dille anlatmıştır. Bence doğru olan budur.
Teşekkürler paylaşım için.
Garbis isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.Ekim.2010, 12:20   #3
 
--.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--..
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

"Sorunu inanç ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde ele alıyoruz."
Böyle aldığınız an,kurulan tuzağın içersine de düşmüş oluyorsunuz!
Bugün ülkedeki TÜRBAN sorununun,ÖGÜRLÜKLERLE hiç bir alakası yoktur.
Komünistler soyut bir ÖZGÜRLÜK üzerinden politika yürütmezler.
Aynen DEMOKRASİ kavramında olduğu gibi ÖZGÜRLÜK kavramının da altını doldurarak,şu can alıcı soruyu sorarlar!
KİMİN İÇİN ÖZGÜRLÜK?
Türban gerçekte KADINI KÖLELEŞTİRMENİN,onun beynine pranga vurmanın,bir SİMGESİDİR.
TÜRBAN KADINI KÖLELEŞTİRMEKTİR.
Tersine TÜRBANA karşı çıkmak,bu KÖLELİĞE karşı çıkmaktır.
Her olayda ve olguda Kemalizme karşı çıkacağım diyerek,liberallerle OMUZ OMUZA VERMEK kOMÜNİSTLERE YAKIŞMAZ.
Popülizmin son durağı,varacağı yer OPORTUNİZMDİR.
Komünistler Din olgusuna bakarken,özde aynıda olsa,bu dinlerin aralarındaki farklılığı göz ardı etmezler.
Bu bağlamda İSLAMI,diğer DİNLERDEN farklı ele alırlar.
Diğer dinlerde gerçekleşen aydınlanma,İslamda gerçekleşmemiştir.
Kapitalizm DİNİ salt insan yaşamının ruhsal dünyasına kapatarak,onun gündelik yaşama olan müdahalesini ortadan kaldırarak,gelişimini sağlamıştır.
Dikkat edin resmi tarihte Rönesans ve Reform olarak adlandırılan Sanayi Devrimi ve Dinde Reform biribirini izler.
İkincisi,birincisinin önünü açmıştır,birinciside kendi gelişimine uygun ikinciyi oluşturmuştur.
Kapitalizmin kendi dinamikleriyle gelişmediği,hala çok yoğun kapitalizm öncesi üretim ilişkilerinin yaşandığı ülkelerde ise bu aydınlanma gerçekleşmediği için
DİN SİYASALLAŞMIŞ,SİYASİ İSLAM adını almıştır.
Siz hiç bir Hıristiyanın veya bu dine bağlı bir DİN ADAMININ ortaya çıkıpta ülkelerin İNCİLLE yönetilmesi gerektiğini söylediğini duydunuzmu?
Ama SİYASİ İSLAM kimki KURANLA yönetmiyorsa kafirdir diyerek CİHAD çağrıları yapabilmektedir.
Bugün DİNCİ GERİCİLİK ,SİYASİ İSLAM adı altında hem bizde hemde bu bölgelerde bir TEHLİKEDİR.
Komünistler bu tehlikeyi en iyi bilenler olmak zorundadırlar.
Çünkü bu tehlikenin en birinci hedefi KOMÜNİSTLERDİR.
İranda olanların unutulmaması gerekir.
veda
  Alıntı ile Cevapla
Alt 23.Ekim.2010, 12:44   #4
 
vurgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vurgun
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

türban özgürlügü icin yaklasimlar.peki elde edilen haklar sonucu türbanlilari yaninizda da görebilecekmisiniz?
Vedanin da dedigi gibi Kemalizmle mücadele edilecek diye her olgunun icinde yer almak sacmadir.
Komünistlerin savasi sinif savasidir düzene karsi bir savastir.Sapla samani karistirmamak lazim.
Islerine geldimi özgürlük demokrasiden bahsedilir islerine gelmedi mi de kestirip atilir .Bu ülkede bir halk dilinden dolayi halen cezaevine atiliyorsa kürtce basin okumasi savunmasi engelleniyorsa bir taraf bize özgürlük demokrasi diye basbas bagiramaz.
Demokrasi ve özgürlük yanliz bir kesime uygulanmaz tüm halklari icine almalidir.
Türban mücadelesini verenler kimdir AKP .
baska söze hacet kalmiyor sanirim.Onlarin kavgasinin icin de ben yada biz olamayiz.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 23.Ekim.2010, 14:20   #5
 
YÜREKATIŞI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
YÜREKATIŞI
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29.Temmuz.2009
Üye No: 24529
Bulunduğu yer: Dünya
Mesajlar: 566
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Yaşadığımız ülke biz ne kadar enternasyonalistte olsak Türkiye'dir. Bu ülke halkları için din marks'ın ruhsuz dünyanın ruhu şeklinde ele alınacak görüşlerinde şu anda verili sisteme hakim olduğu biçimiyle sunni islamda karşılığını asla bulmadı. Sunni islam şeriatı selçukludan beridir bir çok baskıcı uygulamaya kaynaklık etmiş ve dahası devlete entegre olup bir yönetim aracı haline gelmiştir. Anadolu topraklarında yaşayan halkların tanrılarına ulaşma aracı hep başka türlü yollardan olmuştur. bektaşilik, alevilik, tasavvuf, vb. ruhunu teşkil etmiştir halkın. Bu gün halka yutturulan şey bir sürü hikayedir. Ama bunlardan öte başörtüsü ya da özelde türban diyebileceğimiz kıyafet biçimi gerici egemenler için gerçekten bir simge haline gelmiş ve din sömürgeni sistem politikacıları tarafından taraftar toplamanın bir yolu olarak kullanılmıştır. İşçi sınıfının ağırlıklı kesimleri bu burjuva siyasetine taraf olmuş ve ağır yalan ve psikolojik bombardıman altında söylenenlerin tümünü doğru kabul etmiştir. Kapitalizmin hakim olduğu şartlarda devrimciler için temel mücadele sahası işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki cephe olduğundan dinsel meselelere bu iki sınıf ve emperyalist sistem açısından bakabiliriz. Bu gün bu sorunların cevapları mezheplerde değildir. bu gün açıkça emperyalist haydutbaşı tarafından iktidara getirilmiş bir parti iktidardadır ve bu parti apaçık bir biçimde işçi sınıfının düşmanıdır, bu coğrafyada halkların devrimci gelenekleri vardır ve mesela bir tanesi islamcı gericiliğe karşı savaştır. Akape açıkça düşman saflarının kurmay heyetini temsil etmektedir, işçi sınıfı kurmay heyetinden yoksun ve dağınıktır. Geçmişte toprak mülkiyeti temelinden çıkan isyanların tümü islam şeriatına karşı çıkmıştır. Türban kadınların iki kere sömürülmesinin apaçık sembolüdür, Türban sistemin bütün çarpıklarının gizlenmeye çalışıldığı bir bez parçasıdır. Bu gün açıkça türbanın savunulması için komünistlerin desteği lazım değildir egemenlere, güçlü bir şekilde hakim olmuşlar zaten. Devlet aygıtı kabuk değiştirmektedir, batıcı burjuvazi yerini yeşil burjuvaziye bırakıyor. Aslında değişen örtüdür, üstyapıda modernitenin getirdiği ilerlemenin ve ulusal sınırların emperyalistler için zarar yazmaya başladığında bu değişim başlamıştı. Yeni mistik örtüye ihtiyaçları vardı, ılımlı islam diye yeni bir dine, yeni peygamberlere ve uygulayıcılara. bir de mücadele edecek araçlara ki işte bu araçlardan bir taneside ithal ürünü olan türban olmuştur. Bu dünya görüşü toprak mülkiyeti temelinde bu halkalara kan kustururken de boyun eğmedik, kapitalizmin yeni dini olduğunda da boyun eğmeyeceğiz. Çok net olmalı duruş, türbana özgürlük, kadına zorbalık demek, ortaçağa özgürlük demek, daha ağır sömürü ve kölelik demek, işçi sınıfına bunu kavganın içinde kavratmak lazım.
YÜREKATIŞI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Ekim.2010, 01:01   #6
 
AleksandrKirsanov - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AleksandrKirsanov
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Ocak.2010
Üye No: 28280
Mesajlar: 585
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Standart

Türban, Veda'nın da belirttiği üzere kadınların köleleştirilmesini ve ikinci sınıf olarak tescillenmesini simgeler. Türbana özgürlük diyenlerin ise öncelikle bunu görmesi gerekir. Üstelik kişilerin dini inançlarına saygılı olmaktan bahsederken bu dini inancın, onların düşüncelerini açıkca dile getirmelerine ne kadar saygı duyduğunu görmezden gelemezsiniz. Herşeyden öte, kadının başını örtüp onun namusunu koruduğunu düşünen bu sapkın zihniyete karşı popülizmi bırakıp topyekün bir savaş yürütmek gerekir. Bu, türban takan kadınlara karşı yürütülecek bir mücadele değil, bizzat inancın kendisine karşı yürütülecek bir mücadeledir. Din ile komünizm barış yapamaz. Ve kimse benden kadınları ikinci sınıf yerine koyan, erkek tanrılarının erkekçe fikirlerinin kaleme alınmış şekli olarak lanse ettikleri bir kitap ve bu kitabın simgesi olduğu dine saygı göstermemi beklemesin. Benim düşüncem, bizim görevlerimizden biri de tanrıyı öldürmektir. Bunun yolunun da onun varlığını iddia eden düşünceye saygı duymaktan geçtiğine inanmıyorum.
AleksandrKirsanov isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Ekim.2010, 14:00   #7
 
İlhan Emre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İlhan Emre
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 14.Mart.2008
Üye No: 6245
Mesajlar: 1,312
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 5 Teşekkür Aldı
İlhan Emre - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Syn veda 'Türkiye malezya olmasın'diye de yazsaydın bari
sonuna mesajının büyük harflerle.
Ne bu telaş , bu arada sonunda
TKPli arkadaşlarlada ortaklaşman beni mutlu etti

Sorunun bir özgürlük sorunu olmadığı açık olsada bu bir kadın sorunudur.
şuan ki mevcut yasağın kadının kamusal yaşama,
siyasete , eğitime katılımında bir sınır oluşturduğuda açıktır,
ve bunun burjuvazi tarafından sürekli kullanıldığı toplumun dahası
kadın mücadelesinin sürekli bölündüğü görülmelidir.
Türban takmayı seçen ya da zorlanan kadınların
her ne sebepten olursa olsun onların eğitim,kamusal,ekonomik
alandan dışlanmasına sessiz mi kalınılmalı.?
Kadın , özgürlükler ve üniversitelerin birincil sorunu elbette bu değildir
ama ne yazık ki bu da bir sorundur ve buradan çıkacak sonuç
türbana karşı mücadele etmek köleliğe karşı mücade etmek gibi
şeyler olmamalıdır.

Aleksandrkirsanovun dediği gibi sorun türban takan kadınlara
karşı yürütülecek bir mücadele değilse o halde üniversitelerde
ve kamusal alanlarda bulunmalarında da bir sorun olamaz
daha önemlisi komünistler buna can siperhane karşı çıkamaz.

Sağlıcakla..
______________________________________________________
'Yenilgi Yılları,İyi Bir Okuldur'.!
İlhan Emre isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Ekim.2010, 14:55   #8
 
baran lorin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
baran lorin
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 01.Ağustos.2010
Üye No: 30492
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Veda arkadas Basortusu olayini inanc ozgurlugu icinde dusunemeyince Kemalizmin kucagina oturmus oluyor. Olay budur. TKP de ayni kafada, TKP ye her firsatta veryansin eden gerektiginde solculukta mangalda kul birakmayan da ayni kafada Kemalistr CHP de..

Olay nedir biliyormusunuz? Kafanizdaki Kemalist kirintilarin temizlenememesi...Basortusu bu ulkede sorun oluyor, ya da Kemalist oligarsi tarafindan son 30 yildir gundem de tutuluyor ve bizim solcularimiz da bunun pesine takiliyor. Su ise bakin yaw...Bunu ozgurluk kapsaminda ele alinanlar "liberal" diye niteleniyor:-) Ya siz liberalin ne demek oldugunu bilmiyorsunuz.Bunun baska ifade tarzi yok.

Duzen basortusunu sorun yapiyor. Hala anlamiyormusunuz? Duzen bundan nemalanmaya calisiyor. Bizse bunun sorun olmaktan cikarilmasini ve aslinda Basortusuyle manipule edilen haklka gercek sorunlari anlatmanin yolunu bulmaliyiz. Sol, Kemalizmin ardina takilmakla degil, aksine onu tamamen yok etmekle gercek kimligine ulasacak...
baran lorin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Ekim.2010, 15:58   #9
 
--.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--..
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Baran Lorin!
Beni Kemalistle suçlayabilmen için aklının firar etmiş olması gerekir ki,anlaşılan seni terk etmiş gidiyor.
Sen önce ÖZGÜRLÜĞÜN ne olduğunu öğren!
Özgürlük soyut,toplumdaki sınıflardan bağımsız bir kavram değil ki!
Türbanı İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ olarak niteleyen Burjuvazi.
Burjuvazinin özgürlük anlayışıyla senin özgürlük anlayışın arasında ne fark var!
Sende onun gibi TÜRBANI inanç özgürlüğü olarak görüyorsun.
Türban KADINI KÖLELEŞTİREN SİYASİ İSLAMIN SİMGESİDİR.
İşte İran,işte Afganistan ve oradaki kadınların DRAMI!
Benim gençliğimde,yani bundan 35 sene önce bu ülkede her on kadından sadece biri türbanlıyken,gelinen bu noktada bu oran bugün türbanlılar lehine dönmüştür.
İnanç özgürlüğü aldatmacası altında Kadın gündelik yaşamdan ve hayattan koparılarak tutsak edilmektedir.
Bu tutsaklığın ilk adımı ise KADININ BEYNİNE PRANGA vurmaktır.
İŞte TÜRBAN bu pranganın SEMBOLÜDÜR.
Ama senin gibi liberallerin bunları anlayabilmesi çok zordur.


veda
  Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Ekim.2010, 18:54   #10
 
vurgun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vurgun
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Türbana özgürlük diye mücadele eden Müslüman Genclik üniversitelerde devrimcilere saldiriyor:Saldiri devam ederken poliste geliyor sonra ?Sonrasi polis-Müslüman Genclik elele.
Özgürlük nedir sizce?Eger ki ben düsüncelerimi aciklayamiyorsam egerki ben etnik kimligimden dolayi terörist isem tasviye edilmeye calisiliyorsam eger ki ben dini inancdan dolayi yakiliyorsam öldürülüyorsam eger ki ben emek sömürüsüne karsi hak arayisimda tutuklaniyorsam eger ki ben halk savasinda vicdani retciysem ve bu nedenle mapusa atiliyorsam eger ki ben parasizliktan okuyamiyorsam TÜRBAN` a özgürlük demek ayiptir benim sahsi fikrime göre türban olayi beni alakadar etmez hele hele birilerinin uydurup Kuran diye kadini sömürdügü recm edildigi nefes almasi bile nerdeyse erkege soruldugu kitabin emirleri hic alakadar etmiyor. Devrimciyim diyen birinin ilk hedefi sinif savasi vermektir.Merak etmeyiniz Türban ,Özgürlük Demokrasi diye bagiran hükümet su anda ABD amaclarina tam denk düstügü icin arac olarak kullanildikca onlarin türbanina istedikleri yol acilacaktir .Onlarin sizlerin destegine ihtiyaci yok buralarda ne nefesinizi ne de zamaninizi bosa harcamayiniz sarfedilen emek kediye yüklencektir nafiledir cünkü.
Amacimiz sinif savasinda iscilerin emekcilerin köylülerin yaninda olmak onlara yön vermektir asil PD sonrasi gercek özgürlük gelecektir.
Bu arada TKP ile kemalizm bagdastirilirken eski TKP ile günümüz T.K.P arasinda daglar kadar fark var.Mustafa Suphi nin partisi o dönem devlete korku saldigi icin katledildiler bu önemli ayrima dikkat etmekte yarar vardir.Bugünün tüm devrimci yapilari TKP den yola cikmislardir .
  Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Ekim.2010, 21:39   #11
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Komünistler zaten türban özgürlüktür veya türbanla kadın özgürleşir demezler , yazıda da çarpıtmaların aksine böyle birşey denilmiyor . Komünistler sadece böyle inananların istediği gibi giyinme özgürlüğünü savunuyor , türban yasağı antidemokratik bulup eleştirirken , zorunlu din derslerine de hayır deniliyor . Dinsel gericilikle mücadele tepeden inme yasakçı jakoben zihniyetle olmaz , sınıf mücadelesi içerisinde olur . Bugün birçok greve , işgal ve direnişe baktığımız zaman başörtülü kadın işçileri görüyoruz , işçiler ve emekçiler bu tür bir bilinçlenme sürecinden sonra uzun bir sürede bunların etkisinden kurtulur .
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 00:18   #12
 
--.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--..
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Alıntı:
Partizan Stare Nickli Üyeden Alıntı
Komünistler zaten türban özgürlüktür veya türbanla kadın özgürleşir demezler , yazıda da çarpıtmaların aksine böyle birşey denilmiyor . Komünistler sadece böyle inananların istediği gibi giyinme özgürlüğünü savunuyor , türban yasağı antidemokratik bulup eleştirirken , zorunlu din derslerine de hayır deniliyor . Dinsel gericilikle mücadele tepeden inme yasakçı jakoben zihniyetle olmaz , sınıf mücadelesi içerisinde olur . Bugün birçok greve , işgal ve direnişe baktığımız zaman başörtülü kadın işçileri görüyoruz , işçiler ve emekçiler bu tür bir bilinçlenme sürecinden sonra uzun bir sürede bunların etkisinden kurtulur .
Sorunu Din ve Vicdan Özgürlüğü kapsamında alan sizsiniz!
Biz gerçekten inancı gereği başını bağlamış kadının başındaki örtüyü zorla çıkaralım demiyoruz.
Biz bu işi bir siyasi sembol olarak görerek,bunu dini gericiliğin simgesi konumuna getirmek iasteyenlere karşı mücadele verilmelidir diyoruz.
Bunu derken 30 sene önce on kadından biri türbanlıyken,bugün on kadından dokuzununh türbanlı olmasına dikkat çekiyoruz.
Yaşanmış tarihsel gerçeklikleri belki unutulmuştur diye yeniden anımsatıyoruz.
İran ve Afganistan ve oradaki dinsel gericiliğin,iktidarı ele geçirirken kullandıkları argümanlara dikkat çekiyoruz.
Biz Ünüversitelerde Müslüman Gençlik adıyla,türbana özgürlük sloganları atanlara karşı sessiz kalmanın,nasıl bir gaflet olduğunu söylüyoruz.
Biz Dillipaklarla türbana özgürlük eylemliliğinde yer almanın sınıfa ihanet olacağını belirtiyoruz.
veda
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 13:28   #13
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

İlericilik ve gericilik bireyin sınıf mücadelesi içerisinde tuttuğu yere göredir.
Bugün dediğim gibi başı kapalı bir emekçi , grevlerde , direnişlerde en ön saftaysa sınıfın ileri kesimindendir . Başı açık birisi sınıf mücadelesi içerisinde değilse sınıfın geri kesimindedir . Madem mesela türban takanlarla değil , toplumsal gericiliğe karşı mücadele , o halde bu mücadele de sınıf mücadelesinden bağımsız değildir , işçilere ve emekçileri sosyalizm saflarına örgütlemekle olur bu iş , bu çok açık .

Evet bu mesele Türkiyenin ve öğrenci gençliğin en önemli meselesi değildir . Öğrenci gençliğin çok daha büyük sorunları vardır . Fakat buda sorunlardan biridir . Bu insanlar yazıda da belirtildiği gibi esasında AKP ve diğerlerinin umurlarında bile değildir , bu çok açık . Bu sorun devam ettikçe aksine AKP bunu kendisine malzeme yapacağı kesin . Tekrar ediyorum ; Sosyalistler türban kadının özgürlüğüdür veya türban kadını özgürleştirir demezler . Yalnızca bu tür giyinmek isteyenlerin böyle giyinebilme özgürlüğünü savunurlar , zorunlu din derslerine hayır derler , eşit , parasız , bilimsel ve anadilde eğitimi savunurlar . Gericilikle mücadeleyi de türban yasağı gibi saçma bir uygulamayı savunmaya indirgemezler .
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 15:31   #14
 
AleksandrKirsanov - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AleksandrKirsanov
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Ocak.2010
Üye No: 28280
Mesajlar: 585
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Standart

Siyasal islamla, emperyalizmin çıkarları farklı değildir. Dolayısıyla siyasal islamla mücadele, anti-emperyalist mücadelenin bir gereğidir. Siyasal islamla mücadele onun argümanlarına karşı bir mücadeleyi de gerektirir.Bununla birlikte bilimle din yan yana gelemez. Dindar bir insanın bilimi kuranı yorumlamaktan ileriye gitmez. Dolayısıyla üniversitelerde dini inançların yeri yoktur. Üstelik Üniversitelerde türbandan önce bir sürü sorun mevcuttur ve türbana özgürlük naraları atanlara karşı, üniversitelerin baş sorunu bu değildir, siz bunu ön plana çıkartarak asıl sorunları hasır altı etmeye çalışıyorsunuz demek ve bu duruma karşı yeni mevziler kurmak eskileri güçlendirmek gerekmektedir. Komünistler bu sorunun çözümünün asıl sorunların görünmesinin önündeki perdeleri kaldıracağı safsatasına inanmamalıdır. Türban savaşını kazanan siyasal islam yeni mevziler kuracak ve saldırılarını bu yeni mevizlerden sürdürecektir. Ağçları değil ormanı görün. Unutulmamalı ki bu ülkede cemaatler ve tarikatlar aracılığıyla gittikçe büyün bir dinci gericilik vardır. Bu dinci gericiliğe karşı mücadele ise dinci gericiliğin isteklerini özgürlükler kapsamında görüp kabul etmekten geçmez.
AleksandrKirsanov isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 17:07   #15
 
Ekim Arat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ekim Arat
Proleter Devrimci
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Temmuz.2007
Üye No: 712
Mesajlar: 10,214
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,263
1,749 Mesajına 4,622 Teşekkür Aldı
Standart

Sosyalizmin klerikalizm* karşıtı politikası –Rosa Luxemburg
03 Eylül 2008 -

Rosa Luxemburg'un bu makalesi ilk olarak 1 Ocak 1903'te Le Mouvement'te Fransızca olarak yayınlandı. Luxemburg 19.yy sonu-20.yy başında Fransa'da ve Almanya'da Kilise ve dinsel cemaatler karşısında takınılan tutuma ilişkin bu makalesinde, orta-sınıf laiklik anlayışı ile sosyalistlerin laiklik anlayışının farkını ortaya koyma noktasında önemli değinmelerde bulunuyor. (Sendika.Org'nin notu)


I. Monarşi ve Cumhuriyet Dönemlerinde Kilise

Sosyalizmin klerikalizm karşıtı politikasından bahsedildiğinde sosyalist bakış açısıyla dini inançlara saldırmanın kast edilmediği açıktır. Kitlelerin dini, ancak, toplumsal süreçlerin insana hükmetmesi yerine insanın toplumsal süreçlere hükmedip bunları bilinçli olarak yönlendirdiği zaman bugünün toplumuyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır. Bu duygu (din duygusu) sosyalizmin eğittiği kitleler toplumsal gelişimi anlamaya başladıkça gitgide daha da azalacaktır.

“Dinin özel bir mesele olduğu” düşüncesinin bizi götürdüğü tek yer, yalnızca mahrem inançlara ve vicdana ilişkin oldukları zaman dini sorunlar karşısında nötr kalmak ve taraf olmamaktır. Fakat bu ilkenin bir anlamı daha vardır; bu sosyalistlerin takınması gereken doğru tutumu belirleyecek bir rehber ilke olmakla kalmaz, aynı zamanda mevcut Devlete bir çağrı da teşkil eder. Biz, vicdan özgürlüğü adına, inananların inanmayanlar aleyhine sahip oldukları tüm kamusal ayrıcalıkların kaldırılmasını talep ederiz ve Kilise’nin Devlet içinde egemen bir güç haline gelmesine yönelik tüm çabalara karşı mücadele ederiz. Burada söz konusu olan inanç değil politikadır ve bu noktada farklı ülkelerin Sosyalist Partileri elbette koşullara göre çok farklı taktikler izleyebilirler.

Almanya ve Fransa birbirine tamamen zıt politikalar benimsemişlerdir. Almanya’da Sosyal Demokrat Parti 1870 ve 1880’lerin Kulturkampf’ı ile işbirliğine girmemeyi ve sık sık Cizvitlerin geri dönmesi lehine tavır sergilemeyi tercih etmekle kalmamış, dinin özel bir mesele olduğunu ilanen dinî amaçlarla yapılan her türlü kamu harcamasının kaldırılması yönündeki propagandada fazla yer almamıştır. Kuşkusuz yasama meclislerinde benzer amaçlarla girişilen her türlü borçlanmaya karşı oy kullanıyoruz fakat ne toplantılarda ne de basında ve Parlamento’da bu amaca yönelik bir propaganda yapılmamaktadır. Alman Sosyal-Demokratları, yalnızca dini düşünceler üzerinde etkili olan konularda değil aynı zamanda din politikasında da büyük bir çekince göstermektedirler, aynen her Sosyalistin doğal olarak bir Cumhuriyetçi olmasına rağmen pratikte hiçbir Cumhuriyetçi propaganda yapılmamasında olduğu gibi. Fransa’da bu türlü taktiklerin Klerikalizme dayanılarak izlenmesi olanaksızdır. Her iki ülkede koşulların bütünüyle farklı olduğu doğrudur. Almanya’da din adamları sınıfının çoğunluğunu Protestanlar oluştururken, Fransa’da çoğunluk Katoliklere aittir. Elbette Almanya’da da Katolikler vardır fakat bunlar çoğunlukta olmadıkları gibi on yıl önce büyük bir zulme uğramışlardır. Bismarkçı Kulturkampf doğal olarak Sosyalistler ve onlarla aynı zamanda, aynı gerici sebeple ezilerek saldırıya uğrayan Katolikler arasında bir tür ittifakın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fakat şimdi durum tam tersidir; Ultramontanlar (Papacılar) iktidardadır ve bunu dinî örgütlenme yoluyla değil siyasal bir parti olarak başarmışlardır. O halde Sosyal Demokratlar bunlara belirli bir inancın temsilcisi olarak değil, yiyecekten alınan vergilerin, militarizmin ve emperyalizm temsilcileri olarak saldırabilirler. Burada temel ayrım siyasidir. Kilisenin kamusal yaşamdaki nüfuzu ne kadar gerici olursa olsun, bunun bir monarşide veya cumhuriyette gerçekleşmesine göre önemi o kadar farklılaşır.

Monarşide, Kilisenin –ki keyfi bir doktrin olarak esasen monarşik bir karaktere sahiptir– Devlet mekanizmasına girişi uyumu bozmadan gerçekleşir. Bu anlamda Kilise bağımsız bir siyasi güç değildir. Diğer yandan otoritesini Kilise ile aynı kaynaktan, ilahi gökten alan monarşi, kamusal yaşama müdahale etmek istediğinde Kiliseyi ele geçirmekte daha az sorun yaşar. Ayrıca Protestan din adamları ne kadar uysal ve mütevazı olurlarsa olsunlar Alman İmparatoru bundan birkaç yıl önce öylesine, bunların siyasete girmelerine izin vermeyeceğini söylemek zorunda kalmıştır.

İtalya’da Quirinal [1] ile Vatikan arasındaki mücadele biraz önce bizim söylediklerimizle çelişiyor görünmektedir fakat burada gerçek rekabet Monarşi ve Kilise arasında değil, birisi hüküm süren diğeri ise iktidarını kaybetmiş iki seküler egemen güç arasındadır. Rusya da farklı bir biçimde de olsa, Kilisenin monarşinin kamusal otoritesine nasıl yardım eli uzattığının çarpıcı bir örneğini vermektedir.

Bu sebeplerle Kilise, kamuoyunun bir organı olarak kabul edildiğinde, ilk bakışta Cumhuriyetçi Fransa’nın çözülüşünde bir öğe olarak belirmektedir: Devletin tüm makamlarına seçimle gelmenin ve halk egemenliğinin esas olduğu Cumhuriyetin temel ilkelerinin güdüsel hasmı olarak. Orta sınıfa ait saf seküler iktidar ilkelerine karşı çıkan, yalnızca kendi ruhaniliğinden ilham alan ve kendisini aristokrasiye bağlayıp monarşik geçmişin yaşatılması olarak ona feodal karakterini veren kişisel ilişkilerden güç alan Kilise, doğal olarak siyasi bağımsızlık iddiasında bulunmak amacıyla Devletin bir organı olma eğilimine girmiş ve kendisini Cumhuriyet düşmanı olarak ortaya koymuştur. Klerikalizme karşı mücadele, orta sınıf Fransız Cumhuriyeti tarihi boyunca görüldüğü üzere hep ince bir bağ teşkil etmiştir. Kilise adım adım Cumhuriyete karşı kullanmak amacıyla okulları ele geçirirken, Cumhuriyet ise muhalefeti alt etmek ve kendisini boğan periyodik krizleri atlatmak için nafile yere sarf ettiği çabalar sonucunda bitap düşmüştür.

Fransa’da Kilise’nin oynadığı rol ile ordunun rolü birçok açıdan benzerlik arz eder. Yaklaşık bir yıl önce Neue Zeit’ta Dreyfus davası ve Sosyalistlerin krizi hakkında şöyle yazmıştık:
“Üçüncü Cumhuriyet, orta sınıf Hükümetinin en mükemmel türünün sergilendiği bir noktaya kadar gelişmiştir; fakat aynı zamanda kendi çelişkilerini de geliştirmiştir. Bu temel çelişkilerden birisi, bir yanda orta sınıf Parlamentosu’nun erkine dayanmakla birlikte diğer yandan Kolonyal ve Emperyalist bir politika izlemek için gereken kalabalık bir daimi orduya ihtiyaç duyan bir Cumhuriyetin varlığıdır. Ordu güçlü bir monarşide kast benzeri niteliğiyle Yürütmenin elinde yalnızca basit bir araçken, Parlamenter Cumhuriyette –görevleri sürekli değişen sivil kişiler ile önceki mesleği ayakkabıcılık da avukatlık da olabilen liderler tarafından yönetilir– Devletin diğer parçalarına ince bağlarla bağlı bağımsız bir güç haline gelir.

“Fransa’nın toplumsal gelişiminde orta sınıfın izlediği çıkar politikası öyle bir noktaya gelmiştir ki bu sınıf iki ayrı gruba bölünmüş ve hiçbir sorumluluk hissetmeden Hükümeti ve Parlamentoyu kendi özel çıkarlarının oyuncağı yapmışlardır. Diğer yandan bu gelişim orduyu bağımsız hale getirmiştir. Ordu, kamusal mercilerin elinde bir araç olacağına, kendi çıkarlarına sahip ve Cumhuriyete rağmen, hatta Cumhuriyet aleyhine sadece kendi ayrıcalıklarının peşinde koşmaya hazır bir gruba dönüşmüştür.”

“Parlamenter Cumhuriyet ile daimi ordu arasındaki antagonizma ancak ordunun sivil topluma iadesi ve sivil toplumun ordu olarak örgütlenmesiyle çözülebilir. Ordu artık Kolonyal fetihlerini bırakmalı ve sadece ulusu savunmayı düşünmelidir.”

“Tek kelimeyle daimi ordunun yerini milis kuvvetler almalıdır. Bu yapılmadığı takdirde içsel çelişki kendisini periyodik krizlerle, Cumhuriyet ile kendi ordusu arasındaki mücadelelerle ve ordunun bağımsızlığını, çürümüşlüğünü ve disiplin ihtiyacını gözler önüne seren çatışmalarla kendini gösterecektir. Wilson Davası’nın, Panama ve Güney Demiryolu skandallarının eşdeğeri Dreyfus Davasıdır.”

Ordunun ve Kilise’nin Cumhuriyet karşısındaki konumları arasındaki benzerlik bu iki gücü birbirine iyice yaklaştırmış ve daha sonra Fransa’da meydana gelen tüm siyasi krizlere monarşik bir ton katmıştır. Cumhuriyetin bu iki organı her seferinde isyanlarında birleşmişlerdir.

Nasıl ki ordu ile Cumhuriyet arasındaki çelişki ancak daimi ordunun milis kuvvetlerine dönüştürülmesiyle çözülebilirse Katolik Kilisesi ile Cumhuriyet arasındaki çelişki de ancak Kilise’nin kamusal bir kurum olmaktan çıkarılıp, özel bir kurum haline getirilmesiyle, yani Kilise’nin Devletten ayrılmasıyla, din adamlarının okullardaki ve ordudaki varlığına son verilmesiyle ve dinsel cemaatlerin sahip olduğu malvarlığının kamulaştırılmasıyla kaldırılabilir.

Sosyal-Demokratların talebi kapitalist mülkiyetin orta sınıf Devleti tarafından kısmen kamulaştırılması değildir, fakat bunun nedeni, Sosyal Demokrat Parti’nin kamulaştırmaya ilkesel olarak karşı çıkması değildir. Sanayinin, örneğin demiryollarının, toplumsallaştırılmasını istediğimizde sırf bu tedbir kamulaştırma yoluyla gerçekleştiriliyor diye buna itiraz etmek basit bir tutum olur. Eğer bu bizim arzu ettiğimiz bir şey değilse ve eğer ki biz, ancak bazı durumlarda Devletin bir sanayiyi ele geçirmesini talep etmezsek bunun nedeni söz konusu sanayi kolunun Devlet tarafından işletilmesi ile mülkiyetin kapitalist niteliğini değiştirmeyeceği ve aslında, bazı durumlarda reaksiyoner devletin gücünü artıracağı içindir. İsviçre’de olduğu gibi bu korku haklı çıkmasa da orta-sınıf Devleti’nden böyle bir talepte bulunmak ütopyacılıktır.

Bununla birlikte Sosyal-Demokrat Parti ancak, orta sınıf devletinden Orta Çağ mülkiyet biçimlerinin –mülklerin okul, kilise ve hayır kurumlarına daimi olarak devredilmesinin hukuken mümkün olması gibi– ortadan kaldırmasını istemekle daha fazla haklı olabilir. Çünkü bu uygulamanın yerine getirdiği tüm işlevler günümüzde Modern Devlete aittir. Fakat artık bu yükümlülükten azade olan Kilise’nin elindeki mülkiyet şu anda yalnızca feodal zamanların orta-sınıf toplumundaki bir kalıntısını temsil etmektedir. Kendi görevlerine sadık olan tüm orta-sınıf devrimleri Kilise’nin elinde bulunan mülkleri kamulaştırmalıdır. Bu tedbiri Fransa’da savunan sosyalistler aynı zamanda laik bir eğitim talep ederek orta-sınıf Cumhuriyetçileri kendi ilkelerini yerine getirmeye zorlamaktadırlar.

II. Sosyalist ve Orta Sınıf Klerikalizm Karşıtlığı

Orta-sınıf partileri için Devlete karşı mücadele gerçekte bir araç değil başlı başına bir amaçtır ve bu öyle bir tarzda yürütülür ki amacına ulaşması olanaksızdır; bunun sonsuza dek süreceği düşünülmektedir. Biraz önce belirttiğimiz gibi Sosyalistler orta-sınıf kilise karşıtlarının peşinden gitmekle yetinmemelidirler; onlar Sosyalistlerin hasmıdırlar ve maskeleri Kiliseye karşı savaşta düşürülmelidir.

Sosyalizmin Klerikalizm karşıtı amacını orta sınıfınkinden ayıran yalnızca programının daha geniş kapsamlı ve kararlı oluşu değil, aynı zamanda tamamen ayrı bir başlangıç noktasından yola çıkmasıdır. Orta sınıf Cumhuriyetçilerinin son 30 yılda Kiliseye karşı giriştikleri umutsuz kampanyanın özel bir niteliği vardır: Cumhuriyetçiler, politik olarak bir ve bölünmez bir problemi yapay olarak iki ayrı soruna bölerler. Seküler din adamları ile yerleşik din adamlarının birbirinden farklı olduklarını söyleyerek dinsel cemaatleri görmezden gelirler. Ve gerçek sorunun Kilise ile Devletin ayrılması olduğunu nedense bir türlü anlamazlar. Kamusal ibadete bütçe ayrılmasına ve din adamlarına tanınan tüm idari görevlere son vererek ve dinsel cemaatlerin malvarlıklarını kamulaştırarak Gordiyon düğümünü tek bir hamle ile çözmek yerine, yalnızca izinsiz cemaatlere saldırırlar. Kiliseyi Devletten ayırmaya değil dinsel cemaatleri Devlete bağlamaya çalışırlar. Okulları dinsel cemaatlerin elinden alıyor görünmelerine karşın, hala bir Devlet kurumu olarak tanınan Kilisenin kılına dokunulmaz. Bakan Waldeck-Rousseau’nun bu konudaki tutumu tipik bir örnektir. O halde Radikal Bakanların ve Parlamento çoğunluğunun Kilise karşıtı zavallı önlemlerinin daha geniş reformlar için bir başlangıç olduğunu ve soruna kısmi bir çözüm teşkil ettiğini düşünmek son derece hatalıdır. Aksine cemaatlere karşı verilen bu cılız mücadele yalnızca saldırıyı en zayıf noktaya yönelterek Klerikalizm yandaşlarının temel konumlarına koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla Kilise, orta sınıf Cumhuriyetçilerinin gözde kurgusunu, seküler din adamları ile yerleşikler arasında bir karşıtlığın olduğu inancını, özenle sürdürmektedir. Kilise bunu açıktan düşmanlıklarıyla da gösterir.

Sonuçta orta sınıf Klerikalizm karşıtlığı aslında Kilisenin gücünü pekiştirir, aynen Dreyfus Davasında görüldüğü gibi orta sınıf anti-militarizminin yalnızca militarizme içsel olgulara dokunmakla yetinmesi gibi: tek yapılan genelkurmayın çürümüşlüğünü saflaştırarak orduyu güçlendirilmesi olmuştur.

Sosyalizmin ilk görevi daimi bu politikanın maskesini düşürmektir. Bunu yapabilmek için ihtiyaç duyduğu tek şey kendi din politikasını tam anlamıyla ortaya koymak ve bunu orta sınıf Cumhuriyetçilerinin hadım edilmiş programlarının karşısına çıkartmaktır. Fakat eğer ki sosyalistler Parlamenter Radikallerin başlattığı mücadelenin zavallı iddialarına hiç eleştirmeden katılırlarsa, örneğin her durumda orta sınıf “rahip yiyicilerinin” her şeyden önce prolateryanın düşmanı olduklarını dile getirmezlerse, o zaman Cumhuriyetçiler Klerikalizm karşıtı amaçlarına ulaşmış, sınıf savaşı da bozulmuş olur. Klerikal gericiliğe karşı mücadele umutsuzluğa kapılmakla kalmayıp, hem Cumhuriyetçiler hem de Sosyalistler için orta sınıfın ve işçilerin ortak eyleminden doğacak tehlike kuşkusuz Kilisenin gerici saldırılarından duyulan endişelerden daha büyük olacaktır.

Sonuç olarak benim düşünceme göre, Fransa’da Sosyalistler tarafından izlenmesi gereken politika şöyle olmalıdır: Benimsenecek taktik ne Alman Sosyal-Demokratlarınki ne de Fransız Radikallerininki olmalıdır; Sosyalistler yalnızca Cumhuriyet-karşıtı Kilise’nin gerici güçlerine değil, aynı zamanda orta sınıf Klerikalizm karşıtlığına da saldırıp, bunları fethetmelidir.

ROSA LUXEMBURG, Leipziger Volkszeiting



[Marxist.org’daki İngilizcesinden Burçak Akman tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]



dipnotlar:

*Klerikalizm: Dinin ve din kurumlarının toplum hayatının çeşitli kesimlerindeki yerini güçlendirmeyi amaçlayan toplumsal, ekonomik akım (TDK).

[1] Roma’da Cumhurbaşkanlığı’nın bulunduğu tepe. Quirinal İtalyan Devletini ve Cumhurbaşkanlığı’nı da ifade etmek için de kullanılır; bizdeki Çankaya Köşkü gibi.

Komünistlerin bu gerici egemen güçlere karşı hangi saflarda mücadadele edeceğini KIZIL ROSA açıklıkla geçmişte ortaya koymuştu ,bu gün sınıfla bütünleşmemiş sınıfın devrimci eylemini yaratmaya yönelmeyen her libera yada gerici akım ister istemez düzen içinde bir yere savruluyor ,söz konusu makalyeti okuyunca bu günün liberalleri ve ulusalcılarını nereye koyarsınız acaba yada devrimci taktik adına bir şeyleri savunmaya çalışanları ,....
______________________________________________________
sınıfa karşı sınıf,
düzene karşı devrim,
kapitalizme karşı sosyalizm!!!!!
------------------------------------------------------
‎"Komünistlerin vardıkları teorik sonuçlar, hiç bir biçimde, şu ya da bu sözde evrensel reformcu tarafından icat edilmiş ya da keşfedilmiş düşüncelere ya da ilkelere dayandırılmamıştır. Bunlar ancak, gözlerimizin önünde cereyan eden tarihsel bir hareketten, varolan sınıf mücadelesinden doğan gerçek ilişkilerin genel bir ifadesidir."
KARL MARX
Ekim Arat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 17:59   #16
 
Fyodor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Fyodor
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Haziran.2010
Üye No: 29593
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 265
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Ateist olduğumdan dolayı dini sembollerin hepsi komik gelir bana. Benim varlığını kabul etmediğim bir değerler sisteminin objeleridirler. Hristiyanların haç takmaları, yahudilerin başlarına kep giymeleri yine aynı şekilde. Ama türban veya başörtüsü adı her neyse bu sembole özel olarak karşı çıkıyorum. Sebebi ise;

Dini metinleri okumuş olanlar bilir. Saçın kadının hazinesi olduğundan bahsedilir. Kadının saçını gören erkeğin cinsel olarak tahrik olacağından söz edilir. İşte türban takan kadınlarda pasif olarak, dillendirilmeyen bir şekilde bütün erkeklere (dolayısıyla bana) aslında kadının saçından tahrik olan sapıklar muamelesi yapıyorlarmış gibi geliyor.

Ayrıca türbanı savunan erkeklerin de kadınlar için ne kadar özgürlük istedikleri ve bu özgürlük talebinde nereye kadar gidecekleri tartışmalıdır.

Bence asıl olan dinin ta ilkel komünal toplumdan beri sömürünün ve sermaye birikiminin bir aracı olduğunu idrak edip buna karşı mücadele etmeliyiz. Sembolleriyle birlikte.
Fyodor isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 18:09   #17
 
--.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--..
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Dinci,gericiliğe karşı verilen mücadele SINIF MÜCADELESİNDEN bağımsız değildir.
Bugün Dinci Gericilikten anladığımız SİYASAL İSLAMDIR.
Geçmişte Emperyal Güç tarafından,Komünizmle mücadele için YEŞİL KUŞAK projesi çerçevesinde kullanılan SİYASAL İSLAM.
Bugün bu islamın temsilcileri,müslüman gençlik adı altında,türbana özgürlük sloganı altında ,her alanda olduğu gibi,öğrenci kesiminde de faaliyetini yürütmektedir.
Amaç tıpkı diğer alanlarda yaptıkları gibi bu alanda da,Dinci gericliğin öğrenci gençlik arasında,ünüversitelerde yaygınlaşmasını sağlamaktır.
Bugün için kullandıkları Argüman TÜRBANDIR.
Bunlarla işbirliği yapmak,bunlarla birlikte Türbana Özgürlük kampanyalarına katılmak,SINIF MÜCADELESİ çerçevesinde SINIFA İHANETTİR.
Tabiki bu İHANET,bunların faaliyetlerine göz yummayıda,sessiz kalmayıda içerir.
Bu arada İlhana bir sözüm var!
Benim "T"K"P" ile bu konuda paralel düşünmem seni niye rahatsız etti!
Bence önce aynaya bak.
Bak referandumda sen kimlerle ORTAKLAŞTIN!
veda
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 21:30   #18
 
paktalos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
paktalos
Hukuk Danışmanı
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08.Ocak.2010
Üye No: 27954
Mesajlar: 552
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 276
254 Mesajına 735 Teşekkür Aldı
Standart

hala sorunun öznesi olan başörtüsü/türban (ben eşanlamlı kullanıyorum-20 yaşındaki genç bir kız anneanneler gibi giyinecek değil) takan kadınların sözleri, fiilleri üzerinden konuyu tartışamıyoruz.

birazcık araştırsanız günümüz türban takan kadınların islami çevrelerde kendi cemaatleri içinde bir muhalif ses çıkarttıklarını bilirdiniz. onlar kadının üniversite okumasını dahi çok görenlere karşıda zamanında mücadele ettiler(80 li yıllardakiler).

efendim neymiş türban kadını köleleştirirmiş. şimdi türbanlı kadınların tarihini bilmeyenler teoride haklı gibi gözeken bu sözü söylerler... lakin iş gerçek hayata gelince yanıldıkları apaçık bir gerçektir. bugün türkiyedeki türbanlı kadınlar tam aksine çift taraflı bir özgürlük mücadelesini sürdürüyorlar. birisi jakoben devlet anlayışı, diğeri ise anadolunun geleneksel muhafazakarlığıdır. evet, aynen böyledir.

türbanlı kadınlar islamcı dünya içinde bir çatışma içindedir. rüştünü ispat etme çatışmasıdır bu. siz farkında değilsiniz ama o mahalleyi alttan alta sarsıyorlar. fethullahı da ali bulaçlarıda camiaları açısından en etkili eleştiriyi getiriyorlar.

gerçi neden bahsediyorum ben...

hala ezbere cümleler, bilindik düşmanlıklar üzerinden kilitlenmiş bir forum bölümündeyim.

yine de bu türbanlı kadınlar izlenmeye değer. çünkü bir tek onlar halkının çoğu müslüman olan ülkeler arasında çift taraflı bir özgürlük mücadelesi veriyorlar.
paktalos isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:06   #19
 
ilkel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ilkel
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 06.Mart.2009
Üye No: 19078
Mesajlar: 127
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

[QUOTE=AleksandrKirsanov;189524]Üstelik Üniversitelerde türbandan önce bir sürü sorun mevcuttur ve türbana özgürlük naraları atanlara karşı, üniversitelerin baş sorunu bu değildir, siz bunu ön plana çıkartarak asıl sorunları hasır altı etmeye çalışıyorsunuz demek ve bu duruma karşı yeni mevziler kurmak eskileri güçlendirmek gerekmektedir. Komünistler bu sorunun çözümünün asıl sorunların görünmesinin önündeki perdeleri kaldıracağı safsatasına inanmamalıdır. Türban savaşını kazanan siyasal islam yeni mevziler kuracak ve saldırılarını bu yeni mevizlerden sürdürecektir. QUOTE]

Yani üniversitelerde istenilenleri iki gruba ayırırsak:

1-) Sosyalistlerin(sol kesim de denebilir) istedikleri: Eşit, parasız eğitim, bilimsel demokratik özerk üniversite...

Sosyalizm'in karşısına da ne konulabilir: Kapitalizm..

2-) Siyasal islamın istedikleri: Türbana özgürlük.

Şimdi buna göre türbana özgürlük isteminin (mantığı doğru mu kurdum emin değilim) kapitalizme hizmet ettiği söylenebilir ama forumda sosyalizmin meselesinin türban olmadığı, türbanlı birinin (işçi olarak) bilinçliliği ve eylemliliğiyle türbanlı olmayan bir pasifistten önde olduğu gerçeği vurgulandı defalarca.. Bu durumda emekçinin düşmanı olan siyasal islamın dayattığı türban meselesine kayıtsız mı kalınmalı, türbanlı öğrenciler desteklenmeli mi yoksa sadece düşmanın(esas sorunları görmezden gelerek) dayatması olduğu için itiraz mı edilmeli?

Türban sorunu çözüldükten sonra buna benzer yeni sorunların üretileceğini nasıl öngördünüz?
ilkel isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:17   #20
 
baran lorin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
baran lorin
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 01.Ağustos.2010
Üye No: 30492
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Merhaba

Daha once TKP nin bildirisine yazdigim yaziyi kendi bereiksizligim yuzunden asamadim. Kayboldu. Madem tartismalar bu asamaya geldi o yaziya benzer bir seyler yazmak zorunda hissediyorum kendimi simdi.

12 eylul oncesi basortusu sorunu diye bir sorun oldugunu hic animsamiyorum. Ve basortusu (ozellikle universite ortaminda) takan sayisinin cok az oldugunu animsiyorum. Bu sorun, 12 eylul fasist darbesiyle birlikte baslamistir. Yani, fasist cunta kuyuya bir tas atmis, sosyalistler de dahil herkes bu tasin hakkinda konusmaya baslamistir. 12 eylul fasist cuntasi bir yandan ucaklarla kuran ayetleri atarken halkin uzerine, diger yandan da YOK u kurarak unileri zaptu rapt altina almis, sakal, giyim kusam ve dolayisi ile basortusunu de yasaklar kapsamina almistir. Ogun bugun basortusu sorun olmustur hala da olmaya devam ediyor.

Basortusu bugun elbette politik bir sembol halini almistir. Kemalist oligarsinin bugune kadar yuruttugu karsi politikalar, basortusu sorununu ozellikle gundemde tutarak bundan nemalanmaya calismak olarak aciklanabilir. Basortusu suni bir sorundur aslinda halki farkli yone manipule edebilmek ve gercek sorunlari otklemek sorunudur.Insanin yabancilasmasina katki koyma sorunudur. Ve yillarca Kemalist oligarsi bunu kullandi. Simdi bakiyorum TKP ve bazi sosyalistler de ayni koroya katilmislar.

Komunistlerin DINE bakisi baskadir, basortusu sorununun gundemden dusurulerek asil soruna odaklanmak baskadir. Din, bir ideolijik sorundur. Ama bugun basortusu olayina karsi cikmak sosyalistlere birsey kazandirmaz. Daha dogrusu taraf olmanin bir anlami oldugunu sanmiyorum. Bu olaya, sosyalistler insana nasil bakiyorlarsa oyle bakmak zorundadir.

TKP nin Yildiz universitesinde yapmaya calistigi sey, bana kalirsa bir provakasyondur. TKP, CHP nin kemalist tabaninindan ne alirsam hesabini yapiyor. Bu anlamda TKP yi ve Kemalist CHP yi (son zamanlarda her ikisinin de benzer soylemlerde bulustugunu goz ardi edemeyiz) ben ayni goruyorum. "Turban neyi ortuyor" diyerek karsi tarafi kiskirtmis, sonra da "aa bunlar bize saldiriyor. Kahrolsun gericiler" diye ortaligi vavelaya vermistir. Bu yaptigi sistemin olusturdugu suni gundemden yararlanmaya calismak diye aciklanabilir. Oldukca pragmatist oportunist bir yaklasim.

Bu tur sorunlara takilmadan kendi isimize bakmamizin tek caresi var. Bunu "insasnin ozgurklugu" olarak gorecegiz. Yani, ne basortusu konusunda, ne baska giyim kusam yasagi ya da kurali konusunda ne de insanin ozgur davranisini ya da yasamini kistlayan duzenin koymaya calistigi ya da dayattigi kurallar konusunda da ayni tavri gosterecegiz.

Aksi takdirde duzenin kuruguna takilir, onun bizi de istedigi gibi manipule etmesine izin verir, gercekten bir sosyalist olarak yapmamiz gerekenleri oteleriz.
baran lorin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:18   #21
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Birilerinin elinde sınıfa ihanet listesi var sanırım .
Şablon oturtulmuş , şablon dışı birşeyler söyleyenler ihanetçi .
Emekçi halktan kopuk , emekçi halkla beraber politika yapma yeteneğinden yoksun , şartları gözetmeyen , taktik belirlemeyen şabloncular olmaktan öteye gidilemez bu şekilde , sınıftan kopuk aydınlanmacılıkla şekillenenler yüzbinlerce dindar işçi ve emekçiyi örgütleyerek faşizme ve kapitalizme karşı savaştıramaz . Elbette halkın geri yanlarını okşamak değildir bunun adı . Kimse türban ile kadın özgürleşir demiyor zaten . Türbanı özgürlük olarakta görmüyor . Sadece bir giyim serbestisini savunuyoruz ve bazı şeylerin mücadele içerisinde değişeceğini savunuyor ve devlet tarafından konulan bir yasağa ilericilik rolü biçmiyoruz . Milyonlarca işçi ve emekçiyi sınıfın geri olanı diye yaftalayan bir zihniyette halkla nasıl buluşacak bunu bilemiyorum . Bu kaba , mekanik yaklaşım sınıf mücadelesine biz ''ihanetçilerden '' daha çok zarar veriyor .
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:38   #22
 
911_for_peace - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
911_for_peace
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Aralık.2009
Üye No: 27671
Mesajlar: 315
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
paktalos Nickli Üyeden Alıntı
hala sorunun öznesi olan başörtüsü/türban (ben eşanlamlı kullanıyorum-20 yaşındaki genç bir kız anneanneler gibi giyinecek değil) takan kadınların sözleri, fiilleri üzerinden konuyu tartışamıyoruz.

birazcık araştırsanız günümüz türban takan kadınların islami çevrelerde kendi cemaatleri içinde bir muhalif ses çıkarttıklarını bilirdiniz. onlar kadının üniversite okumasını dahi çok görenlere karşıda zamanında mücadele ettiler(80 li yıllardakiler).

efendim neymiş türban kadını köleleştirirmiş. şimdi türbanlı kadınların tarihini bilmeyenler teoride haklı gibi gözeken bu sözü söylerler... lakin iş gerçek hayata gelince yanıldıkları apaçık bir gerçektir. bugün türkiyedeki türbanlı kadınlar tam aksine çift taraflı bir özgürlük mücadelesini sürdürüyorlar. birisi jakoben devlet anlayışı, diğeri ise anadolunun geleneksel muhafazakarlığıdır. evet, aynen böyledir.

türbanlı kadınlar islamcı dünya içinde bir çatışma içindedir. rüştünü ispat etme çatışmasıdır bu. siz farkında değilsiniz ama o mahalleyi alttan alta sarsıyorlar. fethullahı da ali bulaçlarıda camiaları açısından en etkili eleştiriyi getiriyorlar.

gerçi neden bahsediyorum ben...

hala ezbere cümleler, bilindik düşmanlıklar üzerinden kilitlenmiş bir forum bölümündeyim.

yine de bu türbanlı kadınlar izlenmeye değer. çünkü bir tek onlar halkının çoğu müslüman olan ülkeler arasında çift taraflı bir özgürlük mücadelesi veriyorlar.

İlginç bir cevap olmuş. Şöyle ki gözümün önüne direk sosyalistleri, devrimcileri ergenekoncu-darbeci ve hatta yasakçı ilan edip, AKP ve onun 'mazlum' anadolu sermayesini ise demokrasi pıtırcığı ilan eden ağızlar geldi.

Ezberci derken diyerek başlıyalım mesela? Neyin ezberi? Biraz yukarıdan bakan bir tarzla cevap verdiğiniz için cümlelerinizi yakalamakta zor olmuyor değil gerçi ama şunu belirtmek gerekir ki sosyalistler için bu mesele üniversiteye türban girsin mi, girmesin mi meselesi değildir. Bence GİREBİLİR, dünyanında sonu olmaz bu kadar inat konusu haline getirildiği için zaten yaygınlaştığını düşünüyorum.

Fakat türbanın dini ve siyasi bir simge olduğu gerçeğini es geçip bunu belirtince neden bizler ezberci oluyoruz? Ezber bizim kafamızda değil! Bilmem kaç bin ayet, hadis ezberleyip 'saçının tek teli gözükürse yanarsın' diyen o karanlıkta.

Türban takan kadınlar diyoruz bakın işte! Peki o kadının sınıfı? Maddi gerçekliği? Satmak zorunda olduğu emeği?

Hak getire ...

911_for_peace isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:46   #23
 
--.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--..
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Alıntı:
Partizan Stare Nickli Üyeden Alıntı
Birilerinin elinde sınıfa ihanet listesi var sanırım .
Şablon oturtulmuş , şablon dışı birşeyler söyleyenler ihanetçi .
Emekçi halktan kopuk , emekçi halkla beraber politika yapma yeteneğinden yoksun , şartları gözetmeyen , taktik belirlemeyen şabloncular olmaktan öteye gidilemez bu şekilde , sınıftan kopuk aydınlanmacılıkla şekillenenler yüzbinlerce dindar işçi ve emekçiyi örgütleyerek faşizme ve kapitalizme karşı savaştıramaz . Elbette halkın geri yanlarını okşamak değildir bunun adı . Kimse türban ile kadın özgürleşir demiyor zaten . Türbanı özgürlük olarakta görmüyor . Sadece bir giyim serbestisini savunuyoruz ve bazı şeylerin mücadele içerisinde değişeceğini savunuyor ve devlet tarafından konulan bir yasağa ilericilik rolü biçmiyoruz . Milyonlarca işçi ve emekçiyi sınıfın geri olanı diye yaftalayan bir zihniyette halkla nasıl buluşacak bunu bilemiyorum . Bu kaba , mekanik yaklaşım sınıf mücadelesine biz ''ihanetçilerden '' daha çok zarar veriyor .
Aynen öyle elimde İHANET listesi var.
Bir itirazın mı var?
Neymiş beyzadelerimiz, giyim serbestisini savunuyorlar.
Bunca işi bitirdik,bir tek geriye giyim serbestisi kaldı!
Ne önemli bir GÖREV!
Savunduğunuz giyim serbestisi değil,popülüzm uğruna,oportunist politikalar üretmek.
Dikkat ediyormusunuz bilmiyorum!
Bir taraftan müslüman gençlik örgütüne utangaç destekler,diğer taraftan DSİP li liberallere mavi boncuk dağıtmalar.
Ben merak ediyorum sonunda varacağınız yeri.
BİZ İNANCI NEDENİYLE BAŞINI ÖRTEN KADINA KARŞI DEĞİLİZ.
AMA BU İŞ BU BOYUTUN DIŞINA ÇIKARAK DİNCİ GERİCİLİĞİN BİR SEMBOLÜ HALİNE GELDİ!
BİZ TÜRBANI BİR SİYASAL MÜCADELE ARACI OLARAK KULLANANLARA KARŞIYIZ.
PAKTALOS denen liberal zerzevat!
ÖZGÜRLÜK ucuz ve içi boş bir kavram değildir.
ÖZGÜRLÜĞÜ,türbana indirgeyerek,onun içini boşaltırlar.
veda

HAKARET İÇEREN İFADELER SİLİNMİŞTİR . DEVAM EDİLİRSE YAPTIRIM UYGULANACAKTIR .
Partizan Stare
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:53   #24
 
baran lorin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
baran lorin
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 01.Ağustos.2010
Üye No: 30492
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

"elimde ihanet listesi var"

Neymiş beyzadelerimiz, giyim serbestisini savunuyorlar

DSİP li liberaller

PAKTALOS denen liberal zerzevat

senin gibi soytarılar "

Yukaridaki ifadeler Turkiye Solunun halini orta yere seriyor. ''Kendine Devrimci' zincirlerinden bosanmis gibi, dokturmus...
Benim mesajim icine girerek degistiren zihniyetin su yukaridaki sacmalik icin ne yapacagini merak ediyorum...Gercekten...
baran lorin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.Ekim.2010, 22:59   #25
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart

Kimse demokratik hak ve özgürlükleri AKP gündeme getirdiği için getirmiyor !
Sosyalistler eğer samimilerse zorunlu din dersine karşı çıktığı gibi kılık kıyafet yasağına da karşı çıkmalılar . Üniversite öğrencilerinin temel çelişkisi türban değil. Kimsede bunu iddia etmiyor . Paralı eğitim , gerici -ezberci sınav sistemi , soruşturmalar -cezalar , devrimci öğrencilere uygulanan saldırılar da elbette sosyalistlerin gündeminin orta yerinde duruyor , sosyalistler zaten AKP' nin sadece kendisine müslüman olduğunu her zaman teşhir etmiştir . Türban siyasal mücadele aracı olarak kullanan da egemenlerdir , bu yasağın devam etmesi de egemenlerin işine gelir ve bu onların işine geliyor . İhanet listesi elinizdeyse o listeyle gezmeye devam edin , çok umurumuzda olduğu söylenemez.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com