Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Bizden Makaleler

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Biçimlendirirken Biçimlenen İnsanlık
Cevaplar
29
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
963
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 14.Ocak.2018, 15:52   #1
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,598
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,570
837 Mesajına 1,572 Teşekkür Aldı
Standart Biçimlendirirken Biçimlenen İnsanlık

Tüm tarihi aşamalara dalmadan insanın doğayı ve kendini biçimlendiren aşamaların yanı sıra sermayenin de insanın kendisini biçimlendirdiği aşamalardan kısaca söz edeceğim.

İnsan doğayı biçimlendirmiştir. Bu çok güzel bir şeydir. Zira insan doğayı yeniden yaratıyor ya da doğayı kendine benzetiyor. İnsan doğaya bakıyor kendisini görüyor. İnsan doğayı güzelleştirdikçe kendisi de güzelleşmektedir. Zira bu bir seferde gerçekleşmiyor. Her seferinde bir çirkinlik veya bir yanlışlık siliniyor. Nasıl ki tohum her seferinde seçiliyorsa, değişim faaliyeti de çirkinlikleri eleyerek gerçekleşiyor. İnsan doğayı yaratırken ayni zamanda kendisini yaratmaktadır. İnsanın doğaya zarar verdiği de olmuştur. Doğayı değiştirme ayni zamanda bir üretim faaliyetidir. Üretim zamanı etrafa kirliliğin yayılması normaldir. Ancak kirliliği savunmak ve kalıcı kılmak normal değildir. 21.yy doğadaki kirliliği temizlemeye başlamıştır. Ancak bu kez insanı kirletmiştir.

İnsan mı sermayenin sahibi, sermaye mi insanın sahibi? Gerçekte insan sermayenin sahibi olmalıdır. Oysa öyle olmuyor. Sermaye insanın sahibi oluyor. İnsanda sermayeyi tutmak zordur. Sermaye insana yabancıdır. Sermaye kötü şeyler ister, insan buna rıza göstermek istemez. O zaman da sermaye insanı terk eder. Güzel bir örnektir. Marx elindeki sermayenin tüm isteklerini elinin tersiyle itmiştir. Kendisi sermayenin ne olduğunu (150 yıl sonra bile) en iyi bilen adamdır ama o parasız öldü. Demek ki müthiş bir insanmış. Sermayeyi en ince detaylarına dek açıklayan kişiye sermaye ilişememiş. Tabi ki Marks'ın yanı sıra en başta Blanqui olmak üzere o zamanın komün liderlerinin de hakkını teslim etmeliyiz. Ki onlar da sermayeye ilişmemişlerdir.

Bakın ilginç bir örnek vereceğim. Marks Lincoln'e mektup yazdığı için şimdinin "komünistlerince" infaz edilmek istenmiştir. O zaman Lincoln'ü inceledim. ABD'de köleliği kaldıran adammış. Böyle adama tabi ki mektup yazılır dedim. Bizim Kemal de şimdiki liderlere kıyasla iyi şeyler yapmış. Eski komünistlerle kendisini tartmak istesek, komünistler ona kıyasla daha insani özler içerirmiş ama Kemal'de insani öz varmış. Komünistlerle kıyasladığımızda çöpe atarız. Ama şimdinin devlet liderleri ile kıyasladığımızda onu çöpe atamayız. En azından kendi emeği var. Kendisi burjuva devrimcisidir ve her siyasi devrimin tabanında emekçiler vardır. Şimdikilere bak. Danışmanlara sormadan tuvalete gidemezler. Kemal öyle değildi, karar alabilecek akıl üretkenliğine sahipti. Kemal'in biçimlendirmiş olduğu insanların içinden bizler çıktık.

Bakın bugün hiçbir komünistin aklından egemen liderlere mektup yazmak geçmez. Onlar düpedüz uyduruk.

Bunun yanı sıra Sovyet ve ÇHC devrimi, insanın kendini üretmesi için insana fırsat vermek istemiştir. Tabi bu devrimler yeterince başarılı olamamışlardır. Yine de kapitalist ülkelere kıyasla daha başarılı olmuşlardır. Eski sosyalizm yanlışlarına rağmen kapitalizme kıyasla insanı daha fazla dinamizm, estetik ve romantizm ile buluşturmuştur.

Günümüzde yaşadığımız vakıa, sermaye insanı biçimlendirmektedir. Sermayeye yakın bireyler çok az insandırlar. Onların gerçeği uyduruktur. Aklımıza eski gençliği getirelim. Hepimiz sermayeye çok uzak bireylerdik. İşçilerin zincirlerinden başka kaybedecek şeylerinin olmaması çok güzel bir şeydir. Elinde parası yok ama kendisi var. Şimdi belki elinde parası var ama kendisi yok. Kendisi uyduruk birey olarak malzeme edilmektedir.

Sermaye atmosferi elektro manyetik atmosferdir. Duygu ve akıl geriye düştüğü gibi canlılığı kavuran bir atmosferdir. Böylesi bir atmosferde insanın nasıl biçimleneceğini tasavvur etmek zor değildir.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Karataş Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 14.Ocak.2018, 17:13   #2
 
Gudrun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gudrun
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Ocak.2009
Üye No: 16650
Mesajlar: 1,759
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 496
374 Mesajına 1,022 Teşekkür Aldı
Standart

Herşey doğadan çıkmadır, doğa bahşedicidir, armağan edendir.

İnsan bunun anlamını bilen idi. İlk tanrıların tümü doğa ana ile özdeşleşmiştir. Bu öz temelinde olgunlanlaşan insanlık, doğaya düşman değildir. Düşmanlaştırma faaliyeti Kapital sahiplerinin, bir takım karşı devrimci metodlarından birtanesidir.

Doğadan koparmak ayrıca, ahlaksız üretimi meşrulaştırır, türküler yazılan, kutsanan, hayatı şekillendiren, uğruna değerler üretilen bu değerler ne kadar ilkel dense de şimdikinin misli ahlakidir, komünal insana saldırı sonucu rahatçana yağmaya uğrayan hesapsız, kitapsız rantabl pozisyona düşmüştür. Endüstrinin ortaya çıkışı dolayısıyla yağmalanan doğa ile gelişen üretim ilişkileri bu bağlamda buna gelişme de diyorlar. Mantalite farkı burda sert biçimde gözüküyor.

Diyebiliriz ki tamami ile zararsız bir üretim şeklinde doğayla insanın ilişkilenmesi mazide mümkün değildi, evet doğrudur ama şu anki aktüelde bu mümkündür. Yansıması teknolojik ürünlerde görülebilir. Ancak yağma zihniyeti egemen olduğu için talep ettiğimiz tarzda doğayla olan ilişkimiz olmamaktadır.

Düşman ne kadar doğa arkadaşı olabilir? Bir kere doğaya hükmederek şekillenmiş bir zihniyet ve faaliyetinden bahsediyoruz. Bir hırsızın, hergün işten sonra kilisede günah çıkarması ne kadar affetirici temizleyici ise düşmanın faaliyeti de günah çıkarmakla kalır. Çıkardığı günahı bizden tekrar alır.

Sermayeyi ezelden ebede köleleştirilmiş, çalıştırılmış tüm ezilmişlerin, ölmüşlerin ve hala esirlerin gönülsüz ürettiği birikim olarak betimleyebiliriz. Bahsettiğin razı gelme olanaksızdır. Ne kadar reddetsek egemenlik ahtapot gibi, daha 150-200 yıl öncesine kadar devlet olmayan milyon m2 topraklar mevcuttu. Bugün tüm dünyada iskan kanunları anti komün karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Mümkünatı yoktur ki ütopyayı hayata kavgasız geçirmenin. Yani İrade gösterip yıkılacak bir takım düşman kurumları var.

Sermaye kelimesi dahada tehlikeli hale gelmiştir, SER sahipliği eskiden hayvan serine tekabülken, güncelde insan dediğimiz varlığa gelmiştir. Kaybedilen büyül değerlerdir. Sermayenin kendi ordusu var, sermayenin köleleri var, sermayenin kerhaneleri var, beslediği mahlukları var, mahluk üretimi var; bu en tehlikelisi ve süregeleni. Tümü anti komünist anti değer üretimi için senkronize birbirleri ile anlaşmış, dünya çaplı etkinlik yürütmektedir.

Marx'ın Lincoln'den talepte bulunması ile, tasfiyecilerin devletten bir şey talep etmesi arasında bir fark görmüyorum.

Marx'ı zaman bakımından farklı değerlendirebiliriz, hepsi bu. Ancak zamanların geri alınması, ücrette talep artışı, laik eğitim, ücretsiz ulaşım gibi bir takım istekler düzen içidir.

Egemene istekle gitmek, onu kabullendiğin anlamına gelir. Kabullenmek meşruluk yaratır, bu da batılı bilim insanlarının yaptığı gibi kapitalizmin çok farklı ve kendine özgü yasaları olduğunu, tarihsel zorunluluk olduğu gibi olgulara dönüşür. İsyan etmeye meyillileri beyinden sakatlar, gelenek haline gelir, otomikroform olur.
Gudrun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Gudrun Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 14.Ocak.2018, 18:29   #3
 
Kazcynski - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kazcynski
Emekçi
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Nisan.2008
Üye No: 7057
Bulunduğu yer: Yeryüzü
Mesajlar: 2,401
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 981
832 Mesajına 1,968 Teşekkür Aldı
Standart

Partizan?
B....
______________________________________________________
'Şiddet her zaman kötü değildir. Kötü olan şiddete duyulan tutkudur.' Jim Morrison

Kazcynski isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Ocak.2018, 18:33   #4
 
Gudrun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gudrun
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Ocak.2009
Üye No: 16650
Mesajlar: 1,759
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 496
374 Mesajına 1,022 Teşekkür Aldı
Standart

X
Harf
Yazsam ne kadar anlaşılabilir olabilir Kazcynski arkadaş.
Gudrun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Ocak.2018, 18:50   #5
 
Kazcynski - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kazcynski
Emekçi
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Nisan.2008
Üye No: 7057
Bulunduğu yer: Yeryüzü
Mesajlar: 2,401
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 981
832 Mesajına 1,968 Teşekkür Aldı
Standart

Üstad, ne gerek var böyle şeylere?
Gel sen yaz yaw!
______________________________________________________
'Şiddet her zaman kötü değildir. Kötü olan şiddete duyulan tutkudur.' Jim Morrison

Kazcynski isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.Ocak.2018, 00:01   #6
 
Gudrun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gudrun
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Ocak.2009
Üye No: 16650
Mesajlar: 1,759
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 496
374 Mesajına 1,022 Teşekkür Aldı
Standart

Kazcynski arkadaş, paragraf olarak ayırma, kelime düzeltmeleri için teşekkür ederim. Bilgisayarım yok, mobilden yazıyorum, belirli zorlukları var, yazıları ufak bir parmak hareketi sonucu kaybedebiliyorum. Bundan ötürü mümkün olduğu kadar yazdığımı olduğu gibi aktarıyorum. Düzeltmelere, ayırmalara girişmeden...

Ben Partizan'ım. Üye olduğum tarihten beri sadece ben yazdım, kimse hesabıma müdahil ve dahil olmadı. Bahsettiğin kişi BORGA arkadaş ise ithamın onun tarzına hiç uygun bir hareket değil, o açık yazar gizlemeye ihtiyaç duymaz. Ayrıca dilersem o hesaptandan da ben yazabilirim, ama kendimi o kadar hazır hissetmiyorum. Onun kadar ciddi yazmak için disipline olmam, pişmem gerekli. Yazı tarzım onunkine benzeyebilir çünki bana önderlik etti, öğretti, büyüttü.

Son olarak benzetmen gayet hoşuma gitti.
Gudrun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Gudrun Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 15.Ocak.2018, 00:39   #7
 
Kazcynski - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kazcynski
Emekçi
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Nisan.2008
Üye No: 7057
Bulunduğu yer: Yeryüzü
Mesajlar: 2,401
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 981
832 Mesajına 1,968 Teşekkür Aldı
Standart

Kusura bakma Partizan arkadaş. Borga da senin söylediklerini söyledi.

Paragraf ayırdığım yerler, bir konuya çarpıcı sözlerle başladığın cümleler. O ifadelere gereken önemi vermek için müstakil paragrafta göstermek iyidir.

Bilgisayarı ben de pek kullanmıyorum. Son iki üç mesajında da telefonla düzenleme yaptım. Bu konuda Tapatalk epey konfor sunuyor. Ama tabi ki Tapatalk'tan başka forumlara da giriliyorsa gizlilik ayarlarını iyi yapmak lazım. Özellikle gerçek ad soyad ile Tapatalk hesabı açmayalım.

En çok tekrarlanan yazım hatası şu: Noktalama işaretlerinden sonra bir karakterlik boşluk bırakmak lazım. Bu konuda dikkat edersen pek iş kalmaz. Mobil klavyeden karakter hataları çıkabilir. Bu sorun değil. Onları düzenlemek pek vaktimizi almaz.
______________________________________________________
'Şiddet her zaman kötü değildir. Kötü olan şiddete duyulan tutkudur.' Jim Morrison

Kazcynski isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Kazcynski Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 15.Ocak.2018, 11:08   #8
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,598
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,570
837 Mesajına 1,572 Teşekkür Aldı
Standart

Marks'ın mektubunu, sadece zaman bakımından değil, mekân bakımından da bu zamanın değerlendirmelerin dışında tutmalıyız.

Marks bir iradedir. Bu irade köleciliğe son veren bir lidere mektup yazıyor ve teşekkür ediyor. Marks burada bir ilerleme görüyor.

İlerleme şudur: Köleler, özgür köle olacaktır. Özgür köle daha kolay dövüşecektir. Köle gidecek, işçi sınıfı gelecektir.

Lincoln Marks'ı anlayabilirdi. Lincoln ile Marks arasında iletişim mümkündü. Ortak yönleri her ikisi de insan olarak biçimlenmişti.

Bu ilişki de kimin ne kazanacağı, bu tartışmanın konusu değildir. Marks orada bir insan görmüş ve bu insan ile işçi sınıfı adına iletişime geçmiştir.

İnsanın biçimlenmesi üzerine örnek veriyorum. Kendimle ilgili bir örnek vereyim.

Geçen yıl devletin içinden devrim beklentimi yazmıştım. Tamamen nesnellikle ilgiliydi. Devlet bu konu da ahmaklık yaptı. İleriye doğru adımı atmadı. O zaman, konuya destek vermemin nedeni, ufukta bir devrim görmüştüm. Bu devrimin adı demokrasiydi. Önceki tahlillerimde, demokrasi 21.yy başında insanı terk eden yolculuğa çıkmıştı. Benim tespitimdi. Doğru idi. Ancak, küresel egemenlikte görülen çözülme nedeniyle bu olasılığı yeniden mümkün gördüm. Ne var ki demokrasi için her şey çok geçti ve sonuçta devlet kendi içinde o dinamizmi gösteremedi. Kendi ahmaklıkları nedeni ile yine eskisi gibi sık sık kendisini vurmak durumunda kalacaktır.

Demokrasi için bir talepte bulunmadım. Devletin kendi bileceği bir şeydir. Ayrıca devletle iletişim de mümkün değildir. Devlette bunu anlayacak insan aklı yok. Marks zamanı bu böyle değildi. Sermaye insana cilve yapıyordu. Sermaye Lincoln'u kendisine çekmek isterken, Marks ta Lincoln'e müdahale etmek istiyordu. Lincoln sermayenin sahibiydi. Bu zaman da ise sermaye liderlerin sahibidir. Liderler sermayenin malzemeleridir. Sermaye liderlere cilve yapmadığı gibi liderleri kılıktan kılığa sokmaktadır.

Devletlere sık sık müdahaleler, sermayenin aklıdır. Ulus devlet gider, açılım devleti gelir, Ergenekon gider, feto gelir, feto gider menzir gelir... Şekilsiz, uyduruk devlet tiplemesinin nedeni, bu devletlerde insan aklı geriye düşmüştür. Başbakanlar, bakanlar vb. özelliksiz ve komiktirler. Bunlara şekli sermaye vermektedir.

Bu zamanda devletten istekte bulunmak, devleti meşrulaştırmaktır. Devlet meşru değildir. Nedeni devlet insanla çelişmektedir. Devlet insanın eseri değil, sermayenin eseridir. Tasfiyeciler, devletle çok içli dışlı oldular. Bugün hala olmak istiyorlar. HDP örneği güzel bir örnektir. Tasfiyeciler HDP'nin kürt olarak kalmasını istiyorlar. Nedeni ise kürt kitlesi %10 barajı aşmaktadır. Şayet kürtten kopan bir HDP olursa baraj endişesi ve kitle endişesi yaşayacaklardır. Kürtler tasfiyecilere kitle sunumu yapmaktadır. Senelerce HDP nin solculaşmasını isteyenler, bugün HDP nin kürt kalmasını istemektedirler.

Bu akıl dinamik insan aklı değil ya da sermaye tarafından erozyona uğramış insan aklıdır. İnsan aklı devrimcidir. Siyasete malzeme olan kürt halkı ayni zamanda on binlerce insanı kurban vermiştir. İnsan aklı bunları istemez. İnsan aklı devrimcidir. Sermayenin biçimlendirdiği veya erozyona uğrattığı akıl devrim adına konuşamaz. Sadece ortalığa kir saçarlar. Tartışmamızın konusu değil ama HDP yi Kürt kalsın istemek devrimcilik değildir. Orada bir devrimcilik varsa HDP nin meclisten çekilmesini ve halkın içinde bir örgüt olmasını istemektir. Devrimci akıl, demokrasinin olmadığı yerde demokrasi varmış gibi konuşlanmak istemez.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.Ocak.2018, 11:48   #9
 
Anarko-primitivist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarko-primitivist
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Aralık.2017
Üye No: 55359
Mesajlar: 87
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 61
57 Mesajına 91 Teşekkür Aldı
Standart

İnsanın doğayı biçimlendirmesi güzel değil hasan abi.
Bu konuda sana katılmıyorum. 21.yy ın kirliliği yoketttiği konusunda da katılmıyorum. Kirliliği sadece gozden uzaklaştırıyorlar. Bir nevi tozu halının altına süpürmesi gibi.
Bu bir yerde patlak verecek doğa insandan intikamını alacak ve kendini yeniden yaratacak.
Dört gözlede bekliyorum.
Elimde 100 dönüm kadar ermenilerden kalma koru var. Amcalarım kendi korularını biçimlendirdiler. Bağ yaptılar bostan yaptılar ama benim koruya ermenilerden bu yana el bile değmedi. Ben asla işlemeyeceğim. Üç beş kilo üzüm için ordaki yabani otuda börtü böceğide yoketmeye hiç niyetim yok. Daha ev yapmadım ama topraktan bir yazlık yapacağım. Orda beslediğim tavuklar gün boyu bol bol çekirge yiyecekler. O besinle yetişen bir tavuğun etide yumurtasıda banbaşka olur.
Neyse hayallerimi anlattım arada. Haha
Anarko-primitivist isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Anarko-primitivist Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 15.Ocak.2018, 14:19   #10
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Anarko-primitivist Nickli Üyeden Alıntı
.Daha ev yapmadım ama topraktan bir yazlık yapacağım.
Topraktan yapılacak olan ev doğayı değiştirmiş olmuyormu?

Bir yazıda şunu okudum. .

''Adorno ve Horkheimer '' insanın doğayı boyunduruk altına alma çabalarının tarihi, insanın insanı boyunduruk altına almanın tarihidir ''

Murray Bookchin :“İnsanın insana tahakkümünü, insanın “Doğa”ya hakim olmaya mahkum olduğu bir ideolojiye yansıtmıştır.”

Şimdi bu iki düşüncenin arasında ne fark vardır.?

Adorno ve Horkheimer'leri tersten okuyun Murray Bookchin ulaşırsınız.

Birde uzunca ama Paul M. Sweezy okuyalım.

. Paul M. Sweezy: “Kapitalizmi, ana- akım teoride betimlendiği şekliyle, insanı ihtiyaçları karşılayan basit bir sistemden ayıran şey işte bu sermaye birikimi saplantısıdır. Ve sermaye birikimi ile işleyen sistem; asla hareketsiz kalmaz, daima değişir. Eski üretim ve bölüşüm metodlarını terk ederek yenilerini benimser, yeni alanlar açar ve kendi amaçları doğrultusunda, kendilerini koruyamayacak kadar zayıf toplumları kendisine bağımlı kılar. Dinmek bilmeyen bir yenilenme ve genişleme sürecine tabi olarak sistem, kendi yoluna çıkmaları ya da yolda kalmaları halinde, kendi sahiplerine bile aman vermez. Doğal bir çevre söz konusu olduğunda kapitalizm bunu el üstünde tutulan ya da keyif alınan bir şey olarak kavramaz, bilakis bunu başlıca gaye olan kar etmenin ve daha fazla sermaye birikiminin bir aracı olarak kavrar.” Doğanın kolonizasyonu sonucu zorunlu olarak çevreci ve ekolojik hareketler ortaya çıkmıştır. Bu tür hareketler hedef ve amaçları bakımından çeşitlilik göstermektedirler. Kimi Kapitalist mantığın “sürdürülebilirlik” programının ötesine geçememektedir. Doğanın kolonizasyonuna karşı gelişen hareketler anti kapitalist olmak zorundadır.''

Doğa ve insan tarihine: İnsanın insana tahakkümünü,ve insanın insanı boyunduruk altına almanın'' tarihi ile mi başlayacağız.

İnsanı biçimlendiren ,ona şöyle '' insanı sömür,ez,öldür '' diyen kimdir. Tanrımı? Bilinmediğimi bir kuvvetmi?

Evet, insanoğluna bunu söyleyen, düşündürten,zorlayan Doğanın kendisinden başkası değil.


Peki insanoğlu buna rıza göstermelimidir. Eğer gösterirse insanoğlu olmaktan çıkar, doğanın bir uzantısı ve onun emirlerini istemlerini yerine getriren, hiç olan varlık yada var olan varlıklardan başkası olmayan konumuna getirir. O zaman'' insanoğlunun yapacağı birşey yok ,kaderine razı olmalıdır ''demektir bu.

Evet ,İnsanı biçimlendiren,düşündüren ,bilincini belirleyen yaşadığı koşulardır. İnsanoğlu var olan koşulların ötelerinde , düşünemeyen varlık demektir. Yani varolduğu koşulları bilen ,tanımlayan ama onun ötesine geçmeyen varlık.

Bu durumda gerçekten insan böylemidir.? Yani doğanın içinde edilgenmidir .Bir hayvan gibi var olanla(doğanın verdikleriyle) yetinen ,yaşadığı koşulları değiştirme becerisi olmayan varlıkmıdır?

Değildir ,insan aynı zamanda yaşadığı koşulları değiştirendir. Bunu geçimi ,daha rahat yaşaması ,daha huzurlu ,daha yaşanabilir ortam ,daha yaşanabilir koşullar yaratma becerisine sahiptir .Bunu doğadan ya da yaşadığı koşullarıdan edindiği bilinç ,düşünce ve bu düşünceleri karşılaştırma ,birbirine ekleme , yeni düşünceler yaratar yapar .

İşte insan doğayı değiştirir,yaşamını sürdürmek ve düzenlemek değiştirmek zorundadır. Yine değiştiridiği koşullarda düşünmeye başlar ,eğer değişridiği doğa onu kötümser yaparsa İnsanoğluda kötümserdir. Ya da değiştiridiği koşullar onu daha yaşanabilir kılabilir.

Eğer bugün
Paul M. Sweezy'in dediği gibi doğa sermaye tarafından hoyratça değiştirliyorsa burada insanoğlunun(serameyesi ile birlikte) suçu vardır.

Yoksa doğayı değiştirmenin suç ve günah olduğunu göstermez.

Doğayı İnsana yakışır ve insanoğlunu daha rahat yaşam kurma ki bu aynı zamanda doğayı da koruma ,onunla barışık ,onun varlığı ile varlığını sürürebilecek biçimde değiştirilmesi gerekir. Doğa insanoğluna ihtiyacı vardır , aynı şekilde insanoğlunun doğaya ihtiyacı vardır.

Doğa tapıncılığı insanoğlunu aç bırakır. Esasında bu işin kökeni ,kaderizim ,yılgınlık, çaresizlik, Tükenmişliktir.

______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.Ocak.2018, 14:37   #11
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,590
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
499 Mesajına 831 Teşekkür Aldı
Standart

Doğru yanlış diye bir şey yok bu gün doğru olan yarın yanlış olabilir.
İnsan bu diğer canlılardan farklı Diğer canlılar doğayı değiştirme onu yönlendirmez onu yönetmek diye bir dertleri yok Ama insanın var.
İnsan doğanın aklıdır.

İnsanı doğal bir varlık olarak görürken onun (doğanın)aklı olduğu da akıllardan çıkmamalı.
Akıl her zaman yaralı faaliyet te bulunmaz bazen zararlı da olur.

Köleliğin kaldırılması iyi de insan henüz köle olmaktan çıkarılmadı ki. Farklı şekilde yine köle.

Ama her ileri atılan adım teşekkürü hak eder. Örnek işçi yerine robot, mühendis yerine yapay akıl kullanımı insan için olumlu faaliyettir. Bu buluş da teşekkürle ödüllendirilir.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
İ.Seçil Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 15.Ocak.2018, 16:11   #12
 
Gudrun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gudrun
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Ocak.2009
Üye No: 16650
Mesajlar: 1,759
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 496
374 Mesajına 1,022 Teşekkür Aldı
Standart

Hasan arkadaş,

Marksist öğreti tedrici ilerlemeyi olağan ve zorunlu görüyor. Bundan yola çıkarsak, teorinin çimentosu Marx'ın bu mektup ile ilişkilenme sağlaması normaldir. Birleşik haramiler, direkt olarak burjuvalar tarafından kurulmuştur, yani devrim için zaruri nesnel unsurların en çabuk ve ilk çıkacağı yerdir. Marx kendine göre, ordaki ilerlemenin hızını ve çabucak bunlara yol açacağını tespit ediyor.

Kafeste doğmuş kuşu azad etmek zordur, kendiliğinden bir özgürlük talebi de yoktur, dışarıyı bilmez, görmemiştir. Bazı fiziki hareketleri ile bunu yansıtabilir, ampirik yöntemle çok rahat görülebilecek neşeli halleridir ama kahredicir, özümsenmiş esaret vardır.

Köleleştirilmişler gönüllüğe dayalı bir süreçle o hale gelmediler, zapt edilerek o duruma sokuldular. Tek başına zapt işlemi efendi oluşturuyor ve bağlayıcılık içeriyordu, açık tasma tehlikeydi. Zaman geçti olaylar bir takım olgular yarattı. İşçilik olağan hale getirildi, eskinin zora dayalı elinde tutma yöntemleri lüzumsuz kılındı. Meşruluk ortaya çıktı mektup bunun göstergesidir. Zor içeren esirleştirme yerini, uzatılmış ve az sıkan tasmaya bıraktı. Egemen zihni buna muktedir. Bir dizi yasal düzenleme ile Kapitale bağımlılık yaratıldı. İşte buna da; "gönlünce" emeğini satan özgür işçi denildi. Köleliği kaldırdık diye naralar attılar, alçaklar! Artık zinciri kırıp kaçmak yetmez hale geldi, çok kapsamlı kurtuluş gerekiyor. Bu bulgulara göre ben buna ilerleme değil, seviye atlamış ve format değiştirip, köleliği başka bir boyuta kurnazca ve başarılı bir şekilde taşımış, karşı devrimci irade görüyorum.

Devlet insanın eseridir, çünki sermaye de insan eseridir. Tarihte incelediğimizde devlet ve sermaye birbirinden bağımsız olmadığını, birbirini her koşulda ve heryerde, hemen hemen aynı tarzda besleyen iki güçtür. İkisinin de gelişimi paraleldir, eğer sağlıklı bir devlet sermaye ilişkisi çözümlenecekse buna kentlerin de dahil edilmesi lazım. Müthiş bir şekilde birbirlerini filizlendiriyorlar. Sermayenin üstünlüğü de yakın tarihte gerçekleşmiştir. Eskiden devletler daha otonom, bölgesel çıkara dayalı politika, sömürü üretebiliyorken, hükmen yenilgilerinden itibaren bu egemenlik, söz sahipliği para sahibi kurnaz tüccara geçmiştir. Devlet aracı, komisyoncu konuma düşmüştür. Bu çekişmelerin 5000 yıl sürdüğünü bir an bile unutmamalıyız.
Gudrun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.Ocak.2018, 16:38   #13
 
Gudrun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gudrun
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Ocak.2009
Üye No: 16650
Mesajlar: 1,759
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 496
374 Mesajına 1,022 Teşekkür Aldı
Standart

Turgut arkadaş,

İnsanın tarihini insanlaşmayı baz alarak başlatmak, bu konuya dair benim temel görüşümdür.

İnsanın tahakküme olan düşkünlüğüne, hırsına hepimiz gündelik yaşamımızda aşikar şekilde şahit oluyoruz. Misal hayvanla bile çeşitli ilişki şekilleri mevcut imiş mazide, şu an da devam ediyor. Örneğin yüzlerce hayvanı esaret altına alıp, onlar üzerinden iktisadi çıkar sağlamak tahakküm içeren bir ilişkidir. Bir ailenin, topluluğun sibirya gibi bir yerde bezgin düşmüş bir geyiği veya türevini iyileştirip besleyip, temel ihtiyaçlarını gidermek için ulaşımda kullanması "karşılıklı yardımlaşma" çıkarsız diye niteleyebileceğmiz tarzdır. Yüzlerce örneği vardır ama iki ayrışan temel çizgi var, tahakküm yada gönül ilişkisi.

Kapitalizm, ele geçirmedir yani insanlaşma ve karşıtlığının tarihi kadar eski bir yöntemdir. İsmi değiştirilmiş olabilir lakin özü saf ve güçlü şekilde devam etmektedir. Bu arzulamanın, bireyden çıkıp ahaliye yayılması, hakim zihniyet pozisyona gelmesinin ceremesini tüm canlılar çekiyor. Birikim, kâr koparılmış ve üretilmiş mahlukta daha yoğun bir duygudur çünki, kişiyi özne yapan özünden yani tüm özelliklerinden koparma vardır. Bu tip şahısların, grupların toplanma yerleri şehirlerdir, şehirde düşürülmüş insan duygusal zekasını kaybetmek zorunda bırakılır çünki "ekmeğinin peşindedir" sulfi hayvani ihtiraslarına yenik düşer, böylece analitik düşünür. Sonuçta hepimizin çemkirdiği hırs ve düşkünlükle gözü başka birşey görmeyen üretilmiş topluluk oluşur, bunlarda insaniyet aramak faaliyettir, bulmak zordur.
Gudrun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Ocak.2018, 10:58   #14
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
PARTIZAN Nickli Üyeden Alıntı
Turgut arkadaş,

İnsanın tarihini insanlaşmayı baz alarak başlatmak,bu konuya dair benim temel görüşümdür.

İnsanının tahakküme olan düşkünlüğü,hırsını hepimiz gündelik yaşamımızda aşikar şekilde şahit oluyoruz.Misal hayvanla bile çeşitli ilişki şekilleri mevcut imiş mazide,şuanda devam ediyor.Örneğin yüzlerce hayvanı eaaret altına alıp,onlar üzerinden iktisadi çıkar sağlamak tahakküm içeren bir ilişkidir.Bir ailenin,topluluğun sibirya gibi biryerde bezgin düşmüş bir geyiği veya türevini iyileştirip besleyip,temel ihtiyaçlarının gidermek için ulaşımda kullanması "karşılıklı yardımlaşma" çıkarsız diye niteleyebileceğmiz tarzdır.Yüzlerce örneği vardır ama iki ayrışan temel çizgi var,tahakküm yada gönül ilişkisi.
''İnsanın tarihini insanlaşmayı baz alarak başlatmak'' Lağzım. Evet doğrudur.İnsanlık tarihine böyle bakmamız lağzım ama bakamıyoruz. Bakamayız. Nedeni ise: İnsanın iyi niyettine,doğadan çıkmış saf haline güvenemeyiz.

Eğer ,insanoğlu topluca ve doğa ile birlikte uyumlu yaşayacaksa kurallar koymalı .Ki koymuştur. Ancak bu kurallar genel tarih sürecinde insanoğlunun yararına değil zararına yol açan kurallar olmuş. Nedeni ise'' özel mülkiyet'' diye başlar. Yani yaşadığı koşullara uyacağım diye koşullara boyun eğmesidir. Kendilendiciliğe kendini bırakmasıdır.

İnsanoğlu bu aşamada iradi olarak yaşamını biçimlendirebilirmiydi? Tahakkümcü,kıskanclık,bencillik gibi böylesi bir bilinci sahip olmayabilirmiydi. ?Hayır.

Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yada temel ihtiyaçları güç olarak ,yarının güvencesi olarak biriktirmesi ve bunun aracılığı ile güç elde ettiğini ve kendini güveneceye alaması nedeniyle yapamazdı.

İnsanın ''tahakküme olan düşkünlüğü''ise İnsanoğlu bu tahakküm etme gücü isteğine sonradan kavuşmuştur. Yani bu tahakküm etme düşkünlüğü nasıl (kurallar konularak sonuçta )çıkmışsa yine kurallar konulara bu edinilmiş olan tahakküm isteğini insanoğlu yok etmek zorundayız.

Bunun için insanoğlunun iradesi gerekli . Ancak bu iradenin geçerli olamayacağı koşullar içinde irade de işe yaramaz. Toplumsal tarih bu örneklerle dolu. Tek koşullar yeterli olmadığı gibi tek irade de yeterli olmuyor.

İrade,insan insiyatifi,müddehalesi insanoğlu yaşadığı müdedetçe gerekli .Bu komünizmde olsa bence gerekli . Rabotların ne kadar ürettim yapması gerektiğini söyleyecek ,onu harekete geçirecek ,yada programı yapacak bir irade gerekli .

Sonradan eklenen NOT.İşin tuhaf durumu: marksistler genelikle deterministtir ve öyle bilinirler. Yani koşullar temel der ve iradeci değilmiş gibi algılanır. Engelste bunu belirmiş'' bu tarafı yani iradeciliği ihmal ettik ''der. Bunun nedeni İnsan iradesinin tarihte hep öne çıkarılması ve buna karşı çıkıştır bu anlamda. Çünkü irade ,tanrı ,ulvi güç ile eş anlamda tutulmasından kaynaklanmaktaydı.
Marx' özelikle sürekli İradeyi belirleyenin ,biçimlendirenin koşullar olduğunu ,bu koşullar değiştirmeden irade bilincinde değişmeyeceğini ,yani bilinci nitelikli ,insana uygun olaması için koşulların nitelikli,insana uygun olması gerektiğini söyler bilindiği gibi.

Yani irade ,bilinç insanoğluna dışardan ,tanrı tarafından, verilen değildir
______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
turgut_fatsa Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 15.Ocak.2018, 19:47   #15
 
Anarko-primitivist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarko-primitivist
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Aralık.2017
Üye No: 55359
Mesajlar: 87
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 61
57 Mesajına 91 Teşekkür Aldı
Standart

@turgut fatsa,
Toprak ev doğayı degiştirmiyor mu diye sormuşsun.
Karınca yuvası doğayı ne kadar değiştiriyorsa toprak insan yuvasıda o kadar değiştirir.
Doğaya dönüşümü çok kolay.
Üstelik yazın serin kışın sıcak. Betonarmeden çok daha konforlu ve psikolojiye inanılmaz etkileri var.
Anarko-primitivist isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Anarko-primitivist Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 16.Ocak.2018, 05:41   #16
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,598
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,570
837 Mesajına 1,572 Teşekkür Aldı
Standart

Partizan arkadaş


Tarihe şöyle bakalım. Tarihte kölelerin iktidar olma veya devlet olma şansı var mıdır?

Köle isyanları oldu ancak bu isyanlar özgürlüğe gidemezdi ve gitmedi.
Kölecilikten, modern proletaryaya geçiş bir devrimdir. Yani tasmanın genişletilmesi veya gevşetilmesi değildir.

Kölecilikten işçi sınıfına geçiş ABD koşullarında yaşandı. Özgün bir durumdur. Afrika’nın kölesi ABD’nin kapitalisti ile makineli üretim koşullarında buluşmuştur.

Üretim güçleri ile üretim ilişkileri uyuşmuyordu. Bu çelişki, devrimci bir tarzda ve kısa bir zamanda çözümlendi. Köle sınıfı, modern işçi sınıfı konumuna evrildi. Makineli üretimin kölelerle devam etmesi mümkün değildi.

Kapitalist üretim kölelerle devam edemezdi. Bu üretim, tüketimle sonlanmadığında devam edilebilir değildi. Kölelerin satın alma güçleri yoktu. O zamanki kapitalizm, kendisi içinde bir açılıma muhtaçtı.


Kölelerin proleterleşmesi, kapitalizminde önünü açıyordu. Marks burada farklı bir şey görüyordu. Yeni bir evreye geçen köleler artık yeni bir ufukla buluşacaktı. Bu ufuk proleter devrimdi.

Bu adımı, tasmanın genişletilmesi veya gevşetilmesi olarak ele alırsak b u tarihsel ilerleyişi göremeyiz.

Marks öğretisi ilerlemeyi tedricen ve zorunlu görüyor diyorsun da Marks ayni zamanda, konuyla ilintili farklı sözler de söylüyor. “Tarihin öncüleri, verili koşullardan hareket eder.” Verili koşulları, var sayar.

Lincoln’u insan olarak görme meselesi bununla ilgilidir. Kapitalist üretim ilişkisi insani ilişkidir. Kölecilik ise insani ilişki değildir. Lincoln insana yakışmayan bir ilişkiden insan ilişkisine geçiyorsa burada ilişkiye selam göndermek de yadırganamaz.

Marksizm kapitalizme ne kadar onay verir? Kapitalizme onay vermez. Baştan kavgaya geçer. Sömürü ilişkisi olduğunu iddia eder. Bu ilişkiyi deşifre eden Marksizm’dir.

Marksizm bu ilişkinin devrimci unsurunun proletarya olduğunu iddia eder ve devrimci yolunu çizer.

Gelelim bugüne, ayni Marksizm 1990’dan bu yana gericilik çağını geçtiğimizi söylemiştir. O tarihli TKP işçinin sesi yayınlarında bunları görebiliriz. Gericilik çağı tedricen ilerlemeyi ön görmez. Marksizm’den kopanlar, kürt siyaseti, Blaquist ve anarşist akımlar, böylesi bir analizde bulunmamışlardır.

İşte demokrasi arayanlar ilerleme diyenler ve ayrıca haramilerle ilişkiye girenler ve de meşrulaştıranlar ve “Demokratik devlet” martavalları işte bu gericilik çağında kürt siyasalı ve sol liberaller tarafından takdim edilmiştir.

Kapitalizm insani ilişkidir. Genişletilmiş yeniden üretim süreçlerine uygun olarak, hak hukuk ilişkisidir. İşçi sınıfı bu hukuka itiraz eder ve son derece haklıdır.

Bugün bu ilişki hak hukuk ilişkisi olmaktan çıkmıştır. Zira genişletilmiş yeniden üretim biçimi geriye düşmüştür. Bugün kapitalizm insanlık dışıdır. Bugün onun üretimi de siyaseti de insanla çatışmaktadır. Burada ilerleme ve demokrasi, özel durumlar dışında ve geneli içerecek biçimde söz konusu değildir.

Kapitalizm kapsadığı insanı, insan olmaktan çıkarmaktadır. İnsanlık tarihinde ilk kez, insanı, insan olmayan soyut bir gücün biçimlendirdiğini görmekteyiz. Sermaye kapsamında her insan hödükleşmek durumundadır. Malzemeleşen, moronlaşan ve sürülere dönüşen bu insan biçimi, sermayenin insanı biçimlendirmesninin sonucudur.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Karataş Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 16.Ocak.2018, 11:40   #17
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,590
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
499 Mesajına 831 Teşekkür Aldı
Standart

İ.Seçil
İnsanı doğal bir varlık olarak görürken onun (doğanın)aklı olduğu da akıllardan çıkmamalı.
Akıl her zaman yaralı faaliyet te bulunmaz bazen zararlı da olur.

Köleliğin kaldırılması iyi de insan henüz köle olmaktan çıkarılmadı ki. Farklı şekilde yine köle.

Ama her ileri atılan adım teşekkürü hak eder. Örnek işçi yerine robot, mühendis yerine yapay akıl kullanımı insan için olumlu faaliyettir. Bu buluş da teşekkürle ödüllendirilir.


Bir ağaç kökünü toprağa gömerse ancak desteksiz ayakta kalabilir Ağaç topraktan koptu mu yaşaması için bir desteğe bir iple bağlanarak ve bazı dal ve yapraklarını telef ettiği an yaşama şansı vardır.
Bazı tarla bitkilerinde görüyoruz seralarda sunni besinle beslenir bir iple tellere bağlanarak yaşarlar bir mevsim ömürleri vardır.
Ama ağaç öyle değildir ömrü uzun ve topraktır sığınakları.

İnsanda tıpkı ağaç gibidir mülkiyetli sistemlerle birlikte sınıf olarak ayrılmıştır net ayrılıkları temel çelişkili iki sınıftır. Günümüzün işçi sınıfı dünümüzün köle sınıfının günümüze taşınana nesilleridir.

Günümüzde işçi sınıfının aklı komünistlerdir Dünün kölelerinin aklı üpopik sosyalistler olduğu gibi.
İşçi sınıfının üretim ilişkilerinden kopardığında ölürler tıpkı topraktan kopan ağaç gibi Komünistleri de işçi sınıfından kopardığında öldüğü gibi. Bazen işçi sınıfından kopan komünistler değişime uğrar ama onlar okyanus ta rotalarını kaybetmiş kaptan gibi hangi limana gideceğini bilmez rüzgarın ve dalgaların esiri olur.

Bu günlerde rüzgarın ve dalgaların esiri olmuş komünist e çok rastlamaktayız. İşçi sınıfı ortalığı yakıp kavurmadığını gören komünistler oradan oraya savrulmaktalar.
Kimileri devletler e taktik veriyor kimileri kandini toplumdan uzaklaştırıyor kimileri ise küçük hesaplarla kendilerini oyalıyor.

Günümüzde işçi sınıfı durgunluk yaşamakta ateşi yakıp bütün insanlığı etrafında toplayamıyor bu ateşi görmeyen komünistlerde kendilerine başka yanmış ateş aramakla meşgul.
Umut bitti mi hayatta bitmiştir O işçi sınıfı ateşi yakacak ve komünistlere Marks ı hatırlatacak

Diyecekki ey komünistler sizin çıkarınız biz işçi sınıfının çıkarı ile aynıdır.
Kökünüzü biz (toprak) den ayırmayın ki zafer ortak hareketimizde.
Kökünü işçi sınıfından ayıran komünizm köksüz, bir iple bir tele bağlı ağaç gibidir tel de burjuvazinin telidir.

Tek kurtuluş işçi sınıfı ile birlikte gelen kurtuluştur.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Ocak.2018, 12:01   #18
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

''İşçi sınıfının üretim ilişkilerinden kopardığında ölürler tıpkı topraktan kopan ağaç gibi Komünistleri de işçi sınıfından kopardığında öldüğü gibi.''

Buna itiraz edeceğim.

İşçi sınıfı yani çalışanlar ,üretenler ,Ürettim ilişkilerini sırtlarında taşımaktan bıktılar. ''Artık taşımak istemiyoruz,bizmiyiz bu dünyanın kerizi ''diyorlar. '' Yani Ürettim ve ürettim ilişkilerini tüm toplumun eşitçe ,gücü oranında,beceriği oranın da , hatta becerilerini geliştirebilecek bireyler arasında herkes üzetlensin diyorlar .Kısaca'' bıktık işçi sınıfı olmaktan'' diyorlar .

Komünistler şu aşamada sadece şunu diyorlar. ''Bu ürettim ve bu ürettim ilişkileri toplumun sadece bir kesimine yüklenemez. Bu toplum bir yerde haklı olarak patlar ve haklıdırlar''

Ürettim ve ürettim ilşkilerinde işçi sınıf kurtulmak istiyor. Daha doğrusu işçi sınıfı olmaktan kurtulmakistiyor. Kısaca ''bu toplumun,ya toplumların eşeğimiyiz biz ''diyorlar

Komünistler bir yandan işçi sınifına haklılar derken diğer taraftan, tüm toplum işçi sınıfı olsun da demiyor. Eğer işçisnıfın üstlendiği üstlenmek zorunda kaldığı yükü tüm toplum üstlenirse ortada ne işçi sınıfı nede burjuva kalır. İkiside yok olur

Herkes gücü yeteneği beceri kadar ürettimde bulunacak aga, bulunduğunla da ürettim ilişilerinde hak sahibi olacak demektir bu .



______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Ocak.2018, 12:39   #19
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,590
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
499 Mesajına 831 Teşekkür Aldı
Standart

Turgut arkadaşım ne demek istediğini tam anlamadım ama anladığım kadarını yazayım

İşçi sınıfı artık ben üretmek istemiyorum her kes üretsin dediği an devrimcileşmiştir ve sınıf olarak ölüm sürecini başlatmış olur.

Bunu Marks şu şekilde söylüyor. İşçiler ekmeğine bir dilim daha ilave etmek için değil de onuru için savaştığında devrimcidir.
Yani işçi sınıfı devrimci olmaya başladığında kendini sınıf olarak ölüme bırakmaya başlamıştır.

Bizim itirazımız Komünistlerin işçileri niçin terk ettiğinedir. Çünkü kendi kurtuluşları da işçi sınıfının kurtuluşu ile aynı anlamdadır.

Eğer işçi sınıfı devrimcileşmeden üretim araçlarının gelişmesi sürecinde egemen güçler ondan vaz geçtiğinde yine ölür bu sefer iradesi dışında ölümdür.
Ama bu süreç komünistlerinde ölümüdür. Bu süreçten sonra kimse komünist fikirden söz edemez ki dünya cehennem dir artık.

Bunun için bir çok egemen sınıf düşüncesi var Robot yapay akıl ve 350 milyon insan. Ne dersin bizim gibi yaşayanlara bu 350 milyon insan içinde yer alır mı.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
İ.Seçil Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 16.Ocak.2018, 14:17   #20
 
Anarko-primitivist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarko-primitivist
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Aralık.2017
Üye No: 55359
Mesajlar: 87
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 61
57 Mesajına 91 Teşekkür Aldı
Standart

@i seçil,
Komünistler işçileri neden terketti demişsin.
İşçiler komünistlere yanaştımı ki?
En ironik tarafıda işin akp yüzde 50 oyunu asgari ücretlilerden diğer yüzdee 40 maaşsızlardan alıyor.
Anarko-primitivist isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Anarko-primitivist Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 16.Ocak.2018, 15:24   #21
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,590
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
499 Mesajına 831 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Anarko-primitivist Nickli Üyeden Alıntı
@i seçil,
Komünistler işçileri neden terketti demişsin.
İşçiler komünistlere yanaştımı ki?
En ironik tarafıda işin akp yüzde 50 oyunu asgari ücretlilerden diğer yüzdee 40 maaşsızlardan alıyor.

Tarih iki türlü anlatılır Biri bize anlatılanlar. Biri bizim anladığımız (yaşadığımız). Tarih özel mülkiyetin başlamasından itibaren iki ana sınıfa bölünmüştür Bize anlatılan tarih se krallar padişahlar şehler sahlar dinler tanrılardır.

İnsanlık mülkiyetle birlikte doğaya müdahaleetmeye başlamıştır yani mülkiyetle insanlık doğanın aklı olduğunu fark etmiş.

Daha önceleri insan yani özel mülkiyet öncesi doğal bir varlıktı doğaya uyum sağlıyor ve müdahale etmiyordu.


İnsanların sınıf olarak ayrılması özel mülkiyetle başlar sınıf olarak yok olması özel mülkiyetin tasfiyesi ile birlikte olur.

Bu içinde yaşadığımız dönemde özel mülkiyetçi sistemdir. Bu sistemde iki ana sınıf vardır burjuva (her ne kadar bazı değişimler olsa da burjuva varlığını sürdürmektedir) ve işçi sınıfı.

İşçi sınıfı direnç merkezlerini idolojik davaranışı ile kazanır bu idolojik davranışın taşıyıcıları komünistlerdir veya devrimciler.

Bu gün ve her daim işçi sınıfı komünistleri terk etmez ettiği anda kendini köle var sayar .Bir şey vardır işçi sınıfı etrafında komünistleri göremezse tutunacak bir ip arar işte bu ona uzatılan ip kendi boynuna takılan kölelik zinciridir. Tek tutunduğu tek iptir bu zincir.Çünkü başka bir kurtarıcı yoktur.


Komünistlerde öyle onun köklerini tutan topraktır işçi sınıfı birbirini kaybettiklerinde biri köksüz biri boynunda zincirle gezecektir Komünistler özgürdür işçileri arar bulur işçiler köledir özgür değildir onlar bulunduğu yerden kımıldayamaz.

İşte kaybedilen bulunacak olan işçilerdir komünistler değil.

Konu uzun bir sınıf tarihi bu uzun tarihte AKP çok kısa yer kaplar.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Ocak.2018, 14:30   #22
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,598
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,570
837 Mesajına 1,572 Teşekkür Aldı
Standart

Komünistlerle işçi sınıfının çıkarı ayni değildir. İşçi sınıfının çıkarı burjuva toplumdadır. Burjuva toplum çekildiği oranda işçi sınıfında da erime ve yok olma eğilimi başlar. İşçi sınıfını yaşatan var eden burjuva toplumdur.

İşçi sınıfının kökleri burjuva toplum içindedir. Burjuva toplum geriye düştüğü için işçi sınıfının kökleri de kurumak durumunda kalmıştır. Şayet komünistler de bu kuruyan ağacın içine köklerini saldıysa işte o zaman ağacın yeşillenmesini beklesinler.

Tabi ki farklı düşünüyorum. Komünistlerin kökleri burjuva toplum içinde değil, insanlığın doğaya ilk müdahale ettiği yerlerdedir.

Komünistler burjuva toplumun ötesine geçmek isterler. İşçi sınıfının ömrü burjuva toplumla sınırlıdır.

Komünistlerin kökü proletarya değildir. Komünistlerin kökü emektir. Emek insan ile temsil edilir. Emek insandan ayrıldığı oranda insanın komünist eğilimi geriye düşer. İnsan, insan olarak kaldığı oranda komünisttir.

Rotasını bilmeyen denizciler, işçi sınıfının kuyruğuna takılmış ya da işçi sınıfının ufkunu aşamayan bireylerdir.

Yazının başında önemli bir tespit var. İnsanlık tarihinde ilk kez, insan kendi dışında bir güç tarafından biçimlenmektedir.

Burjuva toplum içerisinde kalan tüm kesimler bu gücün yakıcı atmosferinde eriyecektir.

Komünistler umut ve hayal üzerinden kendilerini var etmezler. Gerçekler komünistlere rehber olur. Bir gün işçi sınıfı komünistleri çağıracakmış. Bunun bilimsel bir dayanağı var mıdır?

Bugün sermaye işçi sınıfını biçimlendirmektedir. Sermayenin biçimlendirdiği işçi sınıfı komünistleri çağıracakmış.

Kim ki burjuva toplumdan çıkar insan toplumuna geçer, o kişi sermayenin yakıcı eriten atmosferinden ayrılır ve kendisi, kendisini biçimlendirir.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Ocak.2018, 15:59   #23
 
Anarko-primitivist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarko-primitivist
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Aralık.2017
Üye No: 55359
Mesajlar: 87
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 61
57 Mesajına 91 Teşekkür Aldı
Standart

@ i seçil,
İnsanın doğanın aklı olduğunu söylemişsin.
İnsan beyni anca kontrol ettiği bedenlerle ilgilidir.
Doğanın aklı oldunu ve nasıl olduğunu biraz açar mısın!
Anarko-primitivist isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.Ocak.2018, 13:58   #24
 
İ.Seçil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İ.Seçil
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Mart.2011
Üye No: 35150
Mesajlar: 1,590
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
499 Mesajına 831 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Anarko-primitivist Nickli Üyeden Alıntı
@ i seçil,
İnsanın doğanın aklı olduğunu söylemişsin.
İnsan beyni anca kontrol ettiği bedenlerle ilgilidir.
Doğanın aklı oldunu ve nasıl olduğunu biraz açar mısın!
Evet insan doğanın aklı diye söyledim. Alevi Bektaşiler Tanrı insandır der Halaç ı Mansur Tanrıyı aradım aradığım yerde kendimi buldum(-Enel Hak-ben tanrıda tanrı bende) der. Yani insanın doğanın aklı olduğunu sadece ben söylemiyorum MS 900 yıllarından bu yana söylenen sözdür.


İnsan diğer doğal canlılardan farklıdır O doğal canlılar doğayı değiştirmez değiştirmeyi düşünmez onlar doğaya uyum sağlar. Ama insan doğayı yönetmek ister onu değiştirir değiştirirken zarar da verir. Bir aracı yöneten o aracın aklıdır İnsanda doğayı yönetir yönetmek hükmetmek ister.
İnsan beyni kotrol ettiği bedenlere ilgilendiği doğrudur ama bu insan beynine yetmez daha fazla bedenlere hükmetmek ister insan hayali cok geniştir gördüğü görmek istediği her şeyi kontrol etmek ister.

İşte insan uzayda koloni kurmak istiyor bunun için araçlar geliştiriyor hayal ediyor.

İnsan göremediği yerin derinliklerine iniyor atmosferden enerji transfer etmek istiyor güneşi kontrol edip onun ateşini kullanıyor rüzgarı kontrol ediyor ondan faydalanıyor.
Bulutların yönünü değiştiriyor. Bunları insandan başka hiç bir canlı yapamıyor.


Konu aslında İŞÇİ SINIFI ve KOMÜNİSTLER. doğanın aklı burada da çıkıyor İşçi sınıfı üretimin doğal aktörleri Komünistler se özgür bireyler. Her ikisinin birbirine ihtiyacı var. Biri olmadan diğerinin başarı elde etmesi mümkün değil.
Komünistlerin ideali olan komünizm, İşçi sınıfının ihtiyacıdır. İşçi sınıfı komünizm e ulaştığında kölelikten kurtulacak, özgürleşecek. Komünistlerse ideallerine ulaşacak.
Onun için birbirlerine muhtaçtır.
İ.Seçil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Ocak.2018, 21:41   #25
 
Gudrun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gudrun
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Ocak.2009
Üye No: 16650
Mesajlar: 1,759
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 496
374 Mesajına 1,022 Teşekkür Aldı
Standart

Hasan arkadaş,

Mazide köleler güneş devletini kurmuşlardır,haramiler ezip geçmiştir.Bazı köle ayaklanmalarıyla devlet girişimleri olmuştur,egemenler yılanın başı ufakken ezmeyi bilmişlerlerdir,alayı kılıçtan geçirilmiştir.İsyancı iradenin örgütsel ve pratiksel yansımasından çok korkarlar,ayrıca büyük yalancılardır doğrudan korkarlar.Komünarlarıda aynı devletçi zihniyet ezdi,tek fark kılıç yerine kurşun!

İktidar olmak,devlet kurmak özgürlüğün kurumsal somutlaşması değildir,ayrı bir zihniyettir emek yada insanla bağdaşan bir yanı yoktur.Ancak biri kuruldu,reaksiyoner olarak bir çok biçimi deneyimler aktarıla aktarıla değişik mezheplerde,ideolohilerde,dinler ile maskelenerek devletler kölelik tarihi boyu egemen oldular.

15 .yüzyıldan Köleleğin,yasalnolarak kaldırılmasına dek verilere göre 14-18 milyon afrikalı insan zincirlere vurularak getirildi.Ayrıca "özgür" işçi akımı avrupadan devam ediyordu.Kanunen köleliğin kaldırlma zamanları avrupadan akımın doruk noktasına çıktığı zamana tekabül ediyor.Ayrıca yasal düzenlemeden sonra,berlin komferansında 1885 olması lazım,gene bu yasayı koyanlar Kara kıtayı cetvelle çizip aralarında pay ediyor.Yazı turayla ülke kazanmaca oynayan çocuklar gibi,insanlığın doğduğu toprakları ve içindekileri hiçe katarak aşağılık sömürücü güdüleriyle bunları yapıyorlar.Kılıf hazırlamakta üstlerine yok.

Bu bir örnektir çeşitlendirlebilir;

Kendi halinde bir insan var(şimdikinden katbekat özgür)ben,keyfi çıkarlarım için onu kölem yapıyorum(Zincirlere vurup binlerce kmden getiriyorum).Ev işlerimi görüyor,sonra basit ev aleti çıkıyor(köle üretimidir),yapması gerekenler azalıyor.Sonra diyorumki sevgi paylaşma gibi kavramlar var! buda insan bari nisbeten hakkı olsun;İşçileştiriyorum sigortasını yapıp kendi evi barkı olsun,azad ediyorum.Her halükarda gelip yarım gün kadar benim arzularımın giderilmesi için çalışacak,ne kadar da yufka yürekliymiş Bay lincoln!.İnsanlık size çok şey borçlu!

Roma hukukuna göre köleler mülksüzler,eşyadır!ha taş ha bunlar!Kölelerde ele geçirilmiş,yahut Proleteryuslar tarafından yavrulanmışlardı.Dünya çaplı modern ve ilerici Burjuva devletlerin hak ve hukuk kurallarını baz aldığı gelenek budur.Dünyanın heryerinde roma hukuk öğretilir,neden acaba bu zihniyet bugün bizzat herşeyi eşyalaştırmıştır.

Verili koşullar dahil biçimlendirilmiş koşullardır.Haramilik verilmiş koşul değildir dayatmadır.En son mali oligarşi isminde vücut bulmuşlardır,en kudretlisi ve dizayrlıl yeteneği fazla olanda bunlardır.Çemkirdiğin soyut güçte budur,hiçte soyut değildir.Profesyonel çete örgütlenmesidir,sermaye gücüne dayanarak tanrıcılık oymamaktalar.Bunlara verili koşul derseniz,biz hiçleşiriz.Ne köleleşmeliydik,ne de proleterleşmeli.Özgürlük, zaptın zerresinin gözüktüğü yerde kendini isyan bayrağı olarak açar.
Gudrun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com