Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Bizden Makaleler > Sibel ÖZBUDUN

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi LATİN AMERİKA’DAN ÖZERKLİK DENEYİMLERİ (II)
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1234
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 16.Mart.2011, 02:04   #1
 
Sibel Özbudun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sibel Özbudun
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 17.Şubat.2011
Üye No: 34464
Mesajlar: 18
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Standart LATİN AMERİKA’DAN ÖZERKLİK DENEYİMLERİ (II)


LATİN AMERİKA’DAN ÖZERKLİK DENEYİMLERİ (II)[*]

SİBEL ÖZBUDUN

“Üretilmeyen, ortaya çıkarılmayan,
yaratılmayan hiçbir deneyim yoktur.”[1]

Bir önceki yazıda, Latin Amerika kıtasında XX. yüzyıl sonlarında başgösteren yerli hareketlerinin biçimlenişinin, 1980’lerden itibaren uluslar arası finans kurumlarının ve kreditör ülkelerin hükümetlerinin basıncı ile kıta ülkelerince benimsenen neo-liberal politikalardan bağımsız olmadığını görmüştük. Bir kez daha vurgulayacak olursak, kıta ölçekli bir yeniden yapılandırmayı hedefleyen bu politikalar, Birleşmiş Milletler Latin Amerika İktisadî Komisyonu (ECLA) tarafından yüzyıl ortalarında geliştirilen ithal ikameci, içe doğru büyüme modeline nihaî darbeyi indirerek ihracata, özelleştirmelere ve dünya ekonomisiyle entegrasyonu (küreselleşme) benimseyen, neo-liberal modelle ikamesini öngörmekteydi. Devletin (iktisadî rolünün) küçültülmesi ve serbest piyasa ekonomisi ve mantığının yaygınlaştırılmasına dayalı bu model açısından yerli halkların özerkliği ve kendi kalkınmalarını üstlenmesi, hem devlet(ler)in sosyal bütçelerinin daraltılması, hem de adem-i merkezîleşme, dolayısıyla da devletin küçültülerek etkinleştirilmesi retoriğiyle uyum içerisindeydi.
Ne ki, neo-liberal politikalar, Latin Amerika halkları, özellikle de yerli toplumlar açısından başka bir anlam ifade etmekteydi. Yerli cemaatler o güne dek beyaz ya da mestizo uygarlığın yerleşmeyi fizibiliteye uygun bulmadığı marjinal (buzul, çöl, cangıl…) alanlara sığınagelmişti. Ve bu bölgelerin doğalgaz, akarsu, petrol ya da hidrokarbon kaynakları açısından zengin olduğunun ortaya çıkması, onları bir kez daha (kapitalist) uygarlığın hedef tahtası hâline getirecekti.
Böylelikle Latin Amerika yerli halkları, kendilerini bir kez daha, mücadelenin içinde buldu. Bu kez mücadelelerinin hedefinde, yalnızca 1990’lı yıllarda kendilerine tanınan özerklik ve teritoryal hakların alanını daraltacak ve onları kağıt üzerinde kalmaya mahkûm kılacak tarzda, yaşadıkları topraklardaki kaynakları büyük şirketlerin, yeni girişimcilerin müdahalelerine açan neo-liberal hükümetler yoktu; topraklarını işgal eden, petrol sondaj çalışmalarıyla sularını kirleten, nehirlerine inşa ettikleri hidroelektrik santrallerle sulama ve balıkçılık sistemlerini yok eden, kereste üretme ya da fast-food endüstrisinin sığırları için otlaklara dönüştürme adına ormanlarını yok eden, özelleştirme girişimleriyle onları sığındıkları varoşlarda en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle getiren çokuluslu şirketler (ÇUŞ’lar) de yer alıyordu.
Üstelik küreselleşme süreçleri sağladıkları iletişim olanakları sayesinde, yerli halkları hem birbirleriyle, hem de kıtasal ölçekte, neo-liberalizm karşıtı diğer toplumsal kesimlerle temasa ve koordinasyona geçirebilecekti.
Böylelikle Latin Amerika yerlileri, geçmişteki sendikal/sınıfsal ve XX. yüzyıl sonlarında geliştirdikleri kültürel/kimliksel mücadelelerini kaynaştırarak kıtasal ölçekli bir anti-neo-liberal hareket geliştirme işine giriştiler. Bu yazıda, bu yeni dinamiğin biçimlenişini ele alacağız.
* * *
XX. yüzyıl sonunda dünyanın farklı bölgelerinde boyvermeye başlayan küreselleşme karşıtı toplumsal muhalefet hareketlerinin tetikleyicisi, hiç kuşkusuz ki, Meksika hükümetinin ABD ve Kanada ile imzaladığı NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması)’nın yürürlüğe gireceği 1994 yılbaşında, ülkenin güneyindeki Chiapas eyaletinde ayaklanarak San Cristobal de las Casas’ı “işgal” eden yüzleri maskeli, silahlı Maya yerlileriydi. Meksikalı karizmatik “komutan yardımcısı” Marcos’un sözcülüğünü üstlendiği ayaklanma, neo-liberal politikalarının göreli direniş yokluğunda, küresel ölçekli olarak uygulamaya sokulduğu ve yeryüzünün kırılgan gelir dengelerini hızla daha da bozarak birkaç küresel şirketin dünya servetinin büyük bölümünü kontrol eder hâle getirdiği yirmi yıllık sürecin, sonuna işaret eder görünüyordu. Kendilerine EZLN (Ejercito Zapatista de la Liberacio Nacional=Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) adını veren isyancı Mayalar, aynı zamanda yerli halkların küresel neo-liberal sisteme karşı duruşunu da ifadelendirmekteydi.
Chiapas Mayalarını kısa sürede kıtadaki diğer yerli halklar izleyecekti: 1990’ların ortasında, Kolombiya U’waları, Occidental Petrol Şirketi’nin topraklarındaki sondaj çalışmalarına boyun eğmektense, ölmeyi yeğlediklerini dünyaya ilan ettiler (Şirket, yerli direnişi sonucu imtiyazlarını Kolombiya devlet petrol şirketine terk edip ülkeden ayrılacaktı…). Peru yerli örgütlerinin Urubamba ırmağı havzasındaki Camisea gaz projesine karşı direnişleri, 2003 Ağustos’unda girişimi geçici olarak felce uğratırken, Citibank ve ABD’li Export-Import Bankası’nın finansmandan vazgeçmesine yol açtı.
Ekvator’da yerli ayaklanmaları, birbiri peşisıra iki devlet başkanının devrilmesine neden oldu. 2000 yılında Bolivya’da ayaklanan Quechua ve Aymaralar, diğer halk kesimleriyle ittifak hâlinde, ABD merkezli Bechtel şirketi öncülüğündeki bir konsorsiyumun suyu özelleştirmesinin önünü kestiler; ardından da 2003’deki altı haftalık “Gaz Savaşı”yla hem siyasal dengeleri altüst ederek ülke tarihinde ilk kez cocalero (koka yetiştiricisi), sendikacı bir yerlinin, Aymara Evo Morales’in devlet başkanlığının yolunu açtılar, hem de doğalgaz ve hidrokarbon kaynakları üzerindeki ÇUŞ denetimine son verdiler. Şili’de iki Mapuche kadın topraklarını satmayı reddetmekle, İspanya’nın en büyük enerji şirketlerinden birinin Bio Bio nehri üzerindeki santral projesini suya düşürdüler.
Mapucheler 2004 yılı boyunca ata topraklarını oluşturan Bio Bio ırmağı güneyindeki ormanları ABD’li, Japon ve Avrupalı kereste şirketlerine karşı hayatları pahasına savunan bir mücadele sürdürdüler. Arjantin’in Salta ve Jujuy’unda başını yerlilerin çektiği bir halk muhalefeti, büyük şirketlere toprak satışlarına karşı dişiyle tırnağıyla direndi. Paraguay’da toprakları sığır yetiştiricilerinin tehdidi altındaki Ayoreo-Totobiegosode’ler, Brezilya’da ise madencilerle sığır yetiştiricilerin topraklarından ettiği Makuxiler, Wapixanalar, Ingarikólar, Taurepanglar ve Patamonalar yurtlarını savunmak için gündelik bir mücadeleyi sürdürüyor. 2004 Şubatı’nda Lenca halkı Honduras’ta otoyolları çokuluslu şirketlerin nakliye işlemlerine kapattı. Yine Orta Amerika ülkelerinin ve Inter-American Bank’in 2002’de serbest ticaret anlaşması Plan Puebla Panamá’yı (PPP) askıya almasında etken olan, örgütlü yerli direnişiydi. Kolombiya’da Embera Katio halkı Urrá hidroelektrik santralı (1996-2002) ve Urabá su şebekesi (2001-2003) inşaatına karşı su altında kalacak toprakları işgal edip Çevre Bakanlığı’nı bastılar.
Yerli mücadelelerinin bir başka hedefi de, besin güvenliği ve genetiği değiştirilmiş organizmalardır. Yerli örgütleri, ekosistem ve biyoçeşitliliklerinin, genetik kaynaklara erişim haklarının, atasal bilgi ve tekniklerinin ve sürdürülebilir kalkınma tarzlarının savunusu uğruna, radikal biçimler alabilen mücadelelere girişmektedir. Örneğin, Brezilya, Meksika ve Guatemala’da yerli grupları genetiği değiştirilmiş ürün tarlalarını sık sık tahrip etmektedirler. Yerli örgütleri, bunun yanı sıra, Vía Campesina, Dışlanmışların Çığlığı, Latin Amerika Kırsal Örgütleri Koordinasyonu (CLOC) gibi köylü örgütleriyle bağlaşıklık içinde, “Dünya Ticaret Örgütü, Tarımdan Elini Çek!” kampanyasını sürdürmektedir.
Ve gerek ulusal yerli örgütlerinin, gerekse son dönemlerde sıkça gerçekleştirilen Abya Yala[2] kıtasal yerli buluşmalarının sonuç bildirgelerinde, Latin Amerika ülkelerinin ABD ile ekonomik entegrasyonunu öngören ikili ya da çoklu serbest ticaret anlaşmalarına kararlı biçimde karşı durulmaktadır. Örneğin, 2002’de Meksika’daki Yerli Meksika Halkları ve Örgütleri Ulusal Toplantısı’nın nihaî belgesi, “Chilpancingo Bildirgesi”, serbest ticaret anlaşmalarının “egemenliği büyük ulusal ve ulusaşırı sermayeye devrettiğini, çoğunluk çıkarlarına sırt çevirdiğini ve halklarımızın çoğulluk ve çeşitliliğini reddederek, türdeş bir ulusu korumaya çalıştığını” bildirmekteydi. Benzer biçimde, Kolombiya Ulusal Yerli Örgütü (ONIC) de bu anlaşmaları “topraklarımızı, kültürlerimizi, bilinçlerimizi ve bizatihî doğayı yeniden sömürgeleştirme yolunda yeni bir haçlı seferi” olarak tanımlamaktaydı. Ve 2002’de Ekvator’un başkenti Quito’da düzenlenen yerli örgütleri kıtasal zirvesinden sonra yayınlanan “Abya Yala Yerli Halklar Bildirgesi’nde Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi (FTAA) konusunda şu ifadeler yer alıyordu:
FTAA çevreye büyük zarar vererek topraklarımızdan sürülmemize yol açacaktır. Suyun özelleştirilmesine ve genetiği değiştirilmiş besinlerin genel kullanımına boyun eğmek zorunda bırakılacağız. Emek hakları ve çalışma koşulları daha da kötüleşecek. Halklarımızın yaşam koşulları ve sağlık koşulları, sosyal hizmetlerin özelleştirilmesi kabul edilip uygulamaya sokuldukça, daha da kötüleşecek. Hâlen hayatta kalabilen pek çok küçük ve orta boy işletme iflas edecek. Toplumdaki demokratik haklar, daha da sınırlandırılacak. Yoksulluk, eşitsizlik ve adaletsizlik daha da artacak. Hâlâ sahip olduğumuz atasal kültürler ve etik değerler tahrip olacak. Ulus-devletleri bile parçalayıp bütünleşik sömürgelere dönüştürecekler. Planlarınız yürürlüğe konuldukça bizler parçalanıp tasfiyeye uğrarken, nasıl bir bütünleşmeden söz ediyorsunuz? Önerinizin temeli rekabet, her ne pahasına olursa olsun kâr elde edip biriktirme arzusu, adaletsizlik, halklara ve kültürlere saygısızlık, ve hepimizi piyasanın, tırmanan tüketimciliğin parçası kılma arzusu olduğu sürece, bize nasıl bir bütünleşme öneriyorsunuz? İnsanların birincil ve en önemli ilişkisi toprak anayla ise ve siz böyle bir ilişkiden yoksunsanız, nasıl bir bütünleşme öneriyorsunuz bize?[3]
Benzer açıklamaları, 2000’lerin ilk yıllarında Meksika Yerli Halkları ve Örgütleri Ulusal Buluşması (12-13 Eylül 2002, Chilpancingo Bildirgesi); Ekvator Yerli Ulusları Konfederasyonu (CONAIE), Kolombiya Ulusal Yerli Örgütü (CONAIE) (“Amerika Yerli Halkları ve FTAA Uluslar arası Semineri”, Eylül 2002, Bogotá); Peru Cangılı Etnilerarası Kalkınma Derneği (AIDESEP); Kolombiya Ulusal Yerli Örgütü (ONIC) (Kolombiya Yerli Halklar Kongresi, Kasım 2001); Venezüella Ulusal Yerli Konseyi (CONIVE); Amazonia Havzası Yerli Örgütleri Koordinasyonu (COICA); Honduras Halk ve Yerli Örgütleri Sivil Konseyi (COPINH); Panama Kuna Genel Kongresi, Pan-Amazon Sosyal Forumu, Şili ve Bolivya’nın çeşitli yerli örgütleri de pek çok kez yapmışlardır.
Görüldüğü üzere, günümüzde Latin Amerika yerli hareketlerinin yönelişi, kültürel haklarla sınırlı olmaktan çıkmış, sınıf savaşlarına ve ülkelerinin dış politikalarına yönelik doğrudan müdahalelerine dönüşmüştür. Bu hareketlerin Bolivya ve Ekvator gibi, nüfusunda yerlilerin ağırlıklı bir yer tuttuğu iki ülkede yol açtığı radikal siyasal değişimleri, az ileride ele alacağız.
Bu gelişmeler nedeniyledir ki, CIA’e bağlı Ulusal İstihbarat Konseyi, 2002 tarihinde yayınladığı “Küresel Eğilimler, 2015” başlıklı raporunda, kıtanın yeni bir tehditle, yerli direniş hareketlerinin tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirtmekteydi
Yerli hareketlerinin bu anti-neo-liberal yönelişi, hiç kuşku yok ki, Latin Amerika’da yürürlüğe sokulan yapısal uyum programlarının kıta ekonomilerini yeniden hammaddeye bağımlı hâle getirişiyle bağlantılıdır.
Ulusaşırı sermayenin gücü karşısında yerli toplulukların elde ettikleri özerkliğin fazla bir işe yaramadığı, cemaatlerin şirketlerle “müzakere”lerinde güçler dengesinin belirgin bir biçimde orantısız olduğu böylece ortaya çıkmıştı.
Yukarıda da gördüğümüz gibi, kıtadaki yerli örgütlerinin, bu duruma tepkisi gecikmedi. “Yerli özerkliği”ni devleti (daha doğrusu sosyal devlete değgin kamu harcamalarını) daraltmanın ve devlet bürokrasilerini bypass ederek kendileri için stratejik değer taşıyan kaynaklara yakın yaşayan cemaatlerle doğrudan ilişki kurmanın daha rantabl olduğu gerekçesiyle destekleyen neo-liberalizmle “ittifakları” kısa ömürlü olmuştu.
Bu koşullarda, yerli örgütleri, 1980’li yıllardan itibaren benimseyegeldikleri kimlik ağırlıklı/kültürel talepler eksenli mücadelelerini, bir kez daha iktisadî ve sosyal içerikli talepleri de kapsayacak tarzda esneterek toplumun neo-liberal siyasalarca marjinalleştirilen kesimleriyle ittifakı önlerine koydular. Bu, yerli halkları diğer muhalif kesimlerle toplumsal ve siyasal düzlemde buluştururken, Latin Amerika ülkelerindeki muhalefet hareketlerinin taleplerini derinlemesine etkileyerek kimlik ve çevreye ilişkin iddiaları içermelerine yol açacaktı. Öte yandan da, yerli hareketlerini muhalif siyasalarla bütünleştirerek tarihlerinde olasıdır ki ilk kez, yalnız kendi adlarına değil, aynı zamanda ulusun bütünü ya da tüm ezilenler adına söz söyledikleri bir platforma taşınmalarını sağladı. Bir başka deyişle, tarihlerinde ilk kez ulusal düzlemde siyasete müdahil olmaya başladılar.
Bu gelişme, meyvelerini kısa sürede verecekti. Yerli nüfusun yoğun olduğu ülkelerden bazılarında halkçı-sol iktidarların kurulmasında yerli mücadelelerinin öncü rol üstlendiği bilinmektedir. Örneğin, Ekvator’da başı yerli çoğunluğun çektiği birbiri ardı sıra patlak veren ayaklanmalar sonucu, dört devlet başkanı devrilerek sol-halkçı lider Rafael Correa’nın devlet başkanlığının yolu açılmıştır. Benzeri bir süreç, yani güçlü ve yığınsal bir yerli muhalefeti, Bolivya’da da Aymara yerlisi sendikacı Evo Morales’in iktidarının önünü açmıştır. Ülkenin güneyindeki Chiapas eyaletindeki Mayaların örgütü EZLN’in ayaklanması ise Meksika’nın siyaset sahnesinde radikal değişiklikleri tetikleyecektir…
* * *
Sonuç olarak, kıta yerlilerinin çerçevesi neo-liberalizm tarafından çizilmiş bir özerkliğin sınırlarını hızla aşarak koşullarını diğer ezilen kesimlerle birlikte belirleyecekleri yeni bir ortak yaşamın biçimlenişine katıldıkları vurgulanmalıdır.
Böylelikle, yerli halklar, tam da yitip gittiklerinin düşünüldüğü bir momentte yeniden tarih sahnesine çıkarak, kıtanın büyük çoğunluğunu yoksulluk ve yoksunluğa mahkûm kılan tarihsel koşul ve bağlantıların tersine çevrilmesinde en önemli aktörlerden biri olmuştur…

16 Şubat 2011 19:32:56, Ankara.

N O T L A R
[*] Yeni Harman, No:151, Mart 2011-3…
[1] W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 534, 2’inci baskı, 1986, s.133.
[2] Yerli örgütlerinin kıtasal buluşmalarında Amerika kıtasını tanımlamada kullanılan Abya Yala terimi, Panama ve Kolombiya Kunalarının dilinde “Yaşam Kıtası” anlamına gelmektedir.
[3] Quito’daki zirveye Ekvator yerlilerinin örgütü CONAIE, Bolivya’dan CONAMAC, COICA ve CSTUCB, Panama’dan Kuna Gençlik Hareketi, Kolombiya’dan ONIC, Meksika ve Şili’den sektörel ve bölgesel örgütler katılmıştı. Bkz. J. Houghton ve B. Bell, “Indigenous Movements in Latin America”, Center for Economic Justice, Other Worlds, 2004: 15-16.
Sibel Özbudun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com