Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Bizden Makaleler > Sibel ÖZBUDUN

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi BİR “KÜLTÜREL” YARA OLARAK İŞKENCE
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
996
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 15.Temmuz.2011, 18:05   #1
 
Sibel Özbudun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sibel Özbudun
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 17.Şubat.2011
Üye No: 34464
Mesajlar: 18
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Standart BİR “KÜLTÜREL” YARA OLARAK İŞKENCE

BİR “KÜLTÜREL” YARA OLARAK İŞKENCE[1]

SİBEL ÖZBUDUN

“Kalbim!
bu acıya dayan
varsın işkenceler dağlasın seni
duru bir gök için vahşete katlananlar
acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı.”[2]

Aslına bakılırsa, genel olarak şiddet, özel olarak da işkence gibi spesifik bir konuda katkıda bulunmak üzere antropologların çağrılması adetten değildir.
Hukukçular tabii; tıp doktorları, mutlaka; psikolog-psikiyatrlar, elbette; sosyologlar, neden olmasın?
Ama antropologlar? Belki de hâlâ köy köy, mezra mezra dolaşıp köylülerin ya da göçerlerin adetlerini, kültürlerini inceleyen, malzemelerinin koleksiyonunu yapan, ya da ne bileyim başka kıtalarda, balta girmemiş ormanlarda uygarlıkla hiç karşılaşmamış o son kabileyi arayan exotica avcıları olarak algılandıkları için…
Oysa yerküreyi tek bir piyasa etrafında bütünleştiren “dünya sistemi” exotica’yı çoktan içine dahil etti bile. Tabii antropologu da.
Böylelikle, antropolog da ister istemez ilgi alanını oluşturan yerli halklarla birlikte, bugün burada ele alacağımız konunun, devlet şiddetinin birincil muhatapları arasına dâhil oldu. Yalnızca bu dahi, antropologu devlet şiddeti ve işkence ile ilgili tartışmalar alanına çekmeye yeterlidir.
Ama işkencenin ele alınmasında antropolojik bir bakışın gereği salt bununla açıklanamaz.
İşkenceci, “kurban”ına salt fiziksel acı vermekle yetinmemektedir, yetinemez çünkü. Fiziksel acının sona erer ermez unutulup gideceğini bilir.
O en çok, mağdurun kişiliğini, benlik duygusunu hedeflemektedir; kültürel olarak biçimlenmiş benlik duygusunu.
Evet, işkencecinin bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak yok etmeyi hedeflediği, muhatabının benlik duygusu, kendine verdiği değer, onu ayakta tutan değer sistemidir.
Bu benlik, bu değer sistemi ise kültürel olarak biçimlenmiştir.
Abu Gurayb cezaevinde, erkek muhatabını çırılçıplak yere çöktürmüş, boynuna bir tasma takmış, yerlerde sürükleyen ABD’li beyaz kadın askerin görüntüsü aklınızda olmalı. Sadistçe bir sahneydi, doğru. Ama onun ötesinde bir şeydi.
Kurbanın genç Arap erkeği, zalimin ise Batılı genç beyaz kadın olduğu, kılı kırk yararcasına hazırlanmış bir “kültürel performans”tı.
Arap erkeğinin eril egosunu en can alıcı noktasından vuran... Olayın fiziksel acıları çoktan geçtikten, yaralar iyileştikten çok sonraları da kanamaya devam edecek bir kültürel yara.
Bu sahnenin rastlantısal olmadığını, ya da bireysel bir sadizmin ürünü olmadığını, Seymour Hersh’ün 2004 yılı Mayıs ayında ‘New Yorker’ dergisinde yayınlanan bir makalesinden öğrenecektik. Hersh, Abu Gurayb’de uygulanan işkencelerde, Raphael Patai adlı ABD’li bir etnologun 1970’li yıllarda yayınlanan ‘Arab Mind /Arap Zihniyeti’ başlıklı kitabından, özellikle de Arap erkeğinin cinsel değerleri üzerine bölümden yararlanıldığını açıklamıştı.
Bu, bu topraklardaki işkence mağdurları için de yabancı bir konu değil.
İşkence mağdurlarının kaba dayağın, tazyikli suyun, elektriğin fiziksel acısı çoktan geçtikten sonra unutamadıkları ve kendilerini belki de yaşam boyu karabasanlara boğan sahneler, bu saydıklarım kadar fiziksel acı vermeseler de, cinsel mahremiyetlerine yönelik saldırılardır: Erkek ya da kadınları çırılçıplak soyma, elle taciz, cinsel organlara elektrik verme, tecavüz tehdidi, tecavüz, mağdurları birbiriyle ilişkiye zorlama, mağdurların gözleri önünde eş ya da çocuklarına uygulanan cinsel zorbalık…
Ya da bu coğrafyanın genellikle kalabalık ailelerden gelen, çoğu yatak odasını diğer aile fertleriyle paylaşarak büyümüş, kolektivizme yatkın insanlarına F-Tipi hücre tecridinin dayatılması… Hem de bunun bir “AB standardı” olduğu savıyla... [Hemen belirtelim, “kendine ait bir oda”, bireyi öne çıkartan bir Batı kültürel idealidir; kardeşlerin, arkadaşların birbirlerinin giysilerini, aksesuarlarını paylaşarak büyüdüğü, insanların her karşılaşmalarında birbirinin boynuna sarılarak öpüştüğü bu coğrafyanın değil…]
Hayır, bu tür edimler, yalnızca işkencecilerin psikopat, sadist, sapık vb. olduğunu göstermiyor. Daha önemlisi, onları, genetik kodlarının yanı sıra ayakta tutan ikinci bir kod sistemi olarak tanımlayabileceğimiz kültürel kodlarını tahrip etmek üzere eğitildiklerini, kültürel benlik ve bütünlüğün işkencenin birincil hedefi olduğunu gösteriyor.
Böylesi bir “kültürel program”ın varlığı dahi, öte yandan, işkencenin münferit, arızî bir görüngü, devlet yetkilerini suistimal eden bir takım yetkililerin arızî edimleri değil, planlı, istemli, örgütlü bir devlet tasarrufu olduğunu açığa çıkartmaktadır.
Bu durum, kanımca bugüne dek ihmal edilegelmiş önemli bir sorunun gündeme getirilmesini sağlıyor.
Bir yandan işkence mağdurlarının rehabilitasyonunda, bir yandan da işkencenin devlet(ler) tarafından işlenen tasarlanmış, taammüdî bir insanlık suçu olarak mahkûm edilmesinde, kültürel boyutun üzerinde durmanın önemli olduğunu gösteriyor.
Güvenlik güçlerinin kovuşturmalarının günümüzde ağırlıklı olarak Kürt sorunuyla bağlantılı olarak gerçekleştiği göz önünde bulundurulacak olursa, bu boyutun önemi açığa çıkacaktır.
Gözaltına alınan ve tutuklanan Kürt sanıklar üzerinde uygulanan devlet şiddetinin kültürel boyutu örneğin, oldukça az dile getirildi.
Bütün bir gün bangır bangır çalan “Türkiyem, Türkiyem cennetim” şarkısını dinlemek zorunda bırakılmak bir Türk milliyetçisi için örneğin, bir “ödül” sayılabilir. Ya da görüşmecisiyle Türkçe konuşmak zorunda olmak, yazışmalarında “Türkçe’den başka bir dil kullanmama” zorunluluğu, hangi siyasal görüşten olursa olsun, anadili Türkçe olan bir tutsak için sorun sayılmayacak, hatta ayırtına dahi varılmayacaktır örneğin.
Ama Kürt tutsaklara uygulandığında, bunlar işkence niteliğini yüklenecektir.
Anıları belleklerde taptaze duran o “Kirli Savaş” günlerinde basılan Kürt köylerinde meydanda toplanan kadınların gözleri önünde çırılçıplak soyulup birbirlerinin üzerine çıkmaya zorlanan, insan pisliği yedirilen yaşlı erkeklerden gerçeğinin altını çizmeden geçmiyorum.
Şu hâlde, yaralar kültürel olduğunda, rehabilitasyon da bu kültürel boyutu göz önünde bulunduracak tarzda gerçekleştirilmelidir. Bu ise, rehabilitasyonda görev alan psikolog-psikiyatrın ve de hekimlerin etnoloji/kültürel antropoloji formasyonu almalarıyla mümkün olabilecektir.
Öte yandan, işkencenin kültürel boyutunu sergilemek ve kanıtlamak, onun yetkililerin öne süregeldiği üzere “münferit vak’alar” değil, tasarlanmış, planlı, hatta özel eğitim gerektiren bir edim olduğunu açığa çıkarmada önem taşımaktadır. Bu ise, konunun hukuksal boyutudur.
Toparlamak gerekirse, işkence, devlet yetkesini kullananların elindeki bir caydırma, yıldırma, cezalandırma aracıdır. Mağdura yalnızca fiziksel acı vermeyi değil, ondan daha çok, -kültürel olarak biçimlenmiş- onurunda onmaz yaralar açmayı, benlik bütünlüğünü parçalamayı hedefler.
Kültürel yönü dikkate alındığında, tecrit gibi, anadil dışında bir dille iletişim zorunluluğu gibi, küfür/hakaret gibi, cinsel taciz gibi, doğrudan fiziksel acı vermeyen edimlerin de işkence kapsamında değerlendirmek, bir başka deyişle bir “kör alan”a görünürlük kazandırmak, mümkün olacaktır.

N O T L A R
[1] ‘26 Haziran Dünya İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ dolayısıyla 24 Haziran 2011 günü Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından düzenlenen “İstanbul Protokolü Işığında İşkencenin Soruşturulması ve Önlenmesi” başlıklı panelde yapılan konuşma… Newroz, Yıl:5, No:179, 6 Temmuz 2011…
[2] Arkadaş Zekai Özger, “Kan Reçetesi”.
Sibel Özbudun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com